1974 savaşının emrini veren Ecevit’i hem sevdik, hem kızdık.

Sevdik, “iki topluma da barış getireceğiz” dedi…

Kızdık, tüm adaya hâkim olup, anayasayı düzenleyip çekileceğine, kalıcılığına yol açacak adanın yarısını alıp durdu.

O günden belliydi taksim.

Zaten savaştan önce de taksim ve kanton söylentileri başlamıştı.

Barışı, ölmekten öldürmekten kurtulacağımız güzel günleri hep hayal ediyorduk.

İnsanların başlarının nacaklarla kopartılmadığı, saçlarının diken diken olmadığı günleri özlüyorduk.

Çatışmalar sırasında önümüzü göremiyorduk kısaca.

Bugünden yarını.

Yarından ötesini.

Kimse bilemezdi.

Ne bizler ne Rumlar.

Olayların gidişi bulanıktı.

Ve nitekim solcuların karşı çıkmalarına rağmen emperyalizm, adanın bölünmesine karar vermiş, uygulamaya geçmişti.

İşte o dönemde, “barış gelsin de nereden gelirse gelsin” diyorduk.

Ki Lollo sokaklarda, “Dayanın Türkiye yakında gelecek” diyordu.

Bir an evvel canımızı garantiye almak istiyorduk.

“Neresi olursa olsun” diyorduk.

Bu taksim de olurdu, kanton bölgeler de.

Devlet ile darbecilerin savaşı devam ederken artık gözler kuzeye çevrilmişti.

Transistorlu radyolar elden düşmezdi

BBC’yi dinleyenler her an yanındakilere canlı haber veriyorlardı.

Türk radyoları da arada bir haber uçuruyordu.

Sevinçle bekleşiyorduk çatışmaların biteceği ilk kurşunu…

Ve Ecevit açıkladı, ”Sadece Türklere değil Rumlara da barış.”

Sevinmiştik duyunca.

Sevmiştik Ecevit’i.

Ecevit’in posterleri duvarları süslemeye başlamıştı o andan…

Ve aradan çok zaman geçince…

Olaylar soğuyunca.

Bulanık sudaki kum dibe çökünce…

Gerçek belirince, anladık.

Ecevit, iyi bir adam…

Ecevit, duygusal…

Ecevit, insan…

Ama bize yanlış yapmıştı.

Sonradan düşününce Ecevit’in de tek olmadığını gördük.

Bir komplo idi bu “harekât” dedikleri savaş.

Tavşana kaç, tazıya tut misali…

Yunanistan’a çık, Türkiye’ye müdahale et ve bölüşün denildiğini gördük.

Altından ABD, İngiltere çıkmıştı bu komplonun.

Yunanistan’ı da kurtarıyordu bu durum, Türkiye’yi de.

Kardeş kardeş yaşayacaklardı bu batmayan uçak gemisinde…

Nitekim görüyoruz bunu.

Biz içimizde bölünmüşken…

Bölünen taraflar da bölünmüşken.

Zorlaşan hayat şartları daha da zorlaşırken…

Bizim dışımızdakiler, bize yeniden güya barış getirmek için kendi aralarında görüşüyorlar.

Karar da alıyorlar.

Ama bizlerin nedense bizimle ilgili kararlardan hiç haberimiz olmuyor.

Ne demişler…

“Kaz, da nasıl kazarsan kaz bu kuyuyu…”

Kuyu kimin kuyusu sonradan belli olacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31