Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Şerife Ünverdi'nin açıklamalarına baktığımda Sosyal Sigorta’ya can simidi atılma noktasından hâlâ çok uzak olduğumuzu görürüm. Oysa halk, bu kurumumuzun ölümcül nefes darlığının ve bir an önce oksijen çadırına alınması gerektiğinin bilincinde. Gittiğim her yerde, girdiğim her çevrede hatta bir iş için ziyaret ettiğim Sosyal Sigorta Dairesi'nin bizatihi içinde bu kuruma dair derin kaygılara tanık olmaktayım. Bölgesel röportajlarımız dolayısıyla ziyaret ettiğimiz köylerde de aynı panik havası var. Yaşananlara bakıp "bu aydan sonra artık maaş da yok" diyenlerin sayısı çok fazla. Sosyal Sigorta çalışanları maaşlarını kurumun fonlarından aldıkları için onlar da tedirgin. Toplumsal etkilenişimden dolayı kendimi bu konuda yazmaya zorunlu hissediyorum. Çünkü durum hiç de iç açıcı değil…  

Sosyal Sigorta’dan sorumlu bakan Şerife Ünverdi, geçirilmesi tasarlanan yasaya dair bilgi vermek ve konsensüs sağlamak adına meslek kurumlarını gezmekle meşgulken, kurum da, dibe gömülmekte berdevamdır. Bu bilgilendirme ve konsensüs sağlama turları, görevden alınan eski bakan Türkay Tokel’in döneminden beri sürmektedir. Temas edilen meslek kuruluşlarından konsensüse yaklaşanları göremiyoruz. İlle de eski düzenin devamını istiyorlar. Oysa eski düzenin sürdürülecek hali mi kaldı?.. O düzen, mevta durumunda. Ölünün gözünde yaş mı aranır?..  

İlgili bakan toplantı yaptığı her meslek kuruluşuna Sosyal Sigorta kurumunu bu duruma yapısal bozuklukların getirdiğini ve bu bozukluklar giderilmezse geminin tümüyle batacağını anlatıyor. O nedenle toplantılar bir sorgulama platformuna dönüşmekte ve yıllar içinde bu yapısal sorunları yaratanlar eleştirilmekte.      Emeklilik yaşının ve prim oranlarının yükseltilmesi yeni yasa değişikliğinin içerdiği temel önlemlerdir. Yeni düzenlemeye sendikalar ve prim mükellefleri tepkili. Zamanı harcama lüksümüz artık kalmadı. Popülizmden arınmış, cesur ve radikal adımlar atılmalı. Kaldı ki bu tasarlanan önlemlerin yaşama geçirilmesi bile, olumlu bir sonucu ancak uzun vadede getirebilecektir.   

Bakanın da üzerinde durduğu yapısal bozukluklara bir göz atalım:  

Popülizm, Sosyal Sigorta kurumunu ülkemizdeki gelir adaletsizliğini yansıtan aynalardan birine dönüştürdü. Yıllarca biriken, göz yumulan ve hatta teşvik edilen yanlış uygulamalar, bu kurumu da batırdığımız nice değerden biri haline getirdi.    Ama gelir adaletsizliğinin nimetlerinden yararlananları, bu eleştirilerimizi yaparken tenzih etmeli. Onların ne suçu var? Düzen öyle oluşturulmuş. Suç, popülizm saplantısıyla bu bozuk düzeni oluşturan gelmiş geçmiş yöneticilerimizde.  
Genç yaşta devletten emekli olduktan sonra özel sektörde de çalışıp Sosyal Sigorta emeklisi olan çiftlerin oluşturduğu o büyük kesimi düşünün. Evlerine her ay dört maaş girer.  

Ya da emekli olduktan sonra özel sektörde çalışıp Sosyal Sigorta’dan da emekli olan, daha sonra memur eşinden dul kalan yaşlı bir bayanı düşünün. Onun eline de ayda 3 emekli maaşı geçer.  

Ölen bir babanın ya da annenin sosyal sigorta maaşı evlenmemiş kızlarına intikal eder. Sadece o maaşa muhtaç olanlara bir diyeceğimiz olamaz. Ama bu grupta, her ay devletten yüklü maaş aldığı ya da özel iş yerinden iyi gelir elde ettiği halde bir de baba ve ana hakkı olarak sosyal sigorta maaşı alanlar var.     

Bir yanda da sadece mütevazı Sosyal Sigorta maaşına talim eden, o maaşın içinden sağlık giderlerini de karşılamaya çalışan ve şimdi almakta olduğu mütevazı maaş da tehlikeye giren büyük bir kesim söz konusu. Ki, batağın esas mağduru onlardır.  

CTP iktidarında değiştirilen Muhaceret Yasası Türkiye’den gelen geçici işçilerin yanı sıra, onların aile bireylerini de Sosyal Sigorta haklarından yararlandırdı. Dahası, kaçak işçiliği yoğunlaştırdı. Kaçak işçilikte hem sosyal sigorta primi ödememe, hem de haksız rekabet yüzünden iş sektöründe kriz yaratma riski var.  

Sosyal devlet anlayışının zaman içinde adaletsiz gelir dağılımına dönüşmesini tetikleyen olumsuz etkenler tüm çıplaklığıyla ortada. Diğer devletsel açıklar gibi Sosyal Sigorta açığının da kapatılmayacağı Ankara tarafından yüzümüze açıkça söylendi. Oysa bugünkü feci duruma gelinmesinde Ankara’nın nüfus bağlamında dayattığı kararların da payı var. Bunlar da cesaretle irdelenebilmeli, Ankara sorumlulukları konusunda ikna edilebilmeli ve sosyal güvence sorununun aşılabilmesinde Ankara’nın katkıları istenebilmeli.    

Sosyal Sigorta emekli sayısı inanılmaz bir popülizm bonkörlüğüyle kabartılırken, hiçbir hukuk ülkesinde görülmeyen uygulamalar da yapıldı. Örneğin devletten yüksek maaşla emekli olduktan sonra özel sektörde ya da kendi kurduğu işte bir süre çalışan nice kıdemli, açık verdiği yılların prim borçlarını kestiği çekle karşılamış ve Sosyal Sigorta çalışma yılları bile dolmadan emeklilik hakkını almıştır.  

Ya da hiç çalışmadan bir iş yerinin çalışanı gibi gösterilip primleri yatırılanlar, gün gele alnı hiç terlemeden ve ülke ekonomisine katma değer kazandırmadan Sosyal Sigorta emeklisi olmuştur. Hangi işin emeklisi bunlar?   Nemalanmayı bilmeyenlere yol gösteren hukukçulara ve bürokratlara da tanık olundu.İşte Bakan Ünverdi’nin dikkati çekmeye çalıştığı yapısal bozuklukların kapsamına bunlar da girer.   

Radikal kararlılığı ve konsensüsü gerektiren yığınla sosyal adaletsizlik vardır. Acil kurtuluş çaresi bekleyen Sosyal Sigorta kurumu batağın dibine gittikçe gömülürken, can simidinin bir an önce atılması gerekir. Günlerimiz laklakla geçirilemez… Gün, konsensüsü bir an önce sağlayabilme günüdür. Sosyal Sigorta’nın çok iyi bilinen sorunlarının çözümü konusunda kaybedilen her gün, bu yaşamsal kurumumuzun içine sürüklendiği batağı derinleştirmektedir.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31