Hava yağdı yağacaktı.

Üstelik biraz da soğuktu…

Hani dondurmuyor ama açıkta da durdurmuyor adamı cinsinden.

İşte bu kar kış kıyamette camdan baktım…

Kapkaranlık bir gökyüzü vardı bakan.

Ne bir yıldız yol gösterecek, ne de bir ay vardı…

Sokak lambaları yanıyor yanmasına ama memleket gibi olmuş her taraf.

Kapkaranlık ve sıkıntılı…

Çıksam dedim; gideceğim yeri düşündüm…

Orası burasından farklı değil ki.

O da karanlık, o da kasvetli.

Arkadaşlardan birkaçını aradım…

“Gidip kafaları çekelim. Ya karanlıkları görmeyecek kadar ayık, ya da evin yolunu bulamayacak kadar kayık oluruz”, dedim.

Kimseden ses çıkmadı.

Birisi, “İşler kötü masrafa giremem” dedi…

Diğeri, “Evde yapılacak işlerim var; hanım köftelik et istedi; alışveriş yapacağım” dedi, bahane etti.

Neticede füze gibi fırlamış dedikleri ülkede gecenin karanlığından kaçmak için bile içmek zor oldu.

Biraz keyifsiz, biraz canım sıkkın çıktım…

Bir zamanların duman altı kenti Londra’nın havasını severdim.

Tertemizdi.

Hava kirliliğinin en üst seviyesinde olan İstanbul’dan oraya gittiğimde nasıl başardılar diye hep şaşırırdım.

Ta ki doğal gaz denilen mucizenin buralara gelmesine kadardı şaşkınlığım.

Meğer temizliği yapan doğalgazdı…

Nurettin Sözen zamanında başlamıştı.

Alt yapı çalışmaları birkaç yıl sürmüştü.

Ne trafik trafikti ne yollar şehirle uyumluydu.

Her taraf çamur her taraf pislikti.

Ha köyde eşeksırtındasın, ha İstanbul’da dolmuşta.

Üstelik hava kirliliği de devam ediyordu onun döneminde.

Derken her şey bitti; evlere gaz bağlantıları başladı; RTE geldi…

Birden mucize gibi oldu…

Yollar asfaltlandı, trafik rahatladı, hava tertemiz oldu.

Ve en şaşırtıcısı bahtsız Sözen zamanında yağmayan yağmur birden yağmaya başladı…

Ki hala devam ediyor yağış…

RTE ile ilgisi yoktu hiçbir şeyin…

Ama kime sorsanız Sözen’i hatırlamıyor…

Sanki İstanbul’un havasının temizliği, ulaşımının nispeten rahatlaması, Haliç’in temizliği, metronun ilerlemesi…

Hep RTE’den, AKP’den.

Her neyse…

Çıktığımda hava yağdı yağacaktı üstelik biraz da soğuk…

İki elim cebimde arabaya doğru yürürken telefon çaldı…

Arayan Kıbrıs’tan bir arkadaşımdı…

-Ne zaman gelecen? Diye sordu.

Canım kapkaranlık hava gibi sisliydi.

Sıkılıyordum yani.

Havaya bir daha baktım…

Boğucuydu…

Sordum ona, “Kıbrıs’ta hava nasıl?”

-Bildiğin gibi kötü, üstelik şimdi de açlık grevleri başladı buralarda.

Yolda sular içinde bir teneke kutu vardı.

Vurdum tekmeyi yürüdüm.

Nasılsa önüm de karanlıktı, döneceğim yer de.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31