22 Ağustos 2021 Pazar 11:30
1717 Okunma
Kıbrıslılar için Ağustos 'sadece' sıcak değil
banner108

Ağustosun hele bu yılki dünyada rekorlar kıran sıcakları içinde yanarken, Kıbrıslı dostum Ertan Birinci'den bir mail daha geldi.. Okurken gözlerimi yaşartan bir mail.. Sadece Kıbrıs Türkleri'nin baş eğmezlik ve özgürlük mücadelesi değil, o mücadelenin içinde, hem de önde gelenlerden biri çok ama çok sevdiğim bir yakınım olduğu için..

Çıkarma öncesi Kıbrıs'a gidip orada mücahitleri organize eden albaylar, Türk Ordusu'nun özel eğitim görmüş, Bozkurt Bey ve yardımcısı Selçuk Bey adını kullanan subaylarıydılar.
Ve Selçuk Bey'in öz dayım, Hayati Erginbilgiç olduğunu biz yıllar yıllar sonra öğrendik..

İşte Ertan'ın mektubu..

***

Sevgili Hıncal Abi..
Aslında Yasemin Kumral'ın "Girne'den yol bağladık Anadolu'ya" şarkısını yazmasına vesile olan o mutlu, zafer kutlanan güne hiç de kolay gelmedik!
Karada Salahi Şevket'leri, Uluçamgil'leri, havada Cengiz Topel'leri; toplu mezarlarda isimsiz bebekleri ve daha nicelerini şehit verdik Kıbrıs'taki varoluş mücadelemizde..
Ve Kıbrıs'ta ağustos ayının, sıcak ötesinde işte bu yönden çok büyük önemi vardır..
Öncelikle Ağustos'un 8'i Erenköy direnişinin yıldönümüdür...
Bu sene 57. yılını kutladık bu şanlı direnişin!
Erenköy'de yine anma törenleri düzenlendi.
Bu büyük destan ve o vatan aşkı olan kahramanlar, işte bundan tam 57 yıl önce çok zor koşullarda, yaklaşık 500 Kıbrıslı Türk genci Türkiye'deki eğitimlerini yarıda bırakmış ve Erenköy'e çıkmış, Rum saldırılarına karşı iki yıl boyunca kahramanca direnerek Kıbrıs Türk halkının bu coğrafyada özgürlüğü uğruna verdiği kararlı mücadelenin, gösterdiği fedakârlığın destanını yazmıştı.
Ağustos'un 14'ü ve sonrası günler ise insanımızın çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden Muratağa, Atlılar, Sandallar gibi köylerde Rum/ Yunan ikilisinin katliamlarına maruz kaldığı günlerdir.
Ve 2. barış harekâtı ile özgürlüğümüzü kazandığımız noktadır..
Yani aslında 8 Ağustos 1964, Kıbrıs'ta Türk'ün yok edilemeyeceğinin adeta Çanakkale geçilmez benzeri bir büyük destanıdır.
14 Ağustos 1974 ise özgürlüğümüzün tescil edilmesidir..
İşte içinde bulunduğumuz bu ağustos ayı Kıbrıs Türkü için bu kadar büyük önem taşırken ben de cumhuriyetimizin kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş ile Erenköy anma etkinliği üzerine yaptığımız bir söyleşiyi tarihe de not düşmek adına sizlerle paylaşmak istedim....

***

Denktaş Baba'nın vefatından önce rahatsızlığının yoğunlaştığı günlerdi...
Kendisini Ankara'da yattığı Gülhane Askeri Hastanesi'nde 2 kez ziyaret etmiştim...
Birinde kızı Ender Denktaş Vangöl, diğerinde de diğer kızı Değer Denktaş yanındaydı..
Sanırım 2011 yılının 8 Ağustos sonrası olması lazım... Değer Abla karşıladı. Denktaş Baba'ya fizik tedavi uyguladıkları ana denk gelmişti odaya girişim....


Beni görür görmez Denktaş Baba'nın yüzü gülmüş ve o rahatsız haliyle bile bana şakalarıyla takılmayı ihmal etmemişti..
Neler söyleyerek takıldı derseniz bir gün onları da yazacağım..
O gün yine epey önemli isim ziyaretine gelmişti Denktaş Baba'nın.. Değer Abla hemen sandalye verdi, beni oturttu..
Denktaş Baba'nın takılmalarının ardından birden odaya bir sessizlik hâkim oldu.
Üçümüzdük. Belli ki Denktaş Baba geçmişe dalıp gitmişti, ama hiç de beklemediğim bir soruyu bana sorunca içimi büyük bir hüzün kapladı..
Önce "Ne zaman geldin?" dedi...

"Dün geldim efendim" dedim..
Sonra Kıbrıs'ı sormaya başladı ve derinlere dalıp beklemediğim o soruyu yöneltti..
İşte o an hayat boyu unutmayacağım sohbetimiz başlamış oldu.
Bana "Erenköy'e gittin mi?" dedi.. Ben de o yıl bizzat törenlere katılmıştım.. Erenköy güneyde kalmıştı ama içinde mücahitlerimiz olduğu için ya deniz yolu ya da özel izinle karadan gidebildiğimiz bir bölgeydi.
Ne mutlu ki gitmiştim ve hemen adeta kabararak "Evet" dedim. Dedim ya, Denktaş Baba art arda sorulara başladı, "Evet"i duyunca..
"Cumhurbaşkanı geldi mi?" dedi..
"-Evet" dedim.
"Başbakan geldi mi?" "Evet" dedim.
"Komutanlar?" "Evet efendim, hepsi ordaydı, törendeydiler" dedim.
İşte gözlerimizi dolduran, beni ve Değer Denktaş Abla'yı da şoke eden sözleri o an ağzından dökülmeye başladı..
O Büyük Lider, o hasta haliyle şöyle mırıldandı..
"Hepsi ordaydı ama BEN YOKTUM!." Gözleri dolu dolu olmuştu.
Hastalığından çok Erenköy'e, o şanlı direnişin kutlanmasının yıldönümüne gidemediğine üzülmüştü besbelli!!!
Gözlerim daha da sulanmadan hemen söze girdim.
"Olur mu efendim, siz de ordaydınız!. Her yerde posteriniz, fotoğrafınız vardı. Konuşmalarda da hep sizden bahsedildi" dedim..
Odada tıs yoktu.. Baba, uzun uzun baktı.
"Halk da var mıydı?" diye sordu..
"Tabii ki" dedim..
Baba tekrar "Ben gidemedim ama..
Ben yoktum" diye dertlendi.
Töreni ve kendisine olan sevgiyi, saygıyı tekrar tekrar, bir bir anlattım...
O günün, o büyük direnişin Denktaş için ne demek olduğunu, o gün, o tarihi konuşmada bire bir yaşayarak öğrenmiş oldum.
Ardından da hüzünlü havayı dağıtmak için elimden geleni yaptım.... Karşılıklı güldük..
Güldürdüm..
Bir yanı belki tutmuyordu ama Denktaş o yatakta bile vatanına tutunuyordu...
"Bak be Ertan" dedi, "Erenköy direnişi çok önemli.. O çocuklar, o öğrenciler Rum'a asla teslim olmayacağımızı, okullarını bırakıp canları pahasına gelerek gösterdiler" dedi...
Denktaş'ın aklı, anıları, her şeyi ile yerindeydi..
Ve de çok duyguluydu.
Erenköy törenlerinde ilk kez yoktu ve bu da onu kahretmişti..
Verdiğim bilgiler yüreğine azıcık su serpti biliyorum.
Büyük liderin kızı olan ve çocuklarımın doğumunda ebelik de yapan Değer Abla'mın canlı tanıklık ettiği... Sonra aramızda biraz da dedikodu yaptık.
Denktaş ile unutulmaz Erenköy sohbetimiz böyleydi işte.. Denktaş Baba ile çok ama daha pek çok anılarım var..
Bu ağustos ayında bu efsane direnişi, şehitleri, gazileri ve bu efsane lideri saygı ile anıyor, bu toprakları vatan yapan herkesi minnetle yâd ediyorum...
1964'te Erenköy'de, 1974'te Kıbrıs'ın her yanında verilen özgürlük mücadelesinde her ağustos ayı geldiği zaman bunları hatırlayarak özgürlüğün ve barışın ne denli büyük ve ne denli kıymetli olduğunu kalbimde ve beynimde hissederek, Mücahitleri ve Mehmetçiği selamlıyorum.
Ertan Birinci

Vefa, İstanbul'da bir semt mi gerçekten?
Ertan'ın mektubunun sonunda bir "Not" vardı. Onu orada bırakamadım.
Ayırdım.. Sebebi var.. Önce notu okuyun..

***

Bugün bu büyük liderin paylaştığım anısına şunu da ilave etmem gerek sanırım.
Vatan için helal edilmiş bir ömür..
Evladının cenazesine bile yetişemeyen bir lider.. Üç evladını toprağa veren bir baba.. Her seferinde "Vatan sağolsun" diyen bir Rauf Denktaş!.
Nerde ise 10 yıl olmuş aramızdan ayrılalı..
Ölümünden önce aile mezarlığına, oğlunun yanına gömülmek istemiş hep.. Hatta vasiyet etmiş Denktaş Baba...
Ama devlet onu "anıtmezar yapmak için" ayrı kılmış evladından..
Ama hâlâ o gün, bugün oldu o anıtmezar bitirilemedi..
Aile feryat ederken, özellikle kızı Ender Denktaş Vangöl'ün paylaşımları yürek sızlatırken, "Sahi vefa sadece İstanbul'da bir semt mi" dedirtiyor insana bu umursamazlık..
Hele Denktaş'a vefa!!
KKTC'de yetkililer belki buradan bu sesi duyarlar ve vefayı hatırlarlar...

***

Vefa, İstanbul'da bir semt adı değil sadece Ertan.. İstanbul'da Beylikdüzü semtinin de adı, bilesin..

Bilmen için de bu resmi buraya koydum, işte Beylikdüzü'nde Rauf Denktaş Anıtı gördüğünüz.
2017 yılında, yani dört sene evvel açıldı. Kurdeleyi kesen de, ışıklar içinde yatsın, Rauf Denktaş'ın eşi Aydın Hanım'dı.
Aydın Denktaş, Rauf Denktaş Anıtı'nı görerek dünyamızdan ayrıldı.
Vefa öyle gösterildi Denktaş'a, Ertan..
Orda değil.. Burada..
Ben de Aydın Hanım'la Beylikdüzü'nde tanıştım. Orada yaz geceleri harika işler yapan, Millet Bahçesi adını verdiği park, piknik ve dinlence-eğlence alanında harika klasik müzik ve caz festivalleri düzenleyerek binlere dinleten bir belediye başkanı vardı.
Denktaş Anıtı'nı da o yaptırmıştı, sanatçılar arasında bir yarışma açarak.
Sonra jürinin seçtiği, Aydın Hanım'ın da onayladığı anıtı hızla bitirmişti..
Bir konseri yan yana izlediğim Aydın Hanım o kadar mutluydu ki..
O belediye başkanı, elinde Cemal Reşit Rey gibi bir salon, bir filarmoni orkestrası, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu ve çeşitli semtlerde daha bir yığın açık hava alanı varken, kılını kıpırdatmayan bugünkü Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu idi..
Bir insan, bir basamak yükselince bu kadar mı değişir, bu kadar mı yok olur?.
Beylikdüzü'nde İmamoğlu imzalı bir yere rastlamadan adım atamazsınız.
Yaptıkları unutulmazdır. Çoğunu da yeni başkan devam ettiriyor..
Ama ben "Her şey çok güzel olacak" diyen ve seçilen İmamoğlu'na "İstanbul'un başına geldiğinden bu yana, altında imzan olan ne yaptın?" diye sordum, yanıt veremedi..
Bu Beylikdüzü Rauf Denktaş Anıtı'nın yazı ve fotoğrafını da, hem Denktaş ve ailesine, hem de bir zamanların İmamoğlu Başkan'ına ithaf ediyorum.

LATİN SÖZLERİ
"Sunt lacrimae rerum.." "Gerçekler de gözyaşı döker!" Vergilius

PAZAR NEŞESİ
Bugün Pazar Neşemiz hafif kırmızı noktalı..
Kadın duştan çıkmış, aynanın önünde kurulanırken, göğüslerinin küçüklüğünden şikâyet etmeye başladı. Erkek hiç beklemediği bir öneriyle seslendi, eşine..
"Eğer büyümelerini istiyorsan, eline bir parça tuvalet kâğıdı al ve göğüslerinin arasına sür." Kadın, ikiletmedi bile. Hemen bir parça tuvalet kâğıdı kaptı ve göğüslerinin arasına sürerken kocasına sordu..
"Ne kadar zamanda büyütürüm dersin.." "Valla biraz sabırlı olman lazım." Kadın durdu, kocasına döndü ve "Her gün tuvalet kâğıdını göğüslerimin arasına sürmem gerçekten işe yarar mı?" diye sordu.
Koca cevap verdi..
"Poponda işe yaradı, değil mi?." Erkek hâlâ hayatta.. Hatta bir gün yeniden yürümeyi de başarabilecek. Eğer gördüğü fizik tedavi iyi sonuç verirse..

Son Güncelleme: 22.08.2021 23:14
Anahtar Kelimeler:
Hıncal Aluç
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.