Bir çocuk…

Çocuk!

Döverek öldürülüyor.

Döverek!

Sonra götürülüp bir çöplüğe atılıyor.

Evimizde yaşayan kedimizin, köpeğimizin, kuşumuzun, hatta balığımızın mezarı vardır, bir çoğumuzun. Öyle götürüp çöplüğe ya da ovanın ortasına atmayız.

Atamayız!

İtiraf etmeliyim ki, sevgiyi tanımlarken ya da sadece “seni seviyorum” derken karşımdakiler, bugüne kadarki hayatımda “sevgi doğal bir içgüdü, insan evindeki kediyi de çok sever” derdim.

Meğer ne kadar çuvallamışım.

İnsan karmaşık bir yaratık. İçgüdüleri ve yapabilecekleri sınırsız.

O yüzden bu dünyanın en çok insanlardan korunması gerektiğini de düşünmüşümdür, sayısız örnek karşısında.

Günlerdir, Küçük Mustafa’nın hikayesiyle ürperiyoruz. En başından bir ihtimal olarak içimizde olsa da “bir çocuk öldü” diyememenin ağırlığı, “bir çocuk öldürüldü” gerçeğinin urganı oluyor boğazımızda.

Gerçekten haberleri okuduğum her anda düğümleniyor boğazım.

Ve bir insan bir çocuğu döverek öldürüp, bir çöplüğe atarken ve ben bu satırları boğazım düğümlenip yazarken, muhtemelen avda olan, yeni doğum yapmış kedimin ne zaman eve döneceğini bekliyorum.

Küçük yavrular her miyavlayışında kalbim bir kat daha ezilirken…

Kedimin mama tabağına gelmediği her an biraz daha korkarken…

Küçük Mustafa olayı, sanırım Kuzey Kıbrıs’ta bir ilk örnek. Hafızam beni yanıltıyorsa da çok örnek hatırlamayanlarımızın fazla olduğunu biliyorum.

Çeşitli linç girişimi örnekleri yaşasak da bu kadar öfkeli ve infial içinde böylesi kalabalık linç isteklerimizin örneği de fazla değildir.

Tepki gösterdiğimiz şeye benziyoruz aslında gösterdiğimiz öfke şekillerimizle.

Şimdi herkes mahkemeden en ağır cezayı bekliyor. Oysa suçu cezayla örtmekten fazla, önleyebilmek sorumluluğu vardır devletlerin.

Tabii Sevgili Cenk’in de dün yazdığı gibi “eğer bir devlet varsa”.

Çünkü öyle kurdele kesmekle devlet olunmuyor, gerekten.

Ama eğer kendini kanıtlamış, benimsetmiş bir devlet olsa, bu sistemin içinde çalışan bir sosyal hizmetler birimi olduğu bilinse, bugün Küçük Mustafa yaşıyor olurdu.

Muhtemelen önceki hayatından da daha mutlu şekilde.

Hikayeye baktığımızda Mustafa’nın aç ve yalnız bırakıldığını, ağır şekilde dövüldüğünü anlıyoruz. Münferiden değil, sistematik bir alışkanlıkla, üstelik.

Buna şahitlik eden öğretmeni ve komşuları ise, zor durumdaki bir sokak kedisine gösterilen şefkatle rahatlatmış vicdanlarını.

Biraz yemek vererek ve biraz başını okşayarak.

Sonra da gece yatıp uyuyarak.

Yanlış anlaşılmasın, samimiyetle bu küçük çocuğu evine alan ya da ilgilenen kişileri yargılamak değil asla amacım. Belki aynı şeyi yapacaktık, binlercemiz.

Çünkü devlete ve sisteme inanç olmayınca, bir yerlerde devlet kendini gerçekten hatırlatmayınca kimsenin aklına gelmiyor, zor durumda olan bir çocuk için devletten koruma talep etmek.

Hoş, anne bir süre önce kendisi gitmiş anlatılanlara göre, ama kapı dışarı edilmiş.

Sokakta bulduğumuz yaralı hayvanı en yakın veterinere götürebiliyoruz ama ne acıdır zor durumda olan bir çocuğu götüreceğimiz bir yer yoktur, bu ülkede!

Gelişmiş ve birçok gelişmekte olan ülkede, çocuğa şiddet ağır cezası olan, biyolojik ailesinden o çocuğun alınmasıyla sonuçlanan bir suç.

Değil öldüresiye dövmek ve bunu sürekli yapmak, iki şaplak atmak bile yasayla cezalandırılıyor. Sonuçta şiddet şiddettir, derecesi olmaz.

Ve bu ülkelerde, sokakta bulduğunuz yaralı hayvanı götüreceğiniz adresin belli olduğu kadar bellidir, zor durumda olan yalnız, aç ve dayak yiyen bir çocukla ilgili ne yapacağınız.

Küçük Mustafa olayı, adada nüfus çoğaltmayı başat marifet sayarak bir politika izleyenlerden, bu politikayı uygulayanlara, buna oy verip canlı tutanlardan, sessizlikle izleyenlere kadar ibretlik bir olaydır.

Önce sistemdir, katili Mustafa’nın. Sonra suskun kalan biz, hepimiz. Linç edeceğiz diye sokaklara koşan, öfke kusarak vicdanını rahatlatmaya çalışanlar, sonra.

Ve bunları değiştiremeyerek aciz kaldığımız her gün katili oluyoruz Mustafaların.

Yani o son vuruşu yapana gelene kadar temizleyecek çok kan var bizim de ellerimizde.

O yüzden katil zanlılarına öfke kusarken, bu kez olsun başımızı eğip bu ülke için ne yaptığımızı da düşünelim.

Yoksa birileri katil olurken, biz hep katil kalacağız, bu örnekler çoğalırsa.

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31