Az gittik, uz gittik, dere, tepe düz gittik… Sonra bir de dönüp arkamıza baktık ki bir arpa boyu yol gittik!

Bizim çocukluğumuzda, radyo günleri vardı… Televizyon henüz ya hiç yoktu veya 1960’tan sonra olsa da çok yaygın değildi. 
Hele köylerde! Elektrik de olmadığından, söz konusu bile değildi… Onun için, tarihin başından beri süregelen sözlü edebiyat, henüz yaşıyordu. Geceleri, çocukların uyuması için onlara “mesel” anlatılırdı. Meseller de yukarıdaki gibi başlardı… 

Bu yazı, 2011’in son yazısı olacak… Kırk küsur yıllık yazarlığımda da sanırım ilk yeni yıl yazısı… 

Hatırladığım, aklım keserek hatırladığım ilk yılbaşı, 1960’tır…

1964’ünkünü ise hiç unutmam! Unutamam… Sanırım Kıbrıslı Türkler’in çoğu da aklından çıkaramaz! Geçen gün de yazdım ya? O yıllarda yılbaşı, bizim için gecesi biraz geç yatılan, sabahında da çocukların temiz pak, uyarına gelirse yeni bir şeyler giydikleri bir günden ibaretti! Bayram’larla kıyası kabil değildi… 

O 1964 yılbaşı’ sında, ben bırakın yeni şeyler giymeyi, üstelik bir de şimdi Lefke Etüd Merkezi olan o zamanın ortaokulu’nun bahçesinde top oynamaya gitmiş, düşüp pantalonun dizini de yırtmış, sokakta o halde gezmiştim! Bütün gün! Hayrettir o gün bizi arayan soran da olmadıydı herhalde… 

Günü sokakta geçirdiğimize göre! Bir ara Ağaçlı Kahve’nin karşısında, Vamık Usta’nın vitrinindeki televizyonun seyrine de durduyduk! 

O zamanlar gündüz yayın olmadığına göre akşamlamış mıydık? Yoksa o günün şerefine “Korporasyon” gündüzden de yayın mı yapmıştı? Aklımdan çıkmış! 

Olayların başlaması ile Türk personel Atalasa’ya gidemediğinden, sonraki on bir yıl boyunca bizimkilerin “yarım dilli” dedikleri bir Ermeni vatandaş’ın  sunduğu Türkçe radyo haberleri aklımda ama! Hazret günün her haber bültenine, “Asi Türkler….” diye başladığından olsa gerek! 

Yoksa aksanı düzgündü… Yahu lâf lâfı açıyor! Bizim Yanullâ, İstanbul’a gitmiş! Kapalıçarşı’da esnaf buna sormuş: “ Siz Türk Kıbrıslı mısınız?” “Hayır… Kıbrıslıyım ama Rum Kıbrıslıyım…” deyince, ağızları bir karış açık kalmış!

Neyse! O günler Yanulla’nın da gidip, kırk yıl dönmediği günlerdi işte… Olga daha Lefke’de…

Ne diyecektik? Evet… 1964’ün ilk gününde biz, sokakta yırtık pantalonla dolaştıydık! Ne bizim giyinmeye hevesimiz vardı, ne de birinin bizi giydirmeye… Çünkü… 

Gerçi bize saldıran olmamıştı ama çevredeki bütün karma köylerin Türk nüfusu Lefke’ye göç etmişti… Sadece üzerlerindeki giysilerle… Omorfo, Ksero… Bütün Solya, Peristerona’ya, Denya’ya kadar… Dillirga yerindeydi… 

Maratasa da zaten Rum! Kasabanın nüfusu, nerede ise ikiye katlanmış, boş ev, dükkân, depo kalmamış! İnsanlar, günlük yiyeceğinin derdinde! Onlar o halde iken, kimin yüreği giyinip kuşanmayı ister ki?

Hiç aklımdan çıkmadı o yılbaşı! Bir de geçen gün ölen Çıta’nın başrollerden birini oynadığı Tarzan! Lefke’de elde kalan tek filmdi ve ben sanırım 300 defa seyrettim John Weismuller’i…

“ Aaaa… aaAAaaAAAAAAAA”

Aradan kaç yıl geçti? Kırk yedi mi? Yarım asır be!

Bir arpa boyu yol gittik…

2012 yılınız iyi geçsin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31