Ah şu şişmanlığın gözü kör olsun...

Bir hafta tatil yaptık. Tatil derken, boşta gezenin kahyalığı işleri ile ilgilendik... Bu boşta gezmeler sırasında bir ara, Beşparmakların, St. Hilarion ile Kozan Piknik alanı arasında kalan kısmını da arabayla turladık... Otomobilden inmeden, pencereden fotoğraflar çektik!  

İşte “ah bu şişmanlık” diye yakınma sebebim buradaki araba yolculuğuydu. 

İnişler, çıkışlar, virajlar var...

Muhteşem bir manzara; inanılmaz bir oksijen yüklemesi... Çam ağaçları yemyeşil... Mis gibi de bir hava. Sıcaklar geçti...

Diyeceksiniz ki, “şişmanlık neden sorun oluyor?”...

Bu yolu bisikletle gittiğinizi düşünün!

Benim için imkansız... Düz ya da iniş tamam da yokuşlarda dizler sıkıntılı... Pedal çevirmek, ölmekle denk!

Peki yürümek?

O da zor... Yüzme gibi; “aha bugün en az 400 metre yüzeceğim” diyerek, her akşam 4 metre yüzdüğüm gibi...

İndim otomobilden, fotoğraf çekmek maksadıyla; 10 metre yürüyüş, nefes kesildi...

İnsan kendine dikkat etmeli... Ve evet, şişmanlık, dünyanın en kötü hastalığıdır...

Diyetisyen, doktor çok denendi. Hemen önermeyin!

İngiliz devleti benim için ciddi para harcadı. Zayıflatamadı... İlk başlarda sıkıntı yoktu ama son bir kaç yıldır farkındayım, ava bile gittiğimde, araçtan indiğim anda, “aha burası geçit” deyip oturuyorum... Kendi kendimi kandırıyorum; oysa “şişkosun işte!”... Bu kadar basit!

Beşparmaklar’da da öyle oldu geçen hafta...

Bisiklet süremediğim ve yürüyüş yapamadığım için lanet ettim kendime...

“Çok kolay, falanca filanca diyetisyen çok iyi” diyenleri duyar gibiyim... Demeyin, biliyorum...

Olmadı kardeşim, olmadı canlarım benim... Çok denedim diyorum...

İngiliz, Amerikalarda çıkan bir hapı bile denedi üzerimde... 11 sterlin tanesiydi neredeyse... Bedavadan altı ay aldık; döneri çipsi artırdık, 3 de fazladan kiloyla kapattık defteri!

Her sorunun çözümü için çok sıkı irade lazım.

İradenin de ötesinde; “mega kararlı” falan olmak şart...

Zayıflayabilmek için; bunun büyük bir sağlık sorunu olduğunu da kabullenmek gerekiyor...

Kısacası, motor ciddi olarak “teklemeden” çare bulunması kaçınılmaz...

Kıbrıs sorununa geleceğim... Nereden anladınız?

Her konuyu buraya getiriyorum; evet doğrudur...

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, tıpkı benim şişmanlık gibidir...

Ne bisiklete binebiliyoruz, ne de doğru dürüst yürüyebiliyoruz...

Nefes almakta da zorlanmalar başladı.

Şeker, kolesterol, tansiyon iyi değil...

Dizler tutmuyor...

Omuzlarda sürekli ağrı var...

Zayıflamak, yürüyüşler yapmak, hatta koşabilmek, ciddi yüzebilmek sağlıklı olmak demek...

İrade, irade, irade...

Kararlılık, kararlılık, kararlılık...

Bıçak kemiğe dayanmadan, gerçeği görüp hareket etmek şart...

Tam bir hafta sonra 46 oluyorum... Elbette önümde daha şanslar var... Ve zayıflamak için de zorlayacağım ama geç kaldığımı biliyorum...

Kıbrıs sorunu; şişman biridir.

Ve bu sorunun zamanı yoktur; kalmamıştır...

Ya oturup, yağlı – ballı börekler, çörekler, çipsler, kebaplarla ölümü bekleyeceğiz; ya da sağlıklı bir hayatı, uzatacağız... Evet keyiflidir nor börekleri, şeftali kebapları, sütlü börekler, baklavalar, biralar, kolalar, tatlılar, tuzlular...

Yazarken bile ağzım sulanıyor... Ama, aç kalmadan, keyfi sınırlayarak diyet yapıp, sağlıklı sporla şişmanlığı düzenlemek kaçınılmazsa; yani yeme zevkinden ve tembellikten feragat gerekiyorsa, yapacaksınız...

Daha az, daha sağlıklı yemek lazım... Önce şeftali kebabından, yağlı fırın kebabından, kuyruk yağlı şişten, böreklerden uzak duralım... Maraş’ı yasal sahiplerine iade edelim... Zayıflayalım, sağlıklı olalım... Sonrasına bakarız...    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31