banner40
20 Mart 2018 Salı 11:50
Söylemez: "Tutuklamaların hiçbir yasal dayanağı yok"

Yeni Bakış'tan Özlem Çimendal'ın haberine göre, Ülkede son günlerde art arda yaşanan olaylar ışığında ülkedeki hoşgörü ortamının giderek yok olduğu ve yerini kaos ortamına bıraktığı görüşünde birleşen hukukçular, “Yasalar herkese karşı eşit ve tutarlı davranışlar sergilenirse uygulanmış olarak kabul edilir” noktasında birleşti. Hukukçular,  son günlerde hukukun üstünlüğünün hiçe sayılarak, keyfi icraatların hayat bulması ile toplumdaki adalet ve hukuk algısının yaralandığını dile getirdi. 

Avukat Tekin Söylemez: “Yasalar herkese karşı eşit ve tutarlı davranışlar sergilenirse uygulanmış kabul edilir” 

Yasaların herkese karşı eşit ve tutarlı olmasının hukukun ve adalet duygusunun vazgeçilmez temellerinin başında geldiğine dikkat çeken Avukat Tekin Söylemez, “Yasalar herkese karşı eşit ve tutarlı davranışlar sergilenirse uygulanmış olarak kabul edilir” dedi. 

“Polisin tavrı yasalar çerçevesinde herkese eşit olmalı”

Polisin son zamanlarda  kamuoyunu ilgilendiren birtakım olaylarda, vatandaşlara keyfi ve eşit olmayan tutum içerisine girdiği görüntülerin, çeşitli tartışmalı yorumlara ortam hazırladığı gibi, toplumsal adalet ve hoşgörü kültürü temelinde yorumlanmasının da mümkün olmadığına işaret eden Söylemez, yaşanan birden çok olayda polisin yaslalar çerçevesinde şekillenmesi gereken tutumunun birbiri ile çelişmesinin ise kabul edilemez olduğuna vurgu yaptı.  

"Polis, bir olayda göz yumarken diğer olayda tam zıttı davrandı"

Geçtiğimiz gün İskele’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yaşanan gözaltılar ile geçtiğimiz aylarda Afrika Gazetesi’ne yapılan saldırılarda yaşanan olaylarda, polisin tutumunun birbiri ile zıtlık teşkil ettiğine değindi. Söylemez, bir olayda göz yumma, bir yerde ise bunun tam tersi bir muamelenin söz konusu olduğunun görüldüğüne dikkat çekerek, “Polisimizin tutumunu dışardan bir göz ile değerlendirdiğimizde, Afrika olayında yaşanan ve çeşitli tartışmalara neden olan göz yuman tavrının başkalarına karşı tam tersi işlediğini, göz altıların yaşandığı Nevruz kutlamalarında gördük” ifadelerini kullandı. 

“Tutuklamaların hiçbir yasal dayanağı yok”

Kutlamalarda Selahattin Demirtaş’ın kitabının gerekçe gösterilerek tutuklamalar yapılmasının hiçbir yasal dayanağı olmadığı gibi, kitabın içerik olarak da tehlike arz eden bir konumda olmadığını dile getiren Söylemez, kitabın tanıtımı yapılmış, yasal ve bandrollü olmasına karşın, yazarının Selahattin Demirtaş olması sebebi ile tutuklamaların alınan direktifler ışığında keyfi yapıldığını ifade etti.  

"Ceza Yasası’na da aykırılık teşkil ediyor"

Tutuklamaların gölgesinde kalan Nevruz kutlamalarında, Selahattin Demirtaş’ın kitabı Seher’in, Ceza Yasası kapsamında herhangi bir dayanağı olmadığının da altını çizen Söylemez, “Ceza Yasası’nda olan madde; ‘Yasa dışı bir örgütü övücü nitelikte yayınlar ya da içerik bulundurulan yayınların yasak’ olabileceğini ilan ediyor. Ki bu yasağı kim belirleyecek, neye göre belirleyecek ya da ne zaman belirlendi ve hangi Bakanlar Kurulu kararları doğrultusunda bu kitaplar yasaklı listesine alındı, bunlar hakkında hiçbir bilgi ve açıklama yok” şeklinde konuştu. 

"Polis tutuklamalarda Hükm-i Karakuşi (keyfi) davrandı"

Tutuklamaların üretilen yasal bir karar çerçevesinde gerçekleştirilmediği gibi polisin Hükm-i Karakuşi (keyfi) bir şekilde davrandığının da altını çizen Söylemez, “Durup da bu kitabı yasaklı kitap ilan etmek polisin işi mi? Ülkede o kadar düşünür o kadar edebiyatçı o kadar felsefi yazar varken, polise mi düştü kitabı yasaklı yayın ilan edip, karar vermek?” dedi. 

“Darp edilmiş ve cinayete kurban gitmiş kadınları konu alıyor”

Söylemez, kitabın içeriğine bakıldığı zaman, yaşam içerisinde darp edilmiş ya da bir şekilde cinayete kurban gitmiş kadınların yaşamlarını anlatan öykü kitabından başka bir şeyin görülemeyeceğini söyledi.

“Kitabın satışı yasal ve bandrollü”

 Söylemez, “Bunun satışı tüm kitapçılarda bandrollü şekilde yapılırken, istediğiniz kitapçıdan ya da internetten rahatlıkla satın alabilirsiniz” şeklinde konuştu. 

“Seher kitabı yazarı Demirtaş ve Nevruz’da satıldığı için aniden yasaklı kitap oldu”

“Seher” adlı kitabın yazarının Selahattin Demirtaş tarafından yazılması ve Nevruz etkinliğinde satışa sunulmuş olması nedeniyle birden bire yasaklı kitap listesine girmesinin de şaşkınlık yaratan bir durum olduğunu belirten Söylemez, “Esas önemli olan ve çözülmesi gereken konu budur” dedi.

“Burası KKTC, burada bu ülkenin kuralları ve kararları geçerli olmalı”

Nevruz’da gerçekleşen tutuklamaların gerekçesini, polisin bakış açısını belirleyen makamların neye göre hareket ettiğinin açık bir göstergesi olarak nitelendiren Söylemez, “Biz buna karşı bir duruş sergilemeye çalışıyoruz, çünkü biz Kıbrıs’ta yaşıyoruz. Burası KKTC ve burada bu ülkenin kuralları ve buranın kararları geçerli olmalı. Ve burada yaşayan tüm vatandaşların bu kurallara uyması şartı ile” ifadelerini kullandı.  

“Buradaki uygulayıcılar, ‘kraldan daha kralcı’ bazı tavırlarla iş yapıyor”

Söylemez, “Ama biz bunu ne yazık ki böyle değerlendirmiyoruz ve başka bir ülkenin koymuş olduğu kuralların veyahut da yaşam içerisinde siyaseten yaşanmış bazı olguların ön plana çıkması ve bu ön plana çıkan doğrular neticesinde de buradaki uygulayıcıların kraldan daha kralcı bazı tavırlarla iş yapmasından kaynaklanıyor bunun başka hiçbir açıklaması yok” dedi. 

“Yasal olan bir şeyi yerine getirmeye çalışan birine müdahale ederseniz, yasalarca korunan bu kişinin kendini savunma hakkı olmayacak mı?”

banner41
 Söylemez şöyle konuştu: “Sonra da deniliyor ki polise mukavemet, savunma ve gerekçe bu yönde oluyor. Siz şimdi yasal olan bir şeyi yerine getirmeye çalışan birine müdahale ederseniz, yasalarca korunan bu kişinin kendini savunma hakkı olmayacak mı? Siz polis olarak yasayı ihlal edeceksiniz ancak karşı tarafın da buna razı olarak, hiçbir şey yapmayacağını bekleyeceksiniz. Bunu mu ön görmemiz gerekiyor?” 

“Bu olaylar bizi demokrasi ve hoş görü temelinden uzaklaştırıyor”

Yaşanan bu tarz olaylarla demokrasi ve hoş görü temellerinden uzaklaşıldığını, bunun da adalet ve hukukun vicdanında derin yaralar açtığını ifade eden Söylemez, Kıbrıs Türk toplumunda hoşgörü kültürünün şimdiye kadar her şart ve olayda var olduğu gibi, son yaşanan bu olayların gölgesinde kalmaması gerektiğini dile getirdi.

“Kıbrıs kültüründe hoşgörü var, bu süreçler atlatılacak”

 Söylemez, Kıbrıs Türk toplumunun bu süreçleri de atlatacağına inandığına vurgu yaparak, “Zaman içerisinde Kıbrıs Türk toplumunun bunu atlatacağına inanıyorum. Çünkü Kıbrıs Türk toplumunun bu kültür seviyesine ulaşmış olduğundan eminim. Şu an itibarı ile farklı yerlerden, farklı noktalardan alınan talimatlar doğrultusunda yapılan bu hareketlerin, aslında toplumun huzurunu bozmaya yönelik hareketler olduğunu düşünüyorum. Bunların engellenmesi halinde bunlar atlatılacak. Bizim için önemli olan şey, yasa ve kuralların herkese eşit bir şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Kültür yapısı yükseldikçe yasalara uyma oranı da o denli artacaktır” ifadelerini kullandı. 

“Topluma ‘şiddet’in bir şeyi çözemediğini ancak ‘sevgi’ ve ‘barış’ın dünyada var olduğunu anlatmalıyız”

Yapılması gerekenin, topluma şiddetin hiçbir şeyi çözmeyeceğini anlatmak olması gerektiğini belirten Söylemez, barışın ve sevginin dünyada hakim olduğunu hatırlatmak olduğunu vurguladı. Söylemez, “Kıbrıs Türk kültüründe zaten bu var. Toplumun bu yöndeki girişimleri ve bakış açısı bunu alt edecektir. Şiddetten kimseye yarar gelmez, tek taraflı bir kazanım hiçbir zaman söz konusu olmazken, barışın ve sevginin dili ile toplumumuzun bunu atlatabileceğine inanıyorum” dedi. 

Avukat Barış Mamalı: Düşünce özgürlüğü ve Anayasal güvenlik tehdit altında 

Avukat Barış Mamalı da, İskele’deki Nevruz kutlamalarında yaşanan tutuklamaların, ülkede düşünce özgürlüğü yanında Anayasal güvenliğin de artık büyük tehdit altında olduğunu gösterdiğini kaydetti. 

“Polis Örgütü’yle hukuk ve insan hakları hiçe sayılarak aleni saldırıya geçildi”

“Orta Çağ karanlığının baskıcı zihniyetleri ellerindeki polis örgütüyle hukuku ve insan haklarını hiçe sayarak aleni saldırıya geçmişlerdir” diyen Mamalı, nerede ve nasıl yasaklandığı dahi anlaşılamayan kitaplar yüzünden ülke topraklarında insanlar tutuklanarak polis eziyeti görmeye başlamışlardır.

“Başta hukukçu kimliğiyle Başbakan olmak üzere tüm hükümet, Polis Örgütü karşısında aciz kalmıştır”

Hükümetin yaşanan olaylar karşısında aciz bir tavır takınmasını da sert bir dille eleştiren Mamalı, “Başta hukukçu kimliğiyle Başbakan olmak üzere tüm hükümet, dıştan aldığı emirle hareket eden Polis Örgütü karşısında acizlik içerisinde kalmıştır. Demokrasi ve hukuk edalarıyla seçime girenlerin koltukları kaptıktan sonra polisin sivilleşmesi noktasında kaçış içerisinde olduklarını gördük. Polisin bu yapısı var oldukça ülkemizde daha çok bu gibi olayları göreceğiz” dedi. 

“Laiklik karşıtı şiddete göz yuman polis, başka insanları suçüstü bir katil yakalamış gibi sürükleyip yere yatırmıştır”

Afrika Gazetesi ile Meclis’te laiklik karşıtı sloganlarla şiddet uygulayanlara göz yuman polisin, Nevruz kutlamalarında tam karşıt bir tutum içerisine girdiğine dikkat çeken Mamalı, “Polis satışı normal şekilde yapılan bir kitabı bahane ederek TC Hükümeti’ne muhalif düşüncedeki insanları sanki suçüstü bir katil yakalamış gibi sürükleyip yere yatırmıştır. Tüm bunların devamı artarak bizlere de vuracaktır. Çünkü bu polis bizim değildir” şeklinde konuştu. 

Askeri bir zihniyetin, sivil bir kurumu yönettiği başka bir demokratik  ülke var mı?

Mamalı şöyle konuştu: “Kuzey Kıbrıs’ın iç güvenliğinden sorumlu olan Polis Örgütü, yaklaşık 40 yıldır Türkiye’den atanan bir generalin emir ve komutası altında bulunmaktadır. Askeri bir zihniyetin sivil bir kurumun başında onu yönettiği başka bir demokratik ülkenin varlığından henüz haberdar değilim. Kağıt üzerinde Başbakana bağlı gibi görünse de, Polis Örgütü’nün tüm yönetim, kontrol, işleyiş, disiplin ve temsiliyeti yasal olarak GKK’nın başındaki TC’den atanma generale aittir. Şunu de eklemek isterim ki KKTC toprakları üzerinde bulunan ve devletin idari bir kurumu olan Sivil Savunma Teşkilatı ile KKTC Merkez Bankası da Türkiye’den atanan kişilerce yönetilmektedir.”

“Polis Örgütü, demokratik ilkeler, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne dayalı yönetilmeli”

Mamalı, Polis Örgütü’nün, demokratik ilkeler çerçevesinde yönetilebilmesi ve insan haklarına saygılı hareket edebilmesi, hukukun üstünlüğüne dayalı bir yapıya kavuşabilmesi için öncelikle sivil bir idare ve denetim sistemine sahip olmalı gerektiğinin altını çizdi. Mamalı, “Anayasal bir kurum askeri vesayet altında demokratik kurallarla yönetilemez. Asker bir komutan emir verecek, soruşturma yapılamayacak; General istemeyecek polis duracak; böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi?  Kısacası ‘Militarist Kaşıkla Demokrasi Çorbası İçilemez.’ Başbakan ve ekibi derhal Polis Yasası’nın ilgili maddesini düzeltip bu örgütü demokratikleştirmelidir” diye konuştu. 

“Askerin işi başka, polisin işi başkadır”

Mamalı şöyle devam etti: “Asker niçin vardır? Ülkenin sınırlarını yani dış güvenliği korumak için; peki polis neden vardır? Ülkenin iç emniyetini sağlamak için. Hukuk devletleri bu ayrımı yaptı ve her kurumun uhdesine düşen görevi de ayırdı. Askerin işi başka, polisin işi başkadır.” 

“Mevcut durumu ile polisin demokratik hukuk devleti ilkeleriyle yönetilmesi mümkün değil”

“Askerin emri altındaki bir polis örgütünün demokratik hukuk devleti ilkeleriyle yönetilmesi mümkün değildir” diyen Mamalı, “Ahmet Taner Kışlalı’nın Siyaset Bilimi adlı eserinin 261-262. sayfalarında bu durum güzel bir şekilde izah edilmektedir: ‘Ordunun temel işlevi yurdu korumak ve gerektiğinde savaşmaktır. İyi savaşabilmek için, astın üste tartışmasız itaat etmesi, tek bir kalıp içinde kişiliklerin geri plana itilmesi, yani sıkı bir disiplin önemlidir. Farklılıklara, farklı tutum ve davranışlara yer yoktur. Askeri ahlak anlayışı içinde, onur, cesaret, dayanışma ve özveri, en yüce değerleri oluşturur. Çünkü asker, gerektiğinde ölmeyi göze alabilmek zorundadır. İşte bu ortamın üyesi olan bir askerin, özgür bir toplumdaki bölünmelerin, siyasal farklılıkların, bir noktanın ötesine gitmesini anlayıp hoşgörü ile karşılaması zordur. Demokratik, çoğulcu bir toplumdaki ordu, genel çıkarların unutulduğu, özel çıkarların ön plana geçtiği kuşkusunu taşır. Askeri mantık, düzen mantığıdır; tek biçim, uygun adım mantığıdır. Oysa siyasal mantık, kaçınılmaz olarak tüm farklılıkları göz önüne alan, almak zorunda olan bir mantıktır. Askeri mantık, farklılıkları ortadan kaldırmak ister. Siyasal mantık ise, özellikle demokratik bir toplumda farklılıkları kabul etmek ve olabildiğince uzlaştırmak zorundadır. Bu zıtlıktan dolayıdır ki, askeri mantıktan hareketle sivil toplumun sorunlarını çözmek ve hele demokratik bir yönetim biçimini gerçekleştirmek adeta olanaksızdır. Demokrasi yaşanılarak öğrenilir, oysa orduda demokrasi yaşanmaz, yaşanamaz’” ifadelerini kullandı. 

“Çarpık yapıyı düzeltmeye cesareti olmayan pısırık iktidarlarca yönetildik, yönetiliyoruz”

“Yıllardır bu çarpık yapıyı dahi düzeltemeyen hatta düzeltmeye dahi cesaret edemeyen pısırık iktidarlarca yönetildik ve yönetilmeye de devam etmekteyiz” diyen Mamalı,  “O yüzden bu halk yakın zamanda çok daha kötü olaylarla karşılaşmaya hazır olsun” şeklinde konuştu.  

banner22
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31