Bir ülkenin gelişme içerisinde olduğunu nasıl anlarsınız? En basit düşünce ile birey başına düşen milli gelirin, kazancın ve bunların karşılığında verginin her kesime adil dağılması yaklaşımı seslendirilebilir. Bu konular tabi ki ekonomistlerin işi. Gerçek olansa sadece lafın, rakamların tek başına bir anlam ifade etmediğidir.

Şu veya bu şekilde bir düzenimiz, kurumlarımız ve demokrasimiz var. Devlet kurmak kolay değil. Devleti yaşatmak, güçlü kılmak, en az kurmak kadar zordur. Devletin vergi alması demek, karşılığında hizmet vermesi demektir.

Esas olan eğitimin, sağlığın ve benzeri temel konuların insanların yaşamını olumsuz yönde etkilemeden sağlanmasıdır. Ki devlet kurumunun en temel görevi bunların sağlanmasını organize etmektir. Ekonomik yönden güçlü olan bir ülkede sorunlar hem daha hafif, hem de hükümetler için manevra alanı daha geniştir. Yani kendimizden yola çıkarsak hükümetin her anlamda yaptığı yanlışlar her kesimde tartışılırken, akıllara şu soru gelebilir; Sıkıntılar son üç yılda mı, ortaya çıktı?  Ekonomik rahatlık tüm sorunları kamufle eder mi? Cevap bulunması gereken sorular bunlardır.

Yıllarca kamu çalışanlarının maaşlarında yapılan iyileştirmeler, birçok konunun üstünü örttü. Gün geldi kamu çalışanı günah keçisi oldu. Vay sen miydin bu maaşı alan? Şimdi çalışana zam yok.  Giderler ile gelirler kısmında ise dağlar kadar fark oluştu. Ve yaşanan sorunlar, yanlışlıklar sanki bugün ortaya çıkmış gibi bir yanılgı hasıl oldu. Hükümetin çok önemli bir avantajı vardı bu süreçte. Tek başına iktidar, muhalefetlik yapamayan bir muhalefet, sesini çıkarmayan bir toplum. Eğer ki ekonomiyi daha iyi organize edip günlük yaşamı kolaylaştırabilselerdi kaybettikleri kamuoyu desteği, bugüne kadar hiçbir iktidar için olmadığı kadar güçlü olurdu.

İşsiz olan, çalışacak iş bulamayan, hayatını idame ettiremeyen insan ne yapar? Çaresiz kalır ve suça yönelir ya da kendi hayatına kıymak dahi her türlü düşünceyi aklından geçirir. Ekonomi öncelikle insanların refahını artırmayı hedef almalı. Devletin refahının artması anlamında düşünülmemeli. Bunu çok sık düşünüp hemen her gün gündeme getiriyoruz. Haklılığımız da gün ve gün ortaya çıkıyor. Üstelik hiç de hoş olmayan şekillerde.

KKTC ekonomisi büyüyorsa, insanlar neden ilaç alamıyor? Neden faturalarını, devletine vergisini ödemekte zorlanıyor, hatta ödeyemiyor?

Sayın Maliye Bakanımız aracının seyrüseferini çıkarmayan insanlara çağrı yaptı. Uyarıda bulundu. Daha doğrusu polisin denetim yapacağını söyleyerek bir korku verdi. Duyuru yapılması gayet normal. Fakat bunun nedenlerini de araştırmak akıllara geldi mi acaba? Neden 156 bin kayıtlı aracın 37 bini seyrüsefer ruhsatını gününde çıkarmadı? Ve neden bu “Polis denetimi” korkusu her yerde öne çıkarılıyor. Ne zaman korku ve ceza yöntemi değil de demokrasi ve sorumluluk anlayışı esas olacak.

Evet, vatandaşın vergi verme yükümlülüğü var. Evet, KKTC yasalarla yönetiliyor. Devletin yükümlülüğü yok mu? Devlet yükümlülüklerini yerine getiriyor mu? Yoksa yasalar sadece devletin çıkarları söz konusu olduğu zamanlarda mı çalışıyor. Örneğin;  Devlet polisinin mesailerini, sayım günü çalışmışlıklarının karşılığını ödüyor mu? Ücretsiz eğitim ve sağlık hakkına uygun olarak üzerine düşeni yapıyor mu? Devlet üzerine düşeni yaparsa, polis denetimini de ceza uygulamasına da gerek kalmaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31