Birkaç günlüğüne Kıbrıs’taydım…

Maksat bildiklerimi görmek.

Özlediklerimle sohbet etmem…

Unutturulmaya çalışılan her şeyi bir daha koklamak…

Nerden başlamalı…

Omorfo’dan mı…

Tatlısu’dan mı…

Lefkoşa’dan mı…

Omorfo’dan başlasam iyi olacak…

Yolları, iyi olmasa da en azından arabalar çamur içerisinde yüzmeyecek kadar asfaltlanmış.

Çarşı pazar sessiz…

Belki Cumartesi pazarının kurulmasından belki de her gün böyle bilemedim…

Sordum ilk girdiğim tanıdık esnafa…

İşler?

Hepsi de bıkkın…

Ne yarınları belli, ne oturdukları kentin akıbeti…

Sinek bile yokmuş avlanacak…

Tüccarlar gelmek istemiyorlar Omorfo’ya, nasılsa bir şey satamayacaklar diye…

Bir arkadaşa kahve içip eski günleri konuşmak için gittim …

Eşi tezgahta, babası taburede oturuyorlar.

Babasına yaklaşıp yanına çöktüm,” Napan D…. Dayı?”

-Napayım oğlucum, aha otururum buraşta da beklerim gelsin oğlum…

-Nerde oğlun?

-Camiye gitti…

-Cami?

-Evet…

-Yok da, ma ciddisin?…

-Eyya..

-Zeflemen ya beni?

-Hiç yalan söyledim mi ki şimdi da yalan söyleyim…

-Oğlun gider, ya sen?

-Ben sadece yanından geçerim…

-Peki selam söyleyin…

-Birazdan gelecek kalsaydın…

- Onunla neyi konuşacağım ki bu saatten sonra, hocanın vaazını mı? 

Kusura bakmayın ama bir daha anladım ki bu iş bitti…

Moral bozukluğu başka bir şey…

Arkadaşımın camiye gitmesi canımı sıkmadı…

RTE’nin politikalarının okumuş kişiler tarafından da aynen uygulanmaya başlamasıydı canımı sıkan…

Oysa ki camiye giden arkadaşımla az mı içmiştik yakın zamana kadar…

Pazar günü…

Diğer arkadaşım, ”Tatlısu’da belediyenin tesisler var deniz kıyısında, oraya gel, içer görüşürüz” dedi…

Talısu’ya  giderken hep eskiyle kıyasladım güzergahı…

Asfalt güzel, yol kısalmıştı ama Beşparmakların denize uzanan bölümü yolun geçmesi ile betonarmeleşti.

Birkaç güzel noktadan birisi idi kuzey tarafı, orayı da halettiler ne yazık …

Üzüldüm…

Bir yerde baktım inek papatyalar arasında otlanıyor…

Güneş de tam karşıdan geliyordu..

Ters ışık yani…

Sola sinyali verdim, hızımı yavaşlattım, kenara yanaştım ki yanımdan son süratle geçen bir jeep aniden fren yaparak az ileride durdu…

İçinden fotoğrafını çekeceğim inekten farksız iki tip indi…

-Ulan “ dedi bir tanesi, “öyle durulur mu?”

Elinde tahtaya benzer bir şey vardı…

Özür diledim çünkü İstanbul’da da bulaşmıyor, öyle yapıyorum bu tiplere…

Mafya tipli insanlar doluşmuş sakin ülkeme…

Ekranlarda onlar…

Radyolarda onlar…

Trafikte onlar…

Yine üzüldüm…

Lefkoşa’ya sadece Afrika’da arkadaşlara selam vermek için bir kere, o da akşamüzeri uğradım…

Kendi ülkemde olduğumu hissedebileceğim hiçbir şeye rastlamadım Lefkoşa’da da…

Yoksa gerçekten götürmüşler miydi Kıbrıs’ın kuzeyini…

Bilemedim…

Birkaç gün moral depolamak için geldiğim memleketin elimizden kaymak üzere olduğunu bir daha fark ettim…

Moralim bozuldu ve çok üzüldüm…

Çok…

Dolgun 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5