Yalnızca ülkemize mi yabancılaştık diye düşündüm dün kahvemi içerken. Ya da bir “Kıbrıslı” içtiğim bu kahve mi kaldı diye. Yüksek lisans yaparken Muharrem Faiz’den aldığım derslerden bir tanesinin konusuydu yabancılaşma. Gerçi derste anlatılan köyden kente gelen insanların kendilerini yabancı hissetmesiydi. Ben niye kendimi yabancı hissediyorum öyleyse diye sordum ve hemen cevabını verdim; “ evet köyden kente gelenler yüzünden!!!”

Çocukken değil yalnızca ergenlik yaşlarına kadar yürüdüğüm Eski Lefkoşa’nın sokaklarında Kıbrıslı Türklerin ya da yaşlı amcaların içtiği kahve manzaraları vardı.  Kimileri kağıt oynardı kimilerinin de hararetli Kıbrıs konuşmalarına şahit olurdum.  Şimdi yerlerini aşırı kalabalık Kürt Kökenli ya da arap kökenli Türkiye’den gelen işçiler aldı. Benim çocukluğumun büyük bir kısmı Yenicami’de geçti. Yani birçok Lefkoşalı gibi Surlariçi çocuğuyum bende.  

Kahvemden bir yudum daha aldım ve kapı önünde oturan Kıbrıslı kadınları hatırladım. Çok klasik bir cümle oldu değil mi? Evet klasik bir cümle oldu, zira hepsi de eski de kaldı. Yalnız klasik arabalar gibi bile koruyamadık onların hatıralarını pek çok ev işçi yatı evi oldu. Şimdi de şikayet ediyoruz onlardan. Doğa boşluk tanımaz beyler, bırakıp kaçmayaydınız.  

Daha önce türeyen Lefkoşa dilencilerini yazmıştım; bugün menüde Lefkoşa’nın fakir çocukları var. Hem de 7 yaşındaki bir çocuğun 3 ila 5 yaşındaki kardeşlerine baktığı, anneleri babaları kaçak olarak çalışan çocuklar. Aslında bu da bir başka dram.

Her ne kadar onları “istemesek” ya da onlardan sıkılsak dahi onlarda bir yaşam sürdürmeye çalışıyorlar ve onların da yaşamak hakkı.  Ama gelin görün bugüne kadar hem Ankara Hükümetlerinin hem de KKTC Hükümetlerinin kurbanı oldu bu insanlar.  Cebinde 50 TL’yle turist diye gelip binlerce kaçak haline dönüştüler. Siyasileri bu konuda ne zaman sıkıştırsam “biliyorsun elçilik bırakmıyor” deyip geçiştiriyorlar. Oysa ki ben biliyorum Elçiliğin bu tür şeylere göz yummadığını eğer siz Hükümet olma erkini yerine getirirseniz.

Okulların da kapanmasıyla sokaklar Fakir çocuklarla doldu taştı. Birçoğunun ayağında ya “POTİN” yok ya da yırtık elbise var üstlerinde. Para yok işte, ne yapsın ki insanlar. Onlara rastlıyorum bol bol. Büyüyeceklerde adam olacaklar; neyle nasıl?.. Evet yabancılaşma dedim yazının başında. Ben ırkçı değilim bunu söyleyeyim ancak sokaklarda onlarca gördüğüm kirli ve bakımsız çocuklara da birilerinin sahip çıkması gerekiyor; her ne kadar onlar bizim çocuklarımız olmasa da.

Rahmetli Kemal Tunç da geldi aklıma. Son zamanlarında çokça görüşmüştük. En son Mizansen Film Sanat Derneği’nin Kahve Belgeseli’nde oynamıştı. Bizzat kendisini ben götürmüştüm çekimlerinin yapılacağı alana. Dr Fazıl Küçük ile ilgili ne güzel anılar anlatmıştı. Çok uzun sürmedi Kadim dostu Yücel Köseoğlu abimiz de aldı başını gitti Onun yanına.

Birden tüm bu yazdıklarımın sonunda gördüğüm birçok görüntü canlandı zihnimde, eski zamanlardaki manavlar, tenekeciler, çarşıdaki o güzel kalabalık, insanlar, Rauf  Denktaş’ın çarşı ziyaretleri…. Sıkıntı buldu içimi ve kahvemi telvesiyle içiverdim. Tahmin edeceğiniz gibi ağzım acı oldu ve hemen bir bardak su içtim; “kaybettiğimiz onca şeyin üstüne”…

 

Bakan Kaşif, Emine Garip’e yardım etmeli

Yerel gazetelerimizin birinde dün haber olarak çıktı. Emine Garip isimli bir anne, ölecek çocuğu için yardım istiyor. Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif yardımsever bir adamdır, baba adamdır. Bu kadıncağıza yardım etmesi mesajını gönderiyorum kendisine. Ben Emine Garip’in bilgilerine ulaşamadım. Hasta olan çocuğunun yakında öleceğini duyurup yardım istiyor. Otostop yaparak birçok merciye yardıma gitmiş. Yani fakirin ötesinde fakir. Çalışma ve Sosyal Yardım Bakanı Dr Şerife Ünverdi’ye de çok iş düşüyor. Sosyal Yardım Dairesi bir el atsa eli yorulmaz; değil mi Devlet Büyüklerimiz?

 

Okullar artık düğün-kına yeri oldu

Lefkoşa Atatürk İlkokulu’nda geçtiğimiz hafta sonu coşkulu bir düğün gerçekleşti. Kimin düğünü bilmiyorum. Ama olacak iş değil okullarda düğüne, kınaya izin vermek. Biraz araştırmanın ardından öğrendim ki sürekli Atatürk İlkokulunda düğün ya da kına yapılıyor. Haspolat’taki okulda da düğünler oluyormuş. Haberdar olayı araştırdı ve Kına yapanların Eğitim Bakanlığı’ndan izin aldıklarını öğrendi. Bakan Dürüst’ün de haberi var mı acaba?!!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31