‘Dünyada en güçlü adam en çok yalnız duran adamdır…’

                                                                                                              H. İbsen

      I.

Kimse üstüne alınmasın diye yazıyorum.  Ama yazıyorsan her yazanın başına gelebilecek en korkutucu şey anlattığın şeyin ne ile alakalı ya da neyin içinde kimle ilgisi olduğudur. Baştan söyleyeyim. Ne için olduğunu bilmiyorum. Bilsem yazmam. Kimseyle ilgisi yok. Çünkü en ilgisiz zamanlarda yazı tutuyor kâğıt. Ve ne için sorusu bir yazarın başına gelecek en boktan ve en kötü şeydir. Hepsi uydurma. Uydurduğum kişilerden uyduruk bir hikâye yaratıyorum hepsi belki bu. Belki bu da değil. Toplamı bir yazı oluyor mu bilmiyorum. Bir yazı toplanınca ne olur bilmiyorum. Ama hikâyeler toplanınca ne olur onu biliyorum. Kulağım iyi ses taşıyor belki de toplamı bu. Ama çıkan sayı iyi değil. Ya da her defasında iyi değil onu biliyorum. Çıkan sayı iyi değilse zaten yazı olur. Yazı dediğin işte herkesin hayatının kırıntısının toplamıdır.

Kişi ya da kurum ya da her ne haltsa hiçbirinin gerçekle uzaktan yakından sevişmişliği yoktur. Belki el ele görülmüşlerdir hepsi bu. Bu da ayıp değildir. Bu da yazı demek değildir değildir. Çokça zaten konumuz değildir. Değince oluyor değil değmese kabul evet değildir.

Bilmiyorum. Belki de.

Yazı diye kandırıyor sizi yazar.

            Aldırmayınız.

            Bütün yazarlar önce yalancıdır...

            II.

                İçi çekildi zamanın. Karnı boş ve alkolle beslenen ve beslendiğini istifra eden kalbin ve midenin vücuttan istifa ettiği duvarlara boş manasız bakan gözler taşıyan kuytuluk yerlerde kaybolma ümidiyle en çok birbirlerinden ve herkesten kaçan gece. Gece olmasa olmazdı belki bunlar. Ardına sabah olmayışı. Işığın yavaşça çekilişi. Işığın kimseye benzemeyişi. Kendini kaybederek ve kendine kızarak o duvarlara toslamalar. Resim yakmalar. Ama asıl amaç resmin içindekileri ve belki de içindekileri yakmalar. Yakamamalar. Çok komik ve çok ağıtça yanık yere sigara söndürmeler. Ama önce o sigarayı içmeler. Hep çoğulken ve tekil severken yanık soba borusundan sızmalar. Orospu çocuğunun teki sırf yolda yürürken yere tükürdü ve tükürüğü sizin nazarınıza ilişmiş gibi göründüğü için döndürüp orospu çocuğunu yolundan en az beş gün tüküremeyecek şekilde dövmeler. Kızgınlığını başka yerden çıkarmalar. Ve hep –ler ve –lar ama kimse olmamalar. Çok kişi çok içkilenirken bazen bütün gece bazen bütün gecenin yarısı tek bir kelime konuşmamalar. En sonunda kendini tutamayıp... Koşturarak. Zamanın üstlerine kusması... Bitti. Artık –ler ya da-lar yok...

            III.

            Madem onunla el sevda olacaktın bizimkisi el olacaktı sevdamızın içinde. Kimi kandırıp öptün beni?...Hep mi onu düşünüyordun?...Misal benim yanımda beni öperken...Neden uzun yolculuklar yaptırdın kısa yoldan öldüreceksen?...Kısa yoldan öldürecekseydin kendini neden uzattın yolu?...Hem yolu uzatıp hem sevdayı kısaltmak hem yola hem sevdaya ayıp değil mi?Ayıp diye bir şey olamaz mı bir sevmenin içinde?...Bir sevmenin içinde bu da olur mu?...Ayıp sana yakışan tek kelime....Hep yalnız ve serseri bırakmak içinse senin için neden sevdin beni?...Neden tanımak istedin bırakacağın yaraları?...Niye tanışmamışız halbuki biz hiç seninle?....Ve niye...hepsi için hiç pişman. Ve bin şükür...Ve sen yüz kere unutulmuşken halbuki...Ama...Neden sevdin kulaklarını bile çınlatmayan onu?...

            IV.

            Yeryüzünün bir de yüzünün yere bakan kısmının yukarısı da varmış. Bir varmış ama sen yokmuş sen sıfır ben çok sayı bulutla tanışık bir şarabın şişesinin kapağı uçuyorum iyi yolculuklar diyen tirbuşon! Ev temizliğinde seni anıyorum yanımda başka bir aşk kazasında ciddi yaralanan bir dost! Birbirimizi çekmesek öldürürüz. Başkası öldürmesin diye yan yana duruyoruz. Kimseye bulaşmıyoruz. Ev temizlenir bu sevda nasıl..?Türkü çığırıyoruz bağırarak. Ben iç ses veriyorum dostumun yanık sesine. Neden yanık oluyor anlıyorum sivri biberle ya da acı biberle ilgisi yok sivri ve acı bir sevmekle ilgisi var. Ağlıyoruz. Kimse bilmesin ama. Kimse bilmesin diye ağlanır mı? Neden ağlanmasın. Kimse bilmesin demeyerek giden ve kimsesiz koyan kadınlar tanıyoruz. Ev temizlenir mi?Peki bu kusmuklar?...Kusmuklar ancak temizleniyor ev bekleyecek. Daha odanın kliması var takılacak. Fakat üşüyoruz. Yaz. Yazının neresi yaz? Neresi kış? Daha uzaklarda bir yerde oturuyoruz. Kafdağı civarı. Bulutlar. Atmosfer. Sonrası. Yıldızlar... Hiç kimsenin olmadığı bir yer var mı? Senin olmadığın bir yer... Ölüm dâhil...

            V.

            Eğer böyle kimsenin olacaksa altı yazılı çizgili romanlar... Zaten senin olmayacak. Resimli ölüm sevmediğimden yoksa bilirsin...Nerede uygun değil bu anlatılanlar?...Şimdi mi?Bütün baştan söylenen. Hepsi ikimizin yalanı... İkimizin olmayan ne var?

            VI.

Ama öyle sevilmez ki. İnsan altı yaşında çocukken bile amansız bir aşkın içine düşebilir. Çelmedir gözleriniz yüreğimize önce vuruyorsunuz sonra ben yapmadım mı? Altı yaşımdan on bir yaşıma kadar amansız bir çelme atıyordu yüreğime örgülü saçlarıyla sarı saçlı bir kız çocuğu. Serap nedir baba diye sordum. Çölde görüldüğüne inanılan sudur dedi babam. Aslında su değildir o kadar susar ki insan serap görmüş gibi olur dedi. Susarsa mı olur dedim. Çünkü ben de onun yanında genelde susuyordum. Ama litrelik değil susamam o zamanlar dili kullanamamamdan. Konuşamıyorum. Baba dedim serap yalnızca çölde mi olur. Bulmaca çözüyordu babam ve babam bulanıkça sorular soran oğlundan sıkılıyordu. Neden soruyorsun bakayım dedi sen Serabın anlamını? Kaçtım babamın yanından. Odama. Odamda Serabı düşündüm. Ben muhakkak bilmiyorum o zamanlar. Bilsem zaten bu kadar salak olmam. Henüz serap ne bilmiyorum Serap sevmek istiyorum ama. Sevmek ve istemek ne onu bilmiyorum. Yedi buçuk yaşındayım ki henüz Freud bilmiyorum. Ama Serabı biliyorum. Serap da beni seviyor onu da neremden biliyorum bilmiyorum ama biliyorum işte. Serap bir gün bana içine kalp yaptığı kâğıt verdi. Dokuz buçuk yaşındayız ikimiz de. Kalbin etrafına baş harflerimizi postiş yapmış. Ben poster yapıp arkadaşlara gösterdim. Sınıfta lüzumsuz bir “Serap beni seviyor” durumu yaşandı. Herkes bizimle dalga geçti. Sanki dalga geçilecek bir şey var. Fakat biz de bilinçsiz seviciyiz. Utandık. Serabı çok ağlattılar. (beni de içime çok...) Biz sonra Serapla hiç konuşmadık. Ama hep uzaktan baktık birbirimize. On bir buçuk yaşından sonra Serabı bir daha hiç görmedim. Görsem severdim. Biliyor musun? Dalga yahut itlik. Ama o çocuğa da (ki o çocuk benim.) o zaman bunu dediler. Çocuksun sen daha. Önünde uzun yıllar var. Serabı sevme. Çocukken ayıptır sevmek. Kakadır. Unut onu. Başkasını sev dediler. Bunun on üç yirmi üç kırk dört yaşı yok. Hiçbirinin arasında unutmak yok. Neyi kimden kaçırıyorsun? Neyi kime unutturuyorsun? Herkes duydu evet artık bu gizi. Şimdi dalga geçmiyorlar belki ama. Daha önünde kocaman bir yaşam var. Unut ve başkasını unutmaya başlamak için sev mi? Peki. Şöyle varsay. Belki senden sonra ölüyor. O kadar kocaman değil önünde yaşam...

Yürüdüğüm ıslak beton demirden kanyak şişesi. Biliyor musun çölde hayalet mayalet seni sevdiğim gibi seviyorum Serabı. Evet, şu an da bile. Çünkü ben Serabı daha sevecektim. Hiç sevemedim. Yürüdüğüm kaygan beton buzuldan şarap şişesi. Gidebilirim. Eğer en uzağa gitmekle çok çabuk unutabileceğimi sanıyorsan. Bak Serabı da seviyorum seni de. Ve daha bir kaçını. Hem nereden biliyorsun uzun kontratlı imzalandığını Tanrı’yla belki yarın ölebilirim. Esas şu ama o küçük orospu analılar benimle öyle dalga geçmeselerdi belki de böyle olmayacaktı.

Start noktasına geri dönsek. Serap olmasa bu kez. Sen olsan. Senle gizliden mektuplaşsak. Bakışsak. Gülüşsek. Yalnızca ikimizin bildiği. Başka kimsenin bilmediği bir sevda yaşasak. Kocaman açıp ellerimizi; ne var lan seviyoruz işte, desek. Kimseden kaçmasa sevmek. Hiçbir zaman ama. Kimseden kaçmasa. Biri; artık beni sevme. Unut, demese. Serap bana içi kalpli o kâğıdı vermese. Biz seninle o sabah o çayı içmesek. O kadın o yokuşu çıkarken o öğlen bize “o” nu demese.

VII.

Neden hemen söylenmez ilk söylenmesi lüzum gelen. Noksan neresindedir açının bir sevme hatasında. Acaba bir yerinde bıçak saplantımız var da hepimiz korkuyor muyuz? Korkuyor olmak salaklığın daniskası değil mi? Bu daniska nerenin para birimi? Aşkın mı? O resme dudak dudağa kaldığımız yerler de oldu ve öpücüğüm de geçti alt beyincikten muazzam bir türküye solo yaparken. Ama sanatçının sesi kısık o gün bağırıyor içinden fakat dışarıya sessiz ses. Kadıncığım; adını koyduğum her yerde güzelsin sen.

            Çok uzun diyar zamandır da; sözcüklerimin annesi vesaitin var... Ve bilirsin, sevgimin Kürtçedeki anlamı dört mevsimde güleryüzlüdür…

            VIII.

            Ve gittiniz tabi sonra. Çengelle iğneleyerek kalbime astım hepinizi... Evet, hepinizi çengelledim düşmeyesiniz diye. Sevdim çengel yumurtlayan anılarımı... Döndüm; yalnız başıma idim gene...

Sizin kadar dürüst olamadım hiç. Hepiniz daha yalansızdınız benden...

IX.

            Yazdır ve ıslaktır yazar. Sen bilmezsin nereden bileceksin sen yazarsın o kadar. Yazarsın orada kalır ama yazdır be yazar ve ıslaktır. Özlem türkçe bir kelimedir ama sözlükteki gibi değildir karşılığı o yaz. O zaman neyin dili bu anlatılamayacak kadarsa. Neyin kısaltmasını yazar. Yazar gene kızacaksın bir kahraman serzenişidir ama bu. Ve söyleyeyim yazar yazdır ve ıslaktır ve kahramanın üzgün bir hayal kırıklığıdır üzgünüm. Bütün kırıldıkları veya kırdıkları ya da kırgınlıkları yahut kırıklığı bu kadardır. Fazlası değildir be yazar.

            Türkçe’nin yetmediği bazı ağlamaklar da vardır Türkçe yaşamaklarda. Dilin eksik kaldığı toparlayamadığı birleştiremediği tamamlayamadığı an be an şeyler vardır. Şey de bir türkçe kelimedir ama hiçbir bok karşılığı yoktur. İşte tamam, şeyin karşılığı bütün karşılığı olmayan veya şeysizlikler için bir kelimedir. Yazar, ben fazla şeyim. Şey türkçeyse bu kadar şey ne?...Sen hangi dili çevirip okutma derdindesin insanlara?Yazar. Yetmiyor yazman kıçı kırık bir yalnızlığa ki hala masanın üstünde duran. Yazar kahramanınız yalnızdır. Ve ciddiye ciddi ağlamaktadır. İstersen bir şaka yap bak nasıl kırıyor ağzını burnunu...

            X.

            Yaşanmamış her şey yaşanmış hiçbir şeyden iyi değildir…

            XI.

            Yazının bu kısmı fazla nikotin zifir ve karbon monoksit ve daha binlerce yasa dışı zararlı etkenle bantlıdır. Nikotinin yazıya bıraktığı acı oranı 0,9 mg; zifirin yazıya bıraktığı hasret oranı 12,0 mg; karbon monoksitin yazıya bıraktığı sessizlik oranı 16,0 mg’dir.  Sigara içmek size ve çevrenizdekilere ciddi zararlar verir ve bazı ciddi zararlar vardır kimse kusura dumanlamasın ama sigaradan daha büyük zayiat yaptığı kesindir.   

            Kahretsin ki henüz bilim böyle bir çalışma içinde değildir. Zaten sigara dumanı dediğin içinde değildir zira içinde kaldığında bir ciddi hasar ciğer öldürdüğü daha bilimseldir.

            XII.

Evet, esas kelime bu: manzara. Kim karışır esaslım. Ben sana bakıyordum, sen zaten durmadan bana. Bahsi geçen o; ki bahsi diye bir şey yoktur hep üçüncü tekil şahıs; biz paslaşıyorduk yanak yanağa ve durmadan ara gülüşün çizgide, çizgili bir defterde, o onun salak sanması, inan esastır biz; hiçbir zaman hikaye olamadı ya da geçemedi hikayenin yanından. Manzarası bizdik baktığımızın tarafı. Manzarasızlıklarda ölür bütün çirkin yanılsamalar! Ve sonuna kadar geldiğinde bu yazının... İsminin esamesi okunmayacak hiçbir yerde...

XIII.

Herkes mi aynı yeri buluyor yoksa herkesin mi kalbinin vida yeri. Her gülüşe ziyaretçi olman mı lazım. Hayır, o kelime benim. Ben onu bir kere söyledim. Siz de bir kere söyleyiniz.

XIV.

Seni çok seviyorum dedi Adam. Bende seni dedi Kadın. Sonra gıcırtısı kaldı yalnız lafların… Ya da lafların kendisi kaldı… Laflar kalmamış olsaydı uzun cümleler kurulmazdı… Ya da sedyeyle taşınmazdı laflar…

XV.

O kadar çok şey oldu ki artık hiçbir şey olmuyor.

XVI.

Çünkü insandır ve en çabuk yalan söyler. En yakınındaki ve en çok en yakınındakine ve en çabuk yalan söyler. En yakınındaki ya da en uzaktakinin hiçbir farkı yoktur en uzaktakine yalan söyleyememesinin nedeni en uzakta olmasıdır yoksa yakınında olsa ona da söyler. Çünkü insandır ve inkâr eder. İnsan inkâr etmek için yalanı söyler. En güzel yalanlar en çabuk inkâr edilenlerdir ve en çabuk inkâr edilen yalanlardır en çabuk akla gelen.

            —Evet, artık seni sevmiyorum.

Çünkü insandır ve oynamak için yaşar. Dürüst olmak için, kahraman olmak için, âşık olmak için, zeki olmak için, namuslu olmak için, gururlu olmak için, yalnız olmak için, sevmek için, sevilmek için, insan olduğu için oynar.

—Unutursun ne ki, daha neler çıkar karşına.

Çünkü insandır ve aldatmak için vardır.  Bütün baktıklarımı alıyorum senden, bizim kördüğümümüz gördüğümüzdür artık…

XVII.

Ve bütün sonlar üzgün yazılır. Hiçbir son mutlu olamamaya alıştırılmıştır zaten mutlu diye yutturulan sonların birçoğu yalandır. Ve yalan daha sevilir bütün mutlardan -ne yazık- o yüzden mutsuz birçoğu mutlulukların.

Sana bizim olan –çünkü bizim olan bişey olmadı pek, öpüşmek geçer gider- bişey bırakmak istedim. Üzgün bişey. Gözlerini kırptığında yalnız gece olmayacak bişey. Benden sana kırpıp bıraktığım bişey. Artık senindir bu yorgunluğum. Adam olmazlığım. Yalnızkenliğim.

Şimdi bundan sonra

Ve bundan sonra olacakları da

Sen yazmaya başlayacaksın.

Çünkü buraya kadar olanları sen yazdın.

XVIII.

Mektuplarımızı iyi sakla. Güzel sakla. Postaneler için fazla yaşlıyız artık. Gencecik öldüğümüzde, bir Haziran mesela öğlen üstü, aklımızda tuttuğumuz hatırımızda kalan birkaç postacı yüzü kalsın, hiç olmazsa… Çünkü anısız ölürsek, ve unutursak andığımızı, ve bilmezsek anlarımızı, bizim yaşadığımızı da yazdıklarımızdan bilsinler. Ne dersin, hiç olmazsa, hı, hiç olmadı mı yani, olmaz mı?

Seni benden beni de senden bilsinler, gökcisimli Türkçeciler…

 

22 Ocak 2007-Narlıdere/İzmir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31