Aslında karamsar olmayı sevmiyorum. Ama hepimizi bu düşünceye yönlendiren sebepler var. Mesela, sabahleyin evinizden ayrıldınız. Günün koşuşturmasına başlarken yolculuk halindesiniz. Radyoda gazetelerden haberler; “Akaryakıt ve tüp gaz yine zamlandı. Son iki yılda Antidepresan ilaç kullanımında patlama yaşanıyor.1980 yılında 2 bin 161 olan kaza mahkemelerindeki dava sayısı, 2011’de %800 artış göstererek 17 bin 539’a çıktı. Başbakanlık binası önünde bir vatandaş kendini yakmak istedi. Genç bir insan yine canına kıydı. KKTC’li liseler Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarına göre Türkiye’deki eğitim düzeyinin de gerisinde. Yıllar önce ilk 50 içinde olan KKTC liseleri şimdilerde son sıralarda”.

En başta söylediğim gibi karamsarlık bana göre değil. Ama hepimiz güne bu şekilde başlıyoruz. Ve ben kendi adıma bu satırlara, bu haberleri taşıdığım için üzülüyorum. Özellikle artış halinde olan, bir insanın kendi kendine zarar verme olayı. Son derece üzücü, son derece vahim.

Çok açık bir tespittir ki ülkede durumlar iyi değil. Öncelikle toplumda bir güvensizlik hakim. Bu güvensizlik hem ekonomik, hem sosyal, hem de can ve mal kaygısı şeklinde yaşanıyor. Yaklaşık bir ay önce. Gecenin bir vakti. Hava yağmurlu. Çalınan bir kapı zili. Kapının arkasında tanıdık olmayan biri kadın biri erkek iki kişi. “Hava yağmurlu size sığınabilir miyiz?”. Karşı soru “Kimsiniz kardeşim?”. Soru bitmeden hızla kaçış. Bir başka akşam, bir başka ev. Yine çalınan kapı zili. Yine yağmurlu bir gecenin oldukça geç olmuş bir vakti. Kapı açılıyor. Kimse yok. Ertesi gece ayni olay karşı evde yaşanıyor. Yine ortada kimse yok. Orta da olan sadece güvensizlik, tedirginlik.

Olaylar artıyor. Gün ve gün sıradanlaşıyor. Bir basın toplantısı da sorulmuştu. “Ülkedeki tecavüz ve suç artışlarının önüne nasıl geçilecek?”. Sayın Dışişleri Bakanımız yanıtlamıştı. “Kimse sokağa çıkmazsa sorun çözülür, elin geri zekâlıları”. Yani sokağa çıkmamak çözüm. İyi de artık suça taraf olmak için sokağa çıkmamakta yetmiyor. 

Güvensizlik dedik ya, ekonomik güvensizlikte önemli. Devlet çalışanı artık sadece aldığı maaşa değil, işinin garantisine güven duymuyor. Özelleştirme yasası yürürlükte her an her şey olabilir. Her kurum özelleşebilir. Ülkenin en büyük işvereni devlet. Özel sektör ayrı bir dünya.  Asgari ücretlinin omuzlarındaki yük katmerli. Ülkede iş insanlarının en çok karşılaştığı sorunlar politika istikrarsızlığı, hükümetin istikrarsızlığı ve artan yolsuzluklar. Çalışanının maaşını gününde ödeyemeyenler, yatırımlarını yapamayanlar, vergisini veremeyenler, haksız rekabetle mücadele edenler. Sorun çok. Ekonominin iyi yolda olduğunu bir tek yöneticilerimiz söylüyor.

Yeni ekonomik paket yolda. 2013-2016 yıllarını kapsayacak yeni bir protokol. Yani 2014 yılında yapılacak seçimlerin ardından protokolü hükümete kim gelirse gelsin uygulayacak. Türkiye’nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu Bakanı Sayın Beşir Atalay şöyle söylüyor “ KKTC ekonomisi her yönden iyi gidiyor. Bunun devam etmesi gerekiyor. Bu dönemde hükümet önemli, güçlü kararlar aldı. Biz sadece müşavirlik yapalım. KKTC hem devlet olarak, hem de Sivil Toplum Örgütleri buradaki ekonomik programa katkı versinler. Bazı ekonomik programlar fedakârlık ister. Ama “Türkiye istedi yaptık” diyor bazı siyasetçiler, biz niye isteyelim, sadece burası için. AKP olarak biz de ciddi ve ağır bir program uyguladık. Başka türlü de olmuyor”. Sayın Atalay uygulanan programın AKP tarafından uygulandığını ve ağır bir program olduğunu söylüyor. Ve “Başka türlü olmuyor”  diye de ekliyor. Bu noktada ortaya çıkan gerçek, KKTC’de icraatın başında kimin olduğu önemli değil.

KKTC hükümeti kendi adına hiçbir projenin, programın üreticiliğini ve kendi kaynakları ile finansmanını yapamıyor. Günlük yaşamın hiçbir alanında hükümetin katkısı yok. Her adımı devletten beklemek elbette doğru değildir. Fakat bu gerçeği yaratan, devlet olanaklarını sadece popülizm ve iktidar için kullanan bizzat siyaset kurumunun kendisidir.

SU GELİYOR

Su gelecek. Hem de eşi benzeri olmayan bir proje ile. İyi de olacak. Hükümetin bu suyun kullanımı ile ilgili bir projesi var mı? Tarım, narenciye, turizm suyun hayat veremeyeceği hiçbir alan yok. Peki, KKTC bu suyun gelmesinde nerede olacak? Söz hakkı var mı? Yoksa su şimdiden özelleşti mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31