30 Ocak 2020 Perşembe 16:54
TMT Mücahitler Derneği: "Müzakerelerin devamı felakete zemin hazırlamak"
banner48

Kıbrıs TMT Mücahitler Derneği, Müzakerelerin kaldığı yerden devamını onaylamanın felakete zemin hazırlamak anlamına geldiğini iddia etti.
Dernek Genel Başkanı Yılmaz Bora yaptığı yazılı açıklamada, müzakerelerin kaldığı yerden devam edilmesinin, federasyon adı altında Rumların başat olacağı iki eyaletli yönetimde toplum statüsüne indirilmeyi kabul etmek olacağını savundu.

Bora, Kıbrıs’taki varlığın risk altına sokulmaması için müzakerelerde verildiğini ileri sürdükleri ödünleri halkın bilgisine sunmayı vatani bir görev kabul ettiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:

“Rum’a verilen haritada teklif edilen %7’lik taviz, adanın yaklaşık %35 dolayında olan KKTC topraklarının beşte birinin iadesi demektir. Bu ödün uyarınca 25 yerleşim yerinin iade edilmesi kabul edildi.

Viyana nüfus mübadelesi anlaşmasına aykırı olarak, içimize nüfusumuzun %20’si yani (nüfusumuz 300 bin ise) yaklaşık 60 bin Rum’un gelmesi kabul edildi. Türk bölgesine gelecek olan Rumların nereye yerleşeceği belirlenmediği ve bir üst sınır olmayacağı için, istedikleri bölgede çoğunluğu ele geçirebilecekler.

Kuzeye yerleşecek Rumlar eski mülklerine dönecekleri için, yaklaşık 50 bin Türk, göçmen durumuna düşecektir. Kuzeye yerleşecek Rumlar, Türkler gibi eşit vatandaşlık ve seçme seçilme haklarına sahip olacaktır.

“NÜFUS VE MÜLK ÜSTÜNLÜĞÜ ELİMİZDEN ALINACAK”

Dört özgürlük ilkesinin kabulü nedeniyle, AB üyesi oldukları için isteyen Rum ve Yunanlı hiçbir kısıtlama olmadan Kuzeye yerleşebilecek, mülk alabilecek, iş kurabilecek ve çalışabilecek. Öte yandan TC vatandaşları Schengen vizesi alarak gelebilecek. Böylece bir müddet sonra nüfus ve mülk üstünlüğü elimizden alınacaktır.”

İki kesimli, iki toplumlu BM parametresi olmasına rağmen, mülkiyette ve nüfusta, sarih çoğunluğun korunması için, derogasyon (ayrıcalık) talep edilmediğini savunan Bora, KKTC nüfusunun 320 bin olmasına rağmen nüfusun 220 bin gösterildiğini; Rumların ise önce 635 bin daha sonra da 803 bin gösterilerek nüfus oranının dörtte bir oranında sabitlenmesinin kabul edildiğini ileri sürdü. Bora, şöyle devam etti:

“Müzakerelerde her 4 Yunanlıya karşı 1 Türkiyeli’ye vatandaşlık verilmesi kabul edilmesi de halkımızla alay etmek anlamındadır. Çünkü serbest dolaşım ilkesi uyarınca hiçbir kısıtlama olmadan isteyen Rum, Yunanlı hatta diğer AB üyesi ülke insanları Türk bölgesine yerleşebilecektir. 

Çalışma izinlerinin merkezi hükümet tarafından verilmesi kabul edildiği için olası çözümden sonra Kuzeyli soydaşlarımızın çalışma izinleri çeşitli bahanelerle yenilenmeyecek ve sonunda Adayı terk etmeleri zorunlu hale gelecektir.

Londra-Zurih anlaşması uyarınca kurulan Kıbrıs cumhuriyetinde siyasi eşitliğimizin simgesi olan veto hakkımızdan Bakanlar kurulu ve Meclisteki ayrı oy çoğunluğu hakkımızdan feragat edilmesi kabul edildi; Bakanlar Kurulunda 4 Türk’ten sadece 1 kişinin, Mecliste ise 3 Türk Milletvekilinin Rum çoğunlukla birlikte oy kullanmasıyla istenen kararın alınması kabul edildi. 

Mülkte ilk tercih hakkı eski mal sahiplerine tanınması nedeniyle, hiçbir Rum malından feragat etmeyecek ve geliştirilmiş malların bedelini ödeyip geri alacaklardır. KKTC tarafından verilen koçan sahipleri kullanıcı kabul edilerek ellerindeki taşınmaz mallar tartışılır duruma düşürülmüştür.

Türklerin elindeki tahsisten koçanlı malların, eski sahibi olan Rumlara iade edilmesi kabul edildi.

Türkleri temsil edecek başkanın seçilmesinde çapraz oy ve Rumların %20 oyu olması kabul edildi. Böylece, bizi Rumlara yakın kişilerin temsil etmesi kabul edildi.

KKTC Meclisinde oy birliği ile alınan Garanti anlaşmasının aynen devam etmesi kararına rağmen, müzakerelerde tartışmaya açılması kabul edildi.”

“TÜRK ORDUSUNUN AYRILMASI KABUL EDİLDİ”

Olası çözümden sonra Adada sadece temsili oranda asker kalması, Garanti anlaşmasının 2 dönemden sonra yani yaklaşık 10-12 yıldan sonra iptali ve Türk ordusunun ayrılmasının kabul edildiğini iddia eden Bora, Anastasiadis’e Türkiye’nin etkin ve fiili müdahalesinin çağ dışı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği belirtilen Guterres belgesinin stratejik bir anlaşma olarak imzalanmasının teklif edildiğini öne sürdü. Bora, iddialarına şöyle devam etti:
“Olası çözümden sonra Türklerin 1957-58, 1963-74 ve 1963-74 dönemindeki kayıpları için hiçbir talepte bulunulmadı; 1963 Akritas ve 1974 İphestos soykırım planlarının hesabı sorulmadı.
Egemenliğe sahip iki kurucu devlet yerine, egemenliği olmayan iki eyaletli yapı kabul edildiği için Rumun olası anlaşmayı bozması durumunda, aynen 1963’te olduğu gibi devletsiz kalacağız.

Tek kimlik, tek vatandaşlık tek halk, tek uluslararası temsil ilkesinin kabulü nedeniyle, çoğunluğu Rumlardan oluşan Kıbrıs halkı içinde, azınlık bir toplum olarak algılanacağız ve Rum’un insafı ile izni oranında dışa açılabileceğiz ve dış ile temaslarda bulunabileceğiz.

“LEHİMİZE OLAN ANLAŞMA KOŞULLARI DEĞİŞTİRİLEBİLECEK”

Olası çözümden sonra Anavatanın üye olmadığı Avrupa Birliğine gireceğimiz için orada güçlü kayırıcıları olan Rum-Yunan ikilisi her konuda aleyhimize kararlar alınmasını sağlayacak.ve 1963’te Makarios’un yaptığı gibi olası anlaşmanın uygulanmasında sorunlarla karşılaşıldığı ileri sürülerek lehimize olan anlaşma koşullarının değiştirilmesi sağlanacaktır.”
    
“GERÇEKLEŞMESİ MÜMKÜN OLMAYAN HAYALİ KAZANIMLAR…”

Bora açıklamasında, gerçekleşmesi mümkün olmayan hayali kazanımlar, ekonomik ve refah, dışa açılmak, uluslararası hukukun parçası olmak gibi beklentiler karşılığında devletten egemenlik, güvenlik, bağımsızlık, özgürlükten vazgeçerek eyalet olarak Rum’un başat olacağı ortak yönetimde bir toplum durumuna getirilmeyi sindirmenin yapılacak en büyük hatalardan biri olacağını kaydetti.

Bora, müzakerelerin kaldığı yerden başlamasını onaylamanın emperyalistler ile onların güdümündeki AB ile BM’nin biçtiği kefeni giymeyi kabul etmek anlamına geleceğini sözlerine ekledi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.