Yeşildir benim Kıbrıs’ım yeşil…

Bakmayın siz yavru vatan gibi uydurma bir sıfatla küçültmeye çalıştıklarına…

Büyüktür de üstelik Kıbrıs’ım.

Görsünler demişti babam 1974 savaşı sürerken…

Görsünler dedikleri, işgale gelmeden daha, şut çekerken top denize düşmez mi, diye soran TC’lilereydi.

Giden giden ama sonuna bir türlü ulaşamayan TC askerineydi…

Kurak da değil…

Kış günlerinde az da olsa derelerinden sular akıyor hala.

Ve kuyuları bereket akıtıyor bahçelerine.

Her gün bulutları eksik olmaz bir yerlerinden…

Kuzeyde yağmur yağarken güneyi güneşli olabilir…

Mağusa’da fırtına, Baf’ta karıncanın su içtiği kadar durgunluk yaşayabilir denizi.

Zaten gerçek adı da Yeşilada’dır Kıbrıs’ın.

Mağusa’dan dönerken tam ortasındaydım Mesarya’nın.

Bulutlar arasından Beşparmakları geçip Trodos’a doğru süzülen huzmeleri fark ettim.

İşte buydu beklediğim…

Geçen sefer esirgememişti güzelliğini…

Birkaç kare yakalamıştım güzelliğinin çıplaklığını…

Bu sefer de esirgemedi benden…

Gerçi birkaç gün Afrika’dan gelen çöl fırtınası örtüsü altındaydı.

Altta yeşil üstüne dokunan güneş vardı hafif yağış sonrası…

Ortada kahverengi mavi karışımı rengi ile oyulmasına rağmen ihtişamlı Beşparmaklar’ın Kormacit’e doğru kısmı sisliyken Karpaz tarafı netti.

Ve hafif karanlığa doğru kaymış siyah bulutlarla mücadele eden masmavi gökyüzü sanki “ne gidiyorsun durup çeksene” diyordu.

Durdum.

Baktım ileride yani ışığın yeryüzüne indiği yönde bir de çoban sürüsünün başında duruyordu.

Nasıl da mutluydu kesilmeleri garanti koyunlar.

Apar topar indim, yürüdüm çobana doğru…

Uzaktan dinçti.

Elinde değnekler vardı.

Köpeği yoktu ondan olsa bu değnekle güvenlik düşüncesi.

Birkaç kare çektim fotoğraflarını.

Ben kendimden geçmiş fotoğraflarını çekerken çoban bana bakıyordu duyarsızca.

Kızabilirdi niye çekiyorsun diye ama o hiçbir şey demedi.

Üstelik el de etti…

Gülümsedi.

Yaklaştım.

Herhalde TC’lidir düşüncesiyle onun anlayacağı İstanbul şivesi ile başladım konuşmaya.

Yüzüme ne diyorsun der gibi baktı.

-Nerelisin dedim.

Güneyden, Leymosun’a yakın bir köydenmiş.

Yaşını erek ettim..

-1936 doğumluyum dedi.

Hayret ettim.

O yaştaki bir adam torunlarını büyütür…

Cam kenarı oturup yaşlılığın tadını çıkarır.

Şaşkın baktığımı görünce açıkladı: “Çobanlık yaptığım için genç kaldığımı söylüyorlar”.

Ayaküstü ben ona sorular sordum o bana koyunlara kaçmasınlar diye ıslık çala çala cevap verdi.

Neler konuştuklarımızı da yarına bırakalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31