Kargalar henüz uyanmamışlardı…

Gün ağardı ağaracak saatteydi…

Ezan henüz okunmamıştı.

Hava açıktı.

O kadar açıktı ki yarım ayın etrafındaki hale net yansımıştı.

Yıldızlara baktım…

Ne kadar da uzaktılar.

Ve bir o kadar da küçük göründüler gözüme.

 Oysa deprem öncesinde hepsi yakın ve daha büyüktüler.

“Ne garip bir dünya” dedim kendi kendime…

Koskocaman uzayda nokta bile değil ama bizim tüm dünyamız o…

Ona bir şey olsa üzülmeye hakkımız olmamalı.

Milyarlarca yıl önce yerini almış, düzenini kurmuş, kendi başına dönüp duruyor etrafındaki diğer kürelerle.

Kim derdi ki kimyasal ve fiziksel olaylar ilk canlıyı üretecek.

Nereden bilinecekti ki o tek hücreliler dinozor mertebesine erişecek.

Ve aslanlar dinozorlardan sonra ormanların kralı olacak…

Oysa insan…

İnsanın yaşadığı kentlere bakıyorum…

Güçlü kuvvetli lider olabilecek tek bir canlı göremezsiniz orada…

Ya köşe bucak saklanarak hırsız gibi evlere girip çıkıp beslenecek fareler var ya da gözle görülemeyecek kadar küçük sinek türü yaratıklar.

Diğerleri ya kölesidir insanın ya da tüketilmişlerdir insanın bölgelerinden.

“Her şey insan için yaratılmıştır” der yaratılışla yatıp yaratılışla kalkanlar.

Otlar insanlara…

Hayvanlar insanlara…

Dağlar, ovalar ve denizler…

Yık, kes, biçimlendir…

Hep insanın gözüne ve işine geldiği gibi döşe…

Haritalara bakıyorum.

Ülkelerin tümünde yollar var.

Bir yerden bir yere gitmek için…

Oysa doğada yola ihtiyaç olmamalı.

Hiç gördük mü yoldan giden bir zürafa?

Veya uçakla giden bir fil?

İnsan gidiyor ve gitmesi için doğasına yani dünyasına hiç acımıyor…

Kargalar henüz uyanmamışlardı…

Gün ağardı ağaracak saatteydi…

Ezan henüz okunmamıştı.

Hava açıktı.

Giderken soldan bir şimşek çaktı.

Baktım.

Bulut yoktu…

Ufuk çizgisi apaktı…

Ay halesiyle ortadaydı.

Fırtına mı gelecekti?

Aradan beş dakika geçti geçmedi; devam eden şimşeklere eşlik eden kara bulutlar belirdi çizgiden.

Yavaş yavaş gökyüzünü doldurdular.

Yaklaşık yarım saat sonra sileceklerin silmeye yetişemedikler yağmur başladı.

Göz gözü görmüyordu artık.

Teknoloji çaresizdi…

Ve insan arabada olsa da biliyordu bu çaresizliğini…

Seller, heyelanlar ve daha nice doğa dediğimiz olaylar yenmişti insanı…

Ay gitmiş, ezan okunmuş, kargalar uyanmışlardı…

Yağmur kısa sürdü…

Şimşekler kayboldu…

Bulutlar geldikleri hızla gittiler…

Hava her kâbus sonrası güneşin doğması gibi apak oldu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31