Ülkeye turist sayısı artırılmış da bu övünmeye vesile oluyor!... Turist sayısının yılda 1 milyona çıkartılacağı da öne sürülüyor… Hem de “başardıklarımız bunun garantisidir” tekerlemesiyle!... 
   Bu arada işte acı gerçek: İstanbul, İzmir, Antalya, İngiltere ve Almanya'daki KKTC turizm büroları aylık kiraları ödenemediğinden dolayı kapatıldı. En önemli turizm merkezlerindeki irtibat bürolarını bile idame ettirmekten aciz bir turizm hareketinin başarısından nasıl söz edilebiliyor?..
   Ülkemize gelen turistlerin özellikle çevre, hijyen, sinekler, tuvalet, ulaşım, pahalılık ve trafik konusundaki bitip tükenmeyen şikayetleri de hesaba katıldığında o övünülen “başarı” iyiden iyiye gölgeleniyor... Ağırladığımız turistlerle yapılan anketlerde ve onlardan alınan mektuplarda en fazla dikkati çeken işte bu yakınmalardır. Ama kronikleşen ve yaygınlaşan bu yakınmaların gereklerini yerine getirmekte arpa boyu yol alınmıyor…
    *       *       *  
   Kısa süre önce bir uzman tespiti olarak tüm medyamızda manşetlere yerleşen ürpertici gerçek ülkemizdeki kanser patlamasının yüzde 80 çevre sorunlarından kaynaklandığına dairdi. Genetik faktörler sadece yüzde 20… Bu acı gerçeklerimizden ülkemizi ziyaret etmeye heveslenenlerin bilgisiz olması elbette ki olanaksızdır… Bizler de öyle değil miyiz; ziyaret etmeyi planladığımız bir ülkeye gitmeden önce o ülkeyle ilgili ayrıntılı bilgiyi toplarız…Çevresel faktörlerin bu denli ölümcül duruma geldiği bizimki gibi bir ülkede turizmin ivme kazanarak gelişmesi beklenebilir mi?...
   Kaldı ki, merkez üssü Kalecik olan Karpaz’daki şu son fuel – oil felaketi de turizm düşlerimize yeni bir darbe olarak indi. Özellikle Bafra Bölgesi’nin denizi, etkisi onlarca yıl sürecek feci bir kirlenmenin sarmalına girdi. O bölge artık turizmin belleğine yerleşen bu acı gerçekle, bu acı gerçeğin ürpertici iz düşümleriyle anımsanacak. Çevresel kirlenmelere karşı çok duyarlı olan dünya bu utanç verici olayımızı anında duymuştur bile…   
    *       *       *  
   Eko Turizmin ve lüks turizmin alanı olarak projelendirilen Karpaz'daki kilometrelerce alanı etkileyen fuel oil faciasının kahredici boyutları her yana uzanıyor. O boyutlardan biri de, balık üretiminin ve hasadının büyük darbe yemiş olması. Balıkçılığımız kuşku altında ve turizmimizin geleneksel mutfağı riske sokuldu... 
   Artık restoranlarla ve evimizde soframıza gelen balıkların güvenli olduğunu nereden bileceğiz? Veba dolayısıyla kaç zamandır tüketicimiz tavuk etinden uzak duruyor. Vebanın bilincinde olan turistler de tavuk etine yanaşmıyor. Şimdi de balıktan uzaklaşılacak. 
Kendi çevremden bir anekdot: Bizim ev balıksız olamaz. Eşimden kesin talimat geldi: “Artık kamışı oltayı alıp sen de mutfağın ihtiyacı olan balığı gidip Girne denizinden avla!”
    *      *     *
   Hadi bakalım... Şakası yok!.. Bir buydu eksik olan... Amatör balık avcılığında uzmanlaşmış birkaç dostum var, onlara yanaşacağım bu işi öğrenebilmek için!.. Hiç çaresi yok!..
   Peki bu durumda turistlere ne diyeceğiz: “Balık istersen kendin avla, kendin ye!” mi diyeceğiz?..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31