"Pervam yok verdiğin elemden, her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden."


Şimdilerde, biraz yitik, biraz boynu bükük eski şiirlerin. Şairleri susmuş şiirler yerine, anlam karmaşası yaşayan yenilikler kol geziyor duygularda. Teknoloji çağı eski olana alternatif yenilik getirme yanında, güzellikleri de süpürüp bir kenara itmiş durumda. "Halikarnas Balıkçısı"nı bilmeyen koca koca insanlar, küçük küçük dünyalarda yaşıyorlar artık. Ahmet Kutsi, Sait Faik, Necip Nazil, gibi isimler bir anlam ifade etmiyor koca koca insanlar için. Anlamını yitirmiş nice değerler gibi, kirlendikçe kirleniyor duygular. Oysa çocuklar öyle mi ya? Doğdukları anda açılan pür beyaz dimağları, yaşamın bugün ulaşılan bozuk alternatifleri gölgesinde başlamıyorlar hayata. Ancak gün günden öte zaman, hızla onları bozmaya başlıyor. Başta teknolojinin getirişi iletişim aygıtları, kaçınılmaz grileşmeler çıkarıyor karşımıza. Bir çocuk, daha çocukluğunu tatmadan, çağın hızına ayak uydurur bir hızla siyahlaşarak büyüyor.
Giderek o beyazlık kalmıyor.

Eski öğretileri daha da anlamak için eskinin tadını arayan, bunun acısını yüreğinde hisseden büyük insanlarla konuşuyorum. Bir tanesi ehliyet alma macerasını anlatıyor bana. İçinden bir anektod alıyorum. Kendisini sınava alan ehliyet hocası, soruyor: "Yeşil ışıkta ne yapılır?" Onun verdiği cevap ise "Geçilir" oluyor sadece.
Hoca "Sadece geçilir mi?" diye yineliyor. O aynı cevabı verince hoca düzeltmek zorunda kalıyor: "Yeşil ışıkta sadece geçilmez, ilerlemeden önce yavaşlanarak yolun diğer yanlarındaki araçlar kontrol edilir. Sonra geçilir."

Tıpkı çocukların büyümesi gibi, insanın hayatı da "yeşil ışık sönmeden yetişip geçeyim" gibi bir aceleyle ilerliyor.
Durup beklemek, temkinli olmak gerekliliklerini hiçe sayışlar gibi, değerli olan herşey, şiirler ve şairler de unutulup gidiyor. Yaşam, "gelişen" diye tabir ettiğimiz alternatiflerin peşi sıra hızla akıyor. Arabayla geçtiğimiz yollardan, ancak yürüyerek geçince, ne tür detaylar olduğunu daha net görebilme imkanı gibi yavaşlamalara ihtiyacımız varken, biz, bir kırmızı ışık tadını daha kaçırıyoruz, her hız kazandığımızda.

Şimdi dilerseniz, yaşamın değerini anlatan girişteki şiirimizi bitirelim, şairi Cahit Sıtkı'yı saygıyla anarak. "Ne doğan güne hükmüm geçer, ne halden anlayan bulunur; ah aklımdan ölümüm geçer; sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki: Pervam yok verdiğin elemden; her mihnet kabulüm, yeter ki, gün eksilmesin penceremden!"
Güzel bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle...

Perva: Çekinme, korku
Mihnet: Sıkıntı, üzüntü
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31