09 Nisan 2020 Perşembe 09:33
1590 Okunma
İnsanlık için, doğa için, ülkemiz için  bir şeyler yapmanın tam zamanıdır

İnsanlık için,

İkinci Dünya Savaşı’nda, Polonya’dayız...

Hikayemiz orada ve o zamanlarda geçiyor.

Polonya’da binlerce insan, önce Sovyetler’den çok çekti, sürgüne gönderildi, işkence gördü, öldürüldü.

Akabinde de Naziler Polonya’yı işgal etti.

Naziler, Krakov kenti yakınlarında, Dünya Savaşı döneminde, en büyük toplama, zorunlu çalışma ve sistematik katliam ve imha kampını inşa etti. Adına da Auschwitz dendi.

-*-*-

Wi- fi yok...

Play Station yok...

Televizyon yok...

Cep telefonu falan, sıfır...

Polonyalı olmakla gurur duyan, Witold Pilecki diye bir adam var...

Hikayemizin kahramanı da O...

Kitaplata konu oldu ki okuduğum bir kitaptan hikayesini çaldım...

Hollywood filmini de çekti.

-*-*-

Kod isimleri, “Roman Jezierski, Tomasz Serafiński, Druh, Witold” olan kahramanımız Pilecki, Polonya ile Sovyetler arasındaki savaş sırasında (1918) “Komünistlere karşı savaşan bir kahraman Polonyalı” unvanını taşıyan vatandaştı. Bayağı rütbelenmiş biriydi.

-*-*-

Bazı tarih kitaplarında, “Polonyalılar daha çizmelerini giyene kadar, Hitler ülkeyi işgal etmişti” diye yazar, orada değildim ama anladığım kadarıyla o kadar çabuk olmuştu bu iş...

-*-*-

Ve Naziler, Polonya’ya Auschwitz denen bir kamp kurmuştu...

Askeri tesis...

Barakalardan oluşan bir hapishane...

Bu arada önceleri onlarca, sonraları yüzlerce ve nihayetinde binlerce Polonyalı esir alınıyor; bu kampa götürülüyor, ortadan da “çözülememiş bir sebeple” kayboluveriyordu.

-*-*-

Bu arada tartışılan bir konuyu en başta zikretmiştim; bir daha yazayım; Sovyetlerin mi yoksa Nazilerin mi daha çok Polonyalı katlettiği tam bilinmiyor.

Sovyetlerin Sibirya’daki gulaglara yani çalışma kamplarına gönderdiği Polonyalıların binlercesi toplu mezarlarda on yıllar sonra bulundu. Ve hala bizim “kayıplar” meselesinde olduğu gibi, hiç bulunmayanları da bulunmaktadır.

-*-*-

Hikayemize dönelim.

Polonyalı vatanseverler, adına Polonya gizli Ordusu dedikleri bir ordu kurdular. Haliyle Witold Pilecki de içinde... (Bu arada belirteyim, adamın adını Vitolt Piletski diye okuyabilirsiniz...)

Neyse bu gizli ordu, almanların inşa ettiği çok büyük hapishane kılıklı binada neler döndüğünü hep merak eder haldeydi.

Auschwitz adlı bu hapishane, Polonyalı önemli subayları, çok değerli insanları resmen yutmuştu.

Doğu Polonya’daki insanları Ruslar, şimdi de Batıdakileri Almanlar mı temizliyordu?

Bir korku sarmıştı herkesi.

-*-*-

Pilecki ve bazı arkadaşlarına göre Aushwitz denen bu kamp, Polonyalı kayıp insanların “kaybolma yeri ve sebebiydi”...

Ama nasıl olurdu?

Bunun araştırılması gerekiyordu.

İşte bu noktada Pilecki, gönüllü olarak kendini ortaya attı ve “ben buraya bir şekilde sızacağım, istihbarat toplayacağım” dedi.

-*-*-

bir şekilde kendini tutuklattıracak, kampa attıracak, sonra oradaki Polonyalı askerleri de organize edip birlikte kaçacaklardı.

Plan buydu.

-*-*-

Pilecki’nin komutanları kendisine kaşrı çıkıyordu çünkü yapacağı bir büyük şişe çamaşır suyu içmekten daha zor bir şey olacaktı!

Neyse, cut it short yani kısa keselim; Pilecki kendini tutuklattı ve ünlü hapishaneye ya da neyse, oraya girmeyi başardı.

Pilecki, “Auschwitz’e gönüllü giren tek kişi” olarak bilinir.

-*-*-

Ve girer girmez, orasının, korkulduğundan da kötü olduğunu gördü tabii ki.

Esirler, sudan sebeplerle vurulabiliyordu. Dik durmadığı için, yorulduğu için öldürülen esirler vardı.

Ölene kadar çalıştırılanlar da oluyordu.

Ve henüz “Yahudiler” getirilmemişti.

Derken onları getirmeye başladılar.

-*-*-

Pilecki iki yılı aşkın süre orada kaldı. Adeta Polonya ordusunu içeride, o zor koşullarda yeniden yarattı. Esirler arasında hiyerarşik yapı oluşturdu hatta herkesin rütbesi bile vardı.

Pilecki, dışarının da yardımıyla ayaklanma hesapları yapıyordu. Bekledi, bekledi ve bu sürede yaşamayı da başardı.

-*-*-

İki yıl sonra “Museviler” ya da “Yahudi toplumu” getirilmeye başlandı.

Önce otobüslerle geldiler.

Sonra tren vagonlarına yığılmış halde getirildiler.

-*-*-

Yahudilerin üzerlerindeki tüm değerli takılar, saatler, elbiseler çalınıyor; sonra gelenlerin büyük bölümü, yeni yapılmış ama kimsenin sokulmadığı “duş” barakalarına sokuluyordu.

O barakalarda hepsi gazla zehirleniyor, sonra yakılıyordu.

-*-*-

Pilecki bu bilgileri dışarıya göndermeyi başardı. Büyük çoğunluğu Yahudi, on binlerce insan her gün öldürülmekteydi. Ölenlerin sayısı “mliyona” ulaşmıştı. Hatta “milyonlar” demek yanlış olmayabilirdi.

-*-*-

Polonya gizli Ordusu’na sürekli bilgi gönderen Pilecki; “... Bu kampı kurtarın; kurtaramıyorsanız, bombalayın, yakın” demekteydi.

Polonya gizli Ordusu tüm mesajları aldı ama Pilecki’nin olayı büyüttüğüne hükmedildi.

Oysa Pilecki, tüm Dünya’ya “burada soykırım yapılıyor” mesajını veren ilk kişiydi.

Mesajı, Polonya’daki bir çok direniş grubuna da gitti. Londra’da kurulu olan Sürgündeki Polonya Hükümeti de bilgilendirildi. Sürgündeki Polonya Hükümeti bu bilgiyi Londra’daki Müttefikler Komutanlığı’na, İngiliz ve Amerikan başbakanı ile başkanına da iletti.

Churchill ve Eisenhower de Pilecki’nin konuyu abarttığını düşündü.

-*-*-

Pilecki anladı ki, kimse bir şey yapmayacak, kamptan kaçmayı aklına koydu. Ne Polonya gizli Ordusu, ne İngilizler, ne Amerikanlar gelecekti.

-*-*-

Nasıl kaçtığı ayrı bir film senaryosu, inşallah başka yazıda anlatırım, kısa kesiyorum, ekmekçilik falan derken, koştu, kaçtı diyelim...

-*-*-

Pilecki gerekli herkesi uyardı.

Kimse, o kampta bir soykırım olacağına inanmadı.

Oysa oldu.

Ve Pilecki, hep bir umutla savaştı, kavga verdi, direndi, verdiği bilgilere inanılması için çabaladı.

-*-*-

Vikipedi Pilecki ile ilgili özetle şunları yazıyor; oradan da alıntı yapıp, sonuca geleceğim:

 “...Witold Pilecki (13 May 1901 – 25 Mayıs 1948) Polonyalı bir asker… 1939 yılında Alman işgali altındaki Polonya'da Gizli Polonya Ordusu (Tajna Armia Polska) direniş grubunun kurucusuydu. Şubat 1942 yılında kurulan yeraltı Anayurt Ordusu'nun (Armia Krajowa) bir üyesi idi. II. Dünya Savaşı sırasında Polonya direnç operasyonuna istihbarat toplamak için kendi isteği ile Auschwitz ölüm kampına girmeye gönüllü oldu. Pilecki kampta iken, bir direniş hareketi organize ederek, Nazi Almanyası'nın Auschwitz zulümlerini Batılı müttefiklere bilgilendirdi. Kampta yaklaşık 2 buçuk yıl kaldıktan sonra, 1943 yılında kaçtı. Pilecki Ağustos 1944 yılında Varşova ayaklanmasında yer aldı. Sürgündeki Londra merkezli Polonya hükümetine sadık kalmış ve İngiliz Gizli Servisi MI6'ya bir örtmece olduğu düşünülen "yabancı emperyalizm" için çalışmak suçundan Stalinist gizli polisi Urzad Bezpieczeństwa (Kamu Güvenlik Bakanlığı) tarafından 1948 yılında idam edildi. 1989 yılına kadar, hakkında bilgiler Polonya komünist rejimi tarafından örtbas edilmiştir.

Yaptığı işler sonucunda, "en büyük savaş kahramanlarından biri" olarak kabul edilir. ABD'nin Polonya Büyükelçisi Pilecki'yi, "Polonya'nın kahramanları arasında" ve "Polonya'nın yüksek vatanseverlik Örneği" olarak nitelendirdi.

8 Mayıs 1947 tarihinde Kamu Güvenlik Bakanlığı tarafından tutuklandı. Yargılanmadan önce defalarca işkence gördü… 15 Mayıs'ta, üç yoldaşı ile idama mahkûm edildi. On gün sonra, 25 Mayıs 1948'de, Pilecki, Başçavuş Piotr Śmietański tarafından Rakowiecka Sokağı'ndaki Varşova Mokotów Cezaevi'nde idam edildi. İnfazdan önce son sözleri “Yaşasın özgür Polonya” oldu.

1990'dan sonra Ostrow Mazowiecka Mezarlığı'nda onun anısına sembolik bir mezar taşı dikildi. 2012 yılında, Powazki Mezarlığı kısmen Pilecki'nin kalıntıları bulabilmek için bir çaba ile kazılmıştır.

Witold Pilecki ve diğer mahkûmlar aşamalı olarak 1 Ekim 1990 tarihinde rehabilite edildi. Ölümünden sonra 1995 yılında, Polonia Restituta Nişanı aldı ve 2006 yılında en yüksek Polonya Nişanı olan Beyaz Kartal nişanını aldı. Ölümünden sonra 6 Eylül 2013 tarihinde, Milli Savunma Bakanı tarafından Albay rütbesine terfi etti…”

-*-*-

Ve sonuç:

Bu hikayeyi alıntıladığım kitabın adı (Every thing is f*cked – A book about hope) Türkçe’ye çevirecek olsaydım, “Her şeyin ebesi düzülmüş durumda – Umudun kitabı” diyebilirim...

Peki yazar ne diyor?

Kitabın yazarı Mark Manson yine özetle diyor ki;

“... Pilecki’nin hikayesi hepimize ilham vermeli... Lanet olsun! O zaman işler çok daha kötüydü ve o adam tümünü aştı.... Ben son zamanlarda ne yaptım?"

-*-*-

Evet, çok zor günlerden geçmekteyiz...

Elbette Auschwitz’te değiliz...

Ama, bir şeyler yapmak zorundayız...

-*-*-

Auschwitz’e yaklaşık iki buçuk yıl içerisinde 1,3 milyon kişi götürüldü. Bunların 200 bini kurtarıldı. Ama 1,1 milyon insan orada öldürüldü. Bu rakamın 960 bini Yahudi’lerdi... Ve bu rakamın 865 bini esir olarak dahi tutulmadı, kampa gelir gelmez, gazla katledildi...

74 bin Yahudi olmayan Polonyalı, 21 bin Çingene, 15 bin Sovyet savaş esiri ve 15 bin de öteki Avrupa ülkelerinden insan burada öldürüldü.

Gaz odalarından kurtulanların büyük çoğunluğu, açlıktan, salgın hastalıktan, yorgunluktan, teker teker idam edilerek veya tıbbi amaçla denek olarak kullanılmaktan dolayı yaşamlarını yitirdi.

-*-*-

Bu son zamanlarda, ne yaptım?

Bu soruyu kendi kendimize soralım...

İnsanlık için, doğa için, ülkemiz için...

Eğer cevabınız veya cevabımız “hiç bir şey yapmadım”sa; ne olur yapalım!

Anahtar Kelimeler:
Serhat İncirli
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.