Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Günay Çerkez’in samimi ve cesur açıklamalarını dinledikten sonra Mersin limanındaki engellemeler konusunda artık daha ihtiyatlı konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Mersin Limanı’nda karşılaşılan sorunların yüzde 80’inin aşıldığını eğer Ticaret Odası Başkanı’nın ağzından dinliyorsak, o konuda gözü kapalı ve çalakalem eleştiriler yapmak tabii ki gerçekçilikle bağdaşmaz. Üreticilerimizin ihracatları konusunda Mersin Limanı’nın bir kâbus olduğunu ve oradaki engellemeler yüzünden ekonomimizin çıkmaz sokaklarda bocaladığını yılardır yazmakta ve “ah şu Mersin engeli bir kalksa” temennisini her fırsatta yinelemekteydik.

   Mersin’deki engeller eğer yüzde 80 aşılmışsa, üreticilerimize “hodri meydan” diyorum. 70 milyonluk Türkiye pazarı bizi uçurmaya yeter. “Üret üretebildiğin kadar ve Anadolu’ya sat” sloganı kalkınmamızın ve esenliğimizin sinerjisi olabilir. Üretim ve pazarlama sorunları aşıldıktan sonra, işsizliğin ve umutsuzluğun kökünün de kazınması hiçtendir…

   Ama bu yöndeki girişimlerimizin başarısı için her şeyden önce kendi evimizi düzene koymamız gerektiğini de yine Çerkez’in uyarılarında görüyoruz. Örneğin Mersin gümrüğünden döndürülen ürünlerimiz için papara koparacak yerde, olgunluk ve sağduyu ile bunun nedenlerini araştırmakta ve o nedenlerin ortadan kaldırılması yönünde çaba harcamakta yarar var. Eğer Mersin’deki engellerin bertaraf edilmesini fırsat bilip kalitesiz ve sakıncalı ürünleri Anadolu piyasasına sokma tinyozluğu gösterilirse, bunun ağır bedeli ekonomimizin sırtına yüklenir. Dürüst üreticilerimiz ve iş adamlarımız da o tinyozluktan zarar görürler.

   Yakın geçmişte 6 TIR narenciyenin Mersin gümrüğünden geri çevrilmesi, üretim alanlarımızın sıkı denetim altında bulundurulmasının önemini vurgulamaktadır. Geri çevrilmedeki tek neden, ürünlerdeki ilaç kalıntısının kabul edilebilir seviyenin üzerinde olmasıydı.

     *       *       * 

   Mersin kapısının sorma gir hanı olamayacağını vurgulayan bu olaydan sonra baş gösteren toplumsal tepkileri de anımsayalım lütfen. Bu toplumsal tepkiler ürünün Mersin’den geri çevrilmesine değil, o ürünün bizim yerli tüketiciye sunulduğuna dair belirtilerden dolayıydı. İnsan sağlığına önem vermeyen zihniyet Mersin’de geri teptiği halde, yine de bundan ders alınmıyor ve kendi insanımızı zehirlemek pahasına imha edilmesi gereken ürün iç piyasaya sürülüyor. İşte bu, kendi evimizdeki düzensizliğin çok etkileyici ve hatta utanç verici yansımasıdır. Bu düzensizliklerle başa çıkılamaması halinde önümüzde açılan fırsat kapılarının da kapanması hiçtendir.

   1958’den bu yana uluslararası alanda tanınmış tek sivil toplum örgütümüz olan Kıbrıs Türk Ticaret Odası, gerçekten çağdaş anlamda çalışmalar, araştırmalar ve üretimler yapmaktadır. Ama bizzat Günay Çerkez’in ağzından dinledik ki, hükümetimiz bu etkin kurumumuzun yarattığı değerlere, uyarılara ve önerilere hak ettiği ilgiyi göstermiyor. Çerkez diyor ki; “Başka ülkelerde milyonlarca dolar harcanarak hazırlanan raporları odamız hazırlayarak halkın refahı ve ekonominin iyileşmesi için bedava hükümete sunuyor ama bu raporlara gereken ilgi gösterilmiyor.” 

   Çerkez bunun nedenini çok da net vurguladı: “Çünkü siyasetçilerin önceliği kendi koltuklarını korumak.” Gelin de bu gözleme katılmayın bakalım... Çerkez bu gözleminde yerden göğe haklı…

    *       *       * 

   Sırf koltuğa endeksli popülist siyasetlerin ülkemizi her alanda ne duruma getirdiğini en acı örnekleriyle yoğun biçimde görmekteyiz. Kendi kendimize yeterli duruma gelerek ülkemizi kalkındırabilme bağlamında çok kısıtlı mesafeler alabilmekte ve çoğu zaman da popülist, yanlış politikalar yüzünden o alınan mesafelerin de bir anda berhava olduğunu görebilmekteyiz. Bu kısır döngü aşılamadığı sürece hayır etmemiz, Kaf Dağı’nın arkasındaki düştür.

   Ve şunu da düşünüyorum kısır döngünün kırılabilmesi adına: Acaba koltuğa ve popülizme bağımlı politikalardan kurtulabilme adına demokrasimizde ve seçim sistemimizde radikal değişiklikler yapmak bir çare olabilir mi? 

   Ticaret Odası’nın bu konudaki görüşü de yine Günay Çerkez’in ağzından topluma duyuruldu. O görüş, dar bölge seçim sisteminden vazgeçilmesini öngörmekte. Öteden beri çoğumuzun sıcak baktığı bu seçenek eğer Kıbrıs Türk Ticaret Odası gibi etkin kurumlarımız tarafından kampanya halinde toplumsal gündemimizde ısrarla vurgulanırsa, bir sonuç alınabileceğine inananlardanım. 

   Düşünün: Kendi dar bölgesinde bin beş yüz oyla seçilebilen politikacı kendi kurmaylarını da yine o dar bölgeden seçerek boyuna kendi dar bölgesine hizmet vermekte ve böylece bir sonraki seçime endekslenmekte… Böyle bir politik sistemden ülkenin geneli için esenlik beklenebilir mi?..  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31