Dün  “geleceğin Kıbrıs’ından söz edeceğiz”  dedikti ama beceremediydik. Çünkü kolay değildir. Hele şu    “kime niyet kime kısmet”  kabiline düşmüşlükte.

Hatırlayınız.  Amerika’nın  “Büyük Ortadoğu Projesi”  vardı.”   Çok anlamadıktı ama her halde tasavvur edilenler  Mısır’dan Libya’ya,  Yemen’den İrak’a,  Suriye’den  İran’a varıncaya dek tüm bölgeyi ateşlerde yakıp  kanlar akıtmak  değildi.   Fakat öyle oldu!   Demokratik rejimler murat edilirken ileride bölgeyi beterince berhava edecek teokratik  rejimleri oluştu.

HATIRLAYIN.  1958’lerden beridir süregelen siyasi olayların içinde   devlet kurarken,  Türkiye’den nüfus kaydırılır  Kuzey kalıcılığı ile yeni yurt oluşumunun  sancılarını koyuverirken,  İki Devletli çözüm aşamasına gelinirken;  kim derdi ki Annan planı ile tüm bu olagelenler yıkılacak ve de yerine yüzde yirmi dörtlük toprağımızla kalakalmışlıkta cemaat esamesine düşerken, Rum’un çoğunluk egemenliği altına girecektik…

Bunu da gördüktü! Neyse ki Rm tarafı her zamanki gibi  “hayır”  diyerek planı kadük hale getirdi de felâketin eşiğinden döndüydük…

ÖYLE Mİ?  Nanik! Size müjdeyi vereyim.  Annan planı çatır çatır Rum’un üzerine eklediği yeni istekleri ile çalışmaya devam etmektedir! 

Hem de artık çok açık seçik,  KKTC’deki  bazı kesimlerce,  “var mısınız Kuzey’deki tüm Rum mülkünü sahiplerine iade etmeye”  seslerinin desteklerinde!           Her ne kadar  bu  önerileri marjinal kesimler  seslendirmiş de  olsalar,  seslerini duyuruyorlar ama!  Üstelik  AB, “ambargoları kaldırın” diyenlerin yahut Eroğlu ile Egemen Bağış’ın  değil,  onların  seslerini  duyuyor ve çözümü de bu  “seslerin sahipleri” ile sağlamaya çalışıyor! 

ŞU HALDE:  Şöyle diyebilir miyiz?  “Geleceğin Kıbrıs siyasi sorununa yönelik çözümün  çerçevesi,  Annan  planı ile çizilip saptanmış olacaktır.  Bu çerçeve içinde   Türk halkının en çok yüzde 24’ler oranındaki toprak sahipliği olacak,  kesinlikle Türkiye  ve Türkiyeliler bulunmayacaktır.  Yönetselliğin ağırlığı da Rum çoğunluğuna dayalı olacaktır…” 

“Hayır,  asla olamaz”  mı diyorsunuz?  Öyleyse ne olacaktır söyleyin.  “Bilmiyorsunuz”  değil mi?  Kimseler  bilmiyor zaten!  Fakat Rum hem ne istediğini biliyor hem de istediklerini almak için Annan  planlarına bile  “hayır”  diyecek basiret ve mücadele ruhu ile hareket ediyor! 

Bu yolda yürürken de en büyük desteğini Kuzey’deki Türk’ten alıyor!

*****

KÂŞİF KÜÇÜK CEPHESİ

Değil mi ki çok partili, cici demokrasili rejim sahibiyiz.   Hatta o kadar demokratız ki  memleketi Devlet değil,     “birlik,  dernek,  sendika” örgütleri  yönetmektedirler! 

Dolayısıyle sadece Ahmet Kâşif’in değil,  bilumum UBP camiasından her hangi  bir kişinin Parti Başkanlığı için adaylığını koymasından daha demokratik bir hak olamaz…                                                                  Kaldı ki biliyorsunuz:  Haklar verilmez alınır. Yani İrsen Küçük,  “haktır”  diye her ortaya atılana ne Başkanlığı kaptıracak kadar saftır ne de yutulacak kolay lokmadır. 

Buna karşılık Kaşif de hakkının hakkındadır. Ve demektedir ki  bu makam kimselere babasından miras kalmamıştır.  Hakkı olan konacak,  Makamı kapıp UBP’nin başına musallat olacaktır.  Pardon,  “geçecektir”

Ne var ki Kâşif hâlâ nabız yokluyor.  Ve iki günde bir kez  “aday olmam için büyük teşvik var”  diyor.

Bizim de hep hatırımıza geliyor!  Bir ara Türkiye’de yeni bir moda başladıydı.  Kimin sorunları dertleri varsa bir binanın çatısına çıkar,   “atlayıp intihar edeceğim”  diyerek yoldan gelip geçenleri,  polisleri meraklıları toplar, saatlerce şov yapardı.  Vakta ki bu modanın fıcırığı çıkıp damlarda dolaşanların yalan dolanları haline geldiydi,    sokakta biriken insanlar başladılardı   koro halinde  intihar edecek damdaki adama bağırmaya:  “Atla,  Atla,  Atlaaa!”  Tabi atlayan olmuyordu!

Kaşif de şimdilerde  periyodik aralıklarla, “beni adaylığa teşvik ediyorlar”  diyor da bir türlü  “adayım”  demiyor.  İşte biz söyle diyoruz:   “Adayım,  adayım,  adayımmm!

*****

MUHALEFET VE BİZ

Hiç bu kadar ve birliktelik içinde ağlamamıştık. 

Tek ortak noktamız,  onların inanmazken “gitti gider,”  bizimse inanırken  “götürüyorlar” dediğimiz Devlet! 

ONLAR  (CTP, TDP)   Devletin UBP elinde rezil rüsva olduğunu  söyleyip yazıp ağlıyor,  bizse neden  geriye kalan tek alternatif olmasına karşın   “İki Devletli”  çözümü kırmızı çizgimiz yapmadığımıza ağlıyoruz.

ONLAR elde ne kadar Devlet sektörü varsa özelleştirilecek,  yabancı sermayeye peşkeş çekilecek diye ağlıyorlar,  bizse Kuzey’i Rum’a teslim etmek için kumpas çeviriyorlar diye ağlıyoruz!

ONLAR batan Lefkoşa Belediyesinin diyetini isterken ağlıyorlar, bizse niçin salâha ulaşamadı diye ağlıyoruz!

ONLAR yolsuzluk, usulsüzlük,  alavere dalavere, kim aldı kim kaçırdı,  kim  “ham” yaptı kim aç kaldı diye diye ağlıyorlar;  inanmayacaksınız ama vallahi biz de ayni olaylara ağlıyoruz.

ONLAR  “neden bu Devlet batmıyor ki yerine Birleşik Kıbrısı ikame edelim”   diye ağlıyorlar,   bizse    “yaşasın”  dediğimiz halde  umutsuz vaka haline geldiği için ağlıyoruz! 

Neyse ki hep birlikte ağlıyoruz ya.  Bu da “ulusal bütünsellik”  değilse nedir!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31