Tarih geçmişi anlatır.
Geleceğe yön vermede yardımcı olur.
Kimliğimizi onunla kurarız. Biz kimiz sorusunun cevabıdır.
Tarih derstir.
İstenirse propagandadır da.
Savaş nedenidir!
Hak sağlar, özür dilettirir.
Kahraman hissettirir.
Bağlar kurar, sorumluluklar yükler.

TMK’dan mezun olduğumda az İngiliz tarihi
Üniversite sınavlarına hazırlanırken de acele içinde TC tarihi
Ve oldukça sıkıcı hep tarih ve isimlerle dolu,
öyküden, neden niçin bağlantılarından yoksun yakın Kıbrıs tarihi okudum.
Kısacası tarih sıkıcı bir ezber dersiydi.
Ne bir film izledik ne de üzerinde tartıştığımız, fikirler yürüttüğümüz bir an oldu.

Tarihi ilk olarak nasıl algılanması gerektiğini annem ve babamdan öğrendim.
Tarih çok önemliymiş! Çok yönlüymüş.
Üniversitede Yüksek Lisan yaptığım sürede de
son zamanlarda kendinden çokça söz ettiren ‘Sözlü Tarihe’ ilgi duymaya başladım.

Sözlü tarih disiplinlerarası bir yaklaşımdır.
‘Resmi’ gelenekselleşmiş tarihi yaklaşıma hem tepki gösterir hem de destek sağlar.
Geleneksel tarihin yoğunluğu devletlerarası antlaşmalara, savaşlara,
krallara, sultanlara, komutanlara, başkanlara verdiği için
günlük hayatı, sıradan insanları, marjinal grupları, dışlar.
Tanınmamışları konusu yapmaz.

Bu anlayışla da tarih sadece bir grup insanın geçmişini anlatan,
sadece o belli grupları tanıyan ve yaşatan bir bilime dönüşür.
Sözlü Tarihin amacı ise tarihin önemini azaltmak veya
“bu tarih hatalıdır”, demek değildir.
Amacı geleneksel tarihin değerli bilgilerini, kaynaklarını kullanmak ancak
bu kısıtlı kaynaklara günlük yaşamı, eskiyi hatırlayan kişilerin öykülerini, kurumların arşivlerini, dışlanmışların, yani; zencilerin, kadınların, çocukların yaşadıklarını eklemektir.

Amaç geçmişe bakarken resmi olabildiğince geniş tutabilmektir.
Bir başka değişle sözlü tarik; savaştaki komutan kararları alırken erin ne hissettiğini, neler yaşadığını, köydeki çiftçinin neler gördüğünü, sokak satıcısının savaş hakkında ne düşündüğünü, sokakta savaş hakkında nelerin konuşulduğunu, günlük yaşamı nasıl etkilediğini, o zamanki gazetelerin neler yazdığını, sokakta savaş karşıtı ne gibi protestoların yapıldığını, asker eşlerinin neler yaşadıklarını farklı belleklere danışıp kayıt altına almak demektir.
İşte tarih böylece zenginleşir!
Aynı olay farklı gruplar ve kişiler tarafından farklı şekillerde yaşanır ve yorumlanır.
Bu da tarihin işini zorlaştırır ama bir o kadar da onu demokratikleştirir.

Böyle bir tarih anlayışı ile ben de kolları sıvamış bulunmaktayım. 1939’dan başlayıp günümüze kadar gelen Kıbrıs’ı, Leymosun’u, göçü, savaşı, yeniden yerleşmeyi, büyümeyi, yorgunluğu, başarıyı, bölünmüşlüğü, gayreti, Kıbrıslı Türkün ekonomik durumunu, gururu, direnmeyi, başkanların, büyük devletlerin gözünden değil de farklı kişilerin anılarından anlatan bir sözlü tarih çalışmasına katıldım.
Çalışmanın tam konusu veya ekibi hakkında henüz detaylı bir bilgi veremeyeceğim. Onayların çıkması lazım.

Ancak büyük bir titizlikle başladığımız çalışmada akademisyenler, araştırmacılar, gazeteciler, gönüllüler, Leymosunlular, gençler,- orta –yaşlılar, arşivciler… Var.
Amacımız Kıbrıs ‘resmi’ tarihinin unuttuğu/konusu olarak görmediği önemli bir değeri anlatmak. Bu anlatı bir taraftan Kıbrıs tarihini zenginleştirirken bir diğer taraftan da tüm bu yaşama tanıklık etmiş kişilerin, onu yaratıp, büyütenlerin seslerini, duygularını, çabalarını, meydan okumalarını kayıt altına almaktır.

İyi günler

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31