Ülkemizde 6 bin 185 kanser hastası var ve mevcut rakama her yıl ortalama 600 vaka ekleniyor. Ölüm sebepleri arasında da (kazalar hariç) birinci sırada bu amansız hastalık. Nüfusa göre inanılmaz bir rakam.

Düşünüyor insan, bulamıyor. Fabrika yok, Türkiye veya dünyanın birçok büyük kentlerindeki hava kirliliği yok, ada ülkesi olması dolayısıyla fazla stres yok. Geçim sıkıntısı desek, o da birçok yerle kıyaslandığında hastalık yapacak boyutta değil, öyleyse?..

Dün Kıbrıs Türk Tabipler Birliği Başkanı Suphi Hüdaoğlu’ya konuştuk kanser konusunu. Hüdaoğlu tarım ve haşere öldürmekte kullanılan ilaçların birinci dereceden sorumlu olduğunu söyledi ki çok akla yatkın.

İlaçlama konusunda belediyelere çağrı yaptı. “Sinek için ilaç sıkmayın” dedi. “Tarım ilaçlarının miktarını denetleyin” dedi.

Ve bu konuyu belediyelerle konuştuklarını, belediyelerin “vatandaş istiyor” dediğini anlattı.

Burada anti parantez belirtmeli; Belediyeler “vatandaş istiyor” noktasında haklı çünkü vatandaş bölgesinin ilaçlanmasını en büyük “belediye hizmeti” olarak algılıyor.

Sıkça duyduğumuz “bizim Belediye çok iyi çalışır, sabah akşam ilaçlar” ya da “bizim muhtar iyidir; ilaçlata ilaçlata sineği azalttı” cümleleri de bu algının destekçisi.

Dün bir arkadaşa ilaçlama konusunda belediyeden memnun olup olmadığını sorduğumda “ilaçlıyorlar, çok memnunuz” yanıtını veriyor.

Aynı soruyu bir başkasına yönelttiğimde, “bu aralar sinek çoğaldı, ilaçlamıyorlar galiba” diyor. Ben bu ilaçların kanserojen etkisinden bahsettiğimde de “bilmiyorum…öylemiymiş… ilaçlamasınlar o zaman” deyip ağız birliği etmişçesine çark ediyorlar.

Belediyelere dönersek; vatandaş deyince akan sular duruyor. Ne de olsa “Mahallemi ilaçlıyorsun, oyum sana” durumu var. Onu bir tarafa koyalım, belediye; “İlaçlamıyorum, çünkü sizi zehirlemek istemiyorum” dese kim inanır!

İkinci tehlike tarım ilaçları. Meyve ve sebzeleri zararlı bakteri ve organizmalardan korumak amacıyla kullanılan kimyasallar kansere ve kısırlığa yol açabiliyor. Söz konusu kimyasalların, kalp ve karaciğer üzerinde toksik etki yaptığını gösteren çalışmalar var.

Gerek üreme sistemi üzerine gerek tüm insan vücudu üzerine olumsuz etkileri olan zirai mücadelede kullanılan ilaçlar, bazı ülkelerde yavaş yavaş kullanımdan kaldırılmaya çalışılıyor; ancak ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede bu yapılamıyor, çünkü henüz bu konuda bilinç oluşmuş değil.

Ülkemizdeki tarım alanlarının zirai ilaçlama noktasında denetlenmiyor oluşu bir başka eksiklik. Gerçi denetleseniz ve “standardın üzerinde ilaç bulundu kardeşim. Bu kanser yapıyor, ürününüzü imha edeceğiz” derseniz ne olacak! Oradan kazanacağı fazladan üç kuruşun, üretim esnasında haşır neşir olduğu zehrin etkisini yok edeceğini sanan üretici sizi “emek düşmanı” ilan eder. Zira ilacın zararına tanıklık edecek hastalık aynı gün teşrif etmeyecektir!

***

(Klişe bir laf olsa da) Eğitim şart, kanser konusunda ise haydi haydi şart. Kanser tedavisinde kısa zamanda ciddi bir ivme yakalayan ülkemizde yazık ki, kanserden korunma noktasında yeterli bilgilendirici çalışmalar yok. Bununla ilgili devlet politikası oluşturulması -hem de acilen- gerekiyor. Görünürde kanseri tetikleyici bir unsur olmamasına rağmen bu illette dünya 5. isek bunu eni konu araştıracak bilimsel çalışmalar başlatılmalı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31