Haber canlı veriliyordu.

Kamera yükselen dumanları gösteriyordu.

Sunucu dumanları gösterip, “önce top sesi, birkaç saniye sonra aşağı yukarı aynı noktadan yükselen dumanlar gözüküyor” dedi.

O anda top sesi geldi.

Kamera, sunucu ve biz yükselecek dumana odaklandık.

Duman yükseldi.

Sunucu başını eğdi.

Kamera bu sefer telleri gösterdi.

Sınırdaki tellerle dumanların yükseldiği yer arasında bir kilometre mesafe yok gibiydi.

Teller boyu dizilmiş insanlar vardı.

İnsanların orta yerinde polis otosu vardı.

Polis otosunun yanına dizilmiş polisler, bakıyorlardı.

Onların yanında bir manga asker hazır oldaydı.

Askerlerin yanında komutanları duruyordu.

Sunucu “Nöbet değişimi” dedi.

O anda bir top sesi daha geldi.

Sınırdakiler, sunucu, askerler, polisler…

Hep birlikte başlarını eğdiler.

Telin ötesinde katliam vardı.

Parçalanmış aileler…

Yıkılmış evler…

Umutlar.

Karamsarlık.

Ve belki IŞİD’in kazanması halinde kesilecek kafalar.

Bu tarafta ise sekecek şarapnel parçaları ile her an ölümle burun buruna açıkta öylece bakanlar…

Ne acayip bir durumdu bu.

Biz de yaşadık böylesini.

Sınırımız vardı.

Kum torbaları koymuştuk.

Torbaların arkasına geçmiştik.

Mazgal deliğinden bakıp arada sırada tetiği çekiyorduk.

Karşı taraftakilere isabet etmiş olabilirdi o kurşunlar.

Bizimkilere de o taraftan gelen kurşunlar isabet edebilirdi.

Sivil halk sığınaklara girmişti.

O taraftaki siviller bizlerin aksine şehri terk etmişlerdi.

Onların etrafı açıktı.

Bizler kıstırılmıştık.

Hava deliğimiz bile yoktu.

Neticede garantörüm diyen TC, topuyla, tüfeğiyle geldi.

Havadan, karadan, denizden çıktı.

İşi bitirdi.

Planı uyguladı; sınırı çekti; ülkeyi böldü.

Soydaşlarımı kurtardım, dedi.

Dumanları, top ateşlerini görünce o günleri tekrardan yaşadım.

Umutsuzluğu…

Üzüntüyü.

Çaresizliği.

“Bana minareden düşeni getirin, halimden ancak o anlar” demişti minareden düşen…

Kobani bir cehennem…

Etrafını saran ise İslam adına kafa kesici caniler…

TC tarafındakiler dumana, top ateşine baktılar.

Ölenler karşıdaydılar.

Umutları tükenenler…

Her an kafalarının kesilme tehlikesi ile kalanlar.

Seyrediyorlardı.

Bir adım ötedeydiler…

Ne denizden çıkartma, ne havadan indirmeye gerek vardı.

Sadece yaklaşan tehlikeyi uzaklaştırmak için bir koridor açılması yeterdi.

Çünkü Kobani’de sıkışanların yakınları, tellerin bu tarafında başlarına şarapnel düşme ihtimali de olsa yardıma koşmayı bekliyorlardı.

Kurban bayramında…

Telin bu yanında koyun, diğer tarafında ise insan kafası kesiliyordu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31