“Sola dönecen…

Birkaç kilometre gidecen…

Bulacan bir roundabout…

Oradan sağa dön…

Biraz gidince sola sonra tekrar sağa dön da o yol seni doğru götürür.”

Tarif böyleydi.

O taraftaki yolları hiç bilmem.

Ne roundaboutları ne kavşakları, ne anayolları.

O taraftan bu tarafa gelirken Beşparmak Dağlarına bakar öyle dönerim ancak.

Diğer tarafa giderken de yallah.

Tam bir karmaşa.

Oysa kuzeye geçerken kullanılan Kermia kapısının bulunabilmesi için tabelalara “Girne” veya “Kermia”’nın dahil edilmesi gerekir.

Çünkü önemli kapılardan birisidir Kermia.           

Üstelik tabelalarda olması gerektiği halde Türkçe yazmıyor.

Kuzeydekilere, neden tabelalara Rumca isimler yazılmaz diye kızıyoruz.

Ama görüyoruz ki kafa aynı kafa olunca, doğru yolu bulmak haliyle zorlaşıyor.

Her neyse, hikâyemize geçelim.

İbrahim Aziz…

Tam Kıbrıslı…

Güney tarafta yaşar.

Babam gibi annem gibi Rumcayı anadili gibi kullanır.

Bir işim vardı güneyde.

“Yardım eder misin”, dedim.

İşi her zaman ciddiye alan Aziz ne yapacağımızı, nereye, nasıl gideceğimizi, en ince ayrıntısına kadar hesapladı.

Dakikasına, saatine kadar ayarladı.

Buluşmak için “Hilton” dedi.

Aldığım tarife göre yola çıktım.

Ne tabela, ne roundobout ne bir kavşak tanıdık geldi.

Yandex’e yazdım.

Tıkırtıkır götürdü.

Önlü arkalı yürüdük.

Bir roundabout, bir kavşak, bir ara cadde, bir ara yol.

Derken hastanenin bitişiğindeki sürücü ruhsatı işlemleri yapan dairenin gancellisine vardık.

Saat 16.00 sonrası idi.

Mesai bitmişti…

Gancellinin yanında bir duvar.

Duvarın dibinde bir taş.

Taşın üstünde bir genç.

Genç Yılmaz Güney’in bazı filmlerdeki gibi iki büklüm oturuyor.

Dertli mi dertli…

Aziz Kıbrıslı ya…

 Hem de tam Kıbrıslı.

Koştu.

Elini gencin omzuna koydu.

Rumca “Ne oldu” dedi.

Genç moralsizce baktı…

Gancellini içindeki otobüsü gösterdi.

“Kilitlediler, bugün yolcularım vardı, Leymosun’a götürecektim. Yarın da cumartesi…

Ne yapabilirim” dedi…

Aziz bu, durmadı.

Telefonlara sarıldı.

Bir yerden cevap geldi.

İsmi lazım değil, “Endaksi” diyen, sürücü kursu hocasıydı…

10 dakika sonra oradaydı.

Elinde telefon birisiyle konuşarak Gancellini şifresini çevirdi…

Gençle beraber biz de heyecanlandık…

Ya açılmazsa” .

Gancelli açıldı.

Genç fırladı.

Sarıldılar.

Ben de sarıldım.

“Kıbrıslılar böyle” dedi Aziz…

Mutluydu.

“Evet böyle olmalı” dedim, hoşuma gitti, gurur duydum…

Sürücü kursu eğitmeni “eyya” dedi, sevindi…

Şoför “görüşürüz” dedi gitti.

İbrahim Aziz’i anlatamadım aslında.

Onun buna ihtiyacı da yok zaten.

İçinden geldiği gibi davranıyor.

Davranıyor ama davranışlarıyla bildik, beklediğimiz Kıbrıslıdır o…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31