Bir gün önce Kilyos tarafında bir arkadaşımı ziyarete gittim.

Ormanlarıyla temiz havası olan bölgede biraz stres atar, birkaç fotoğraf çeker, biraz da muhabbet eder dönerim diye düşünmüştüm.

Planlamam buydu…

Erken saatte çıktım.

Nasıl olduysa koskocaman İstanbul’da trafik yoktu.

 Erken varacaktım.

Güneş inmeden yakalayacaktım mandıraları…

Keçileri, çoban köpeklerini, çobanı bulacaktım dönüş yollarında.

Ters ışıkta yeşil zemine dizecektim onları.

Ve belki o çobandan, o hayvanların sütünü alacaktım.

Son zamanlarda evde ekmek ve yoğurt yapma sevdasına düştüm.

Belki artan kanser belasından biraz uzaklaşabilmek, belki de eskiye özlemden…

Fırından çıkan taze köy ekmeğini tadan o tadı hiç unutamaz.

İstinco’ya gittiğimiz günlerin genelinde köylülerden ille ki birisi o gün fırını yakmış olurdu.

Fırının yanında da odun ateşinde kaynayan hellim vardı.

Haliyle bahçeler domates doluydu.

Otururduk, ver domatesi, ver sıcak ekmeği, ver sıcak ve arasında nane olmayan yumuşacık hellimi.

Tıka basa olurduk.

Hani mideye bir delik açıp yediklerimiz sindirmeden göndermek ve sabaha kadar yemeğe devam etmek geçerdi içimizden.

Herhalde o fırın kokusunu bulamasak da ekşi mayasından yapılmış köy ekmeği yiyerek o günleri yâd etmek içindi bu özlem.

Her neyse…

Erken saatte Kilyos kavşağına vardım.

Oraya varmadan az önce orman kıyısına önceden yapılmış Zekeriya köy evleri var…

Yeşile saplanmış beton ciğerini deler geçer…

En azından ben öyle hisseder öyle geçerim.

Kavşaktan doğru giderseniz birkaç kilometre sonra hırçın dalgalı Kilyos köyüne ulaşırsın.

Kilyos, Karadeniz kıyısında bir balıkçı köyü.

Orada yaz aylarında denize girilir.

Uzun ve sığ bir sahili var.

Ancak Karadeniz’in tehlikeli akıntısına orada da rastlarsınız.

Sola dönerseniz arkadaşımın kaldığı siteye.

Sola döndüm.

Ormanlar ve orman yolu her zamanki yerindeydi…

Fırın kokuları orada da vardı.

Mandıralar, inekler ve arada sırada geçen birkaç araba…

Az ileride, bilhassa kış aylarında durup yansımalar çektiğim minik bir göl var…

Tam orada yavaşlayarak göle baktım…

Göl yerindeydi ama arkasındaki, olması geren orman yoktu.

Yanlış mı görmüştüm?

Jandarmanın anguş kurup arabalara ceza kestiği yerden kaybolan ormana doğru sağa saptım.

Jandarma görev(!) başındaydı.

Unutmadan bir de gözlemeci vardı tam köşede.

Orman yerinde, tek tük araba geçen yerde gözlemeci…

Şaşılacak bir durum.

Park edip yürüdüm.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31