Siyasetin kutsanmasının geçmişi ile ilgili yazıyı, 2001’de yazıp, Işık Kitabevi’nin düzenlediği açık oturumda okumuştum.

Daha doğrusu bu yazı, o çalışmanın bir bölümüydü…

On sene sonra yayınlanıp, okunabiliyorsa, benim için memnuniyet verici…

Çünkü arada makalenin bütünü Kıbrıs Yazıları dergisinde de çıktı…

Şimdi on yıl sonra bakınca, o tartışmada bir düşünürü ihmal ettiğimi gördüm.

Karl Reimond Popper…

Onu ihmal edince, tartışamının sanki de bir ayağı eksik kalıyor.

Eski Yunan’da, Sokrates, “doğru kararlar verebilmek için ihtiyacımız olan bilginin karşısında, bildiklerimiz hiçbir şeydir”demekteydi!

Kendini tanı ve bilgisizliğini itiraf et!

Devleti yönetenler, ne kadar az şey bildiklerini bilmeli ve mütevazı olmalıydılar.

Ünlü çağdaş İngiliz düşünür Bertrandt Russel, “bütün batı uygarlığı, Platon’a düşülen bir dipnottur” der…

Oysa o Platon da “Krallar bilge olmalıdır” derken, aslında bilgelerin (yâni kendinin) kral olmasını savunuyordu.

Toplumu, “en bilgili ve en yetnekliler” yönetmeli idi…

Ona karşı çıkanlar ise “ en bilgili ve en yetenekli olduğunu ileri süren birinin, böyle bir kibirle, söylediği şey olamayacağını ileri sürüyorlardı.

Popper, Hayat Problem Çözmektir isimli kitabında der ki:

“Daha Roma’da, Vox populi, vox dei derlerdi… “ Yani, “halkın sesi, tanrının sesidir”! Kimisi, sınıfı, bazısı partiyi, hemen herkes devleti kutsar ama eski Romalılar, “halkı” da kutsarlarmış! “İktidarın kaynağında halk iradesi var, onun da kaynağunda tanrı buyruğu yatır” Bu da popülizmin kutsama biçimi… Fakat, çıktığı yer önemli! Köleci bir imparatorluğun siyasi söyleminde!

“ Doğru inanç ve inançsızlık fikrinde, en dar kafalı fenalıklar gizlidir; özellikle biz entellektüellerin hemen kendimizi kaptırdığımız fenalıklar. Ukalalık, ben haklıyımcılık, bilgiçlik, entelektüel kibir…”

Popper, Platon’a karşıdır…

Dünya tarihi boyunca bütün kötülüklerin bu kibirli “ben bilirim”cilerin boynunun altından çıktığını savunur.

Yalnız felsefede değil, bütün dinlerde de dışlanan, günah kabul edilen kibir…

Ki Mezopotamya’dan beri elde tutulan iktidarın o kibirin esiri olduğunun gizlenmesi için uydurulan o kutsanma…

Popper liberal ve şiddetli bir Anti-marxist’tir…

Durkheim sosyolojinin öncülerinden biri, Ziya Gökalp’in bilimsel, Hitler’in politik anlamda yol göstericisidir…

Max Weber, sosyolojinin bir başka duayeni ve Marx karşıtıdır.

Lenin, Marxisttir…

Régis Débray da marxist’tir, Ché ile Bolivya dağlarının yolunu tutmuştur.

Ama sosyalist Mitterant’ın da danışmanıdır.

Tümü de diyor ki: “Siyaset bir kutsanmadır ve kutsanmanın bittiği yerde, yani yönetilenlerin vicdanında yönetenlerin yönetme hakkının bittiği yerde, o yönetim muşruiyyetini kaybeder..”

Hiç biri de CTP’li değillerdi izninizle…

O makaleyi yazdığımda, ben de CTP’li değildim…

Böyle “anormal” konularla uğraştığımdan, onlar da beni kustuydu…

Bunlar ve daha sayısını sayamayacağım düşünür, birgün bu memlekette bir İrsen Küçük çıkacak, memleketi batıracak ve bir de Özkan Yorgancıoğlu zuhur edecek, onu hükümet yapalım mı dediydiler?

Entelektüel kibir, kötüdür…

Ama cehaletin kibri, hiç çekilmez…

Konuyu kapatıyorum “abim”…

Gaavede istediğin kadar bağırabilirsin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31