Adına ne derlerse desinler benim için  dört günlük tatildi, bayram.

Fırsat bu fırsat deyip memlekete geldim, gördüm, yaşadım, arkadaşları ziyaret ettim ve…

Büyük bir gürültüyle sarsıldı uçak, yerinden hareket ederken.

Takır takır dönerken tekerlekler asfaltta, insana bir güven verir gibiydi.

Fırladı tüm gücüyle.

Ve gözlerim kapalı uçağın yerden kesileceği anı tespit etmeye çalıştım.

Takırtılar devam ederken içimden, “Be gavolem pist bitti ama daha kalkamadı bu uçak” dedim.

Dedim, demedim bir boşluk hissi yarattı içimde kalkışı.

Gözlerim hala kapalı, motorların sesini dinliyordum.

Sanki bir arıza varsa anlayacak, bildirecekmişim gibi.

Derken memleket ne alemde son defa göreyim diye gözlerimi açıp baktım aşağıya…

O anda daha, özlem yeniden başladı.

Orada olmayı çok istedim.

Gitmemeyi bir yere.

İmkan olsaydı hani pilota, “Dur ineceğim” diyecektim ancak...

İki tane dağ sırası var Kıbrıs’ta, bizim.

Birisi güneyde, diğeri kuzeyde.

Biri Baf’a, diğeri Toros’lara bakan.

Birinin adı Trodos, diğeri Beşparmak.

Beşparmak TC’nin, Trodos KC’nin elinde mahzur.

Ne biri hakim tüm ülkeye, ne diğeri.

İkisine birden izin almadan gidememek canımı yakıyor.

Uçağın camından aşağıya, yani üzerinden geçtiğim Beşparmaklara bakarken tam bunları düşünüyordum ki gördüm…

Daha da canım sıkıldı.

Çünkü boydan boya  kireçlerle çizilmiş KKTC bayrağı vardı zeytinlerin yerine.

Bu muydu özlediğimiz Kıbrıs diye sordum .

Sonra dağıtmak istedim o anı.

Başımı çevirip biraz ilerideki boşluklara baktım.

Dağları da oymuşlar.

Bayram maryam dinlemiyor, oymaya devam ediyorlardı.

Sermayeydi bunu yapan.

Ama oyan da, oyulanı kullanan da bizden değildi.

İnsan mutfağının duvarını kırar mıydı hiç?

İnsan para eder diye yatak odasının mobilyasını, tuvaletinin klozetini ve bahçesindeki duvarını kırabilir miydi?

Bunu yapanlar bizden olamazdılar.

Gelirken okuduğum Afganistan’da geçen  hikayeyi anlatan kitabı kaldığım yerden yeniden okumaya karar verdim, daha fazla canım sıkılmadan.

Son kaldığım yerde babası 13 yaşındaki kızını evlendirmiş, uzak kente göndermişti.

Bu gün okuduğum kısımda ise Sovyetlerin işgali, ondan kurtulmak için de Afganistan halkının verdiği “onurlu” savaş vardı.

Ancak düşündüm de Sovyetlerin işgalinden kurtulacaklardı ama tıpkı bizim kurtulduğumuz gibi olacaklardı.

Halk bugünleri o günlerde bilemezdi elbet.

Yine dayanamayıp göz ucu ile baktım aşağıya.

Hava açık, gözün gördüğü yere kadar Akdeniz uzanıyordu.

Biraz geriye dönüp baktım…

Girne sahili boylu boyuncaydı.

Bir tarafı Kormacit Burnu, diğer yanı Beşparmak dağları…

Kormacit’ten silüeti görünen Trodos Dağları tüm haşmetiyle oradaydı.

Ve güzelim sahil.

Boşluk bırakmamışlar.

İçimden yine daldım karanlıklara…

Kaç kişi kaldık, dedim…

Kaç kişiyiz o sahildeki evlerde oturan.

Gerisi kim bilir kimlerdendi.

Gözden kaybolana kadar baktım sahilimize.

Her şeye rağmen, “keşke bu yolculuk olmasaydı” dedim.

Keşke onurlu savaşlar onurlu bitseydi…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31