Kıbrıs sorunu gerçek anlamda bir karmaşa.

Görüşmeler, müzakereler çok uzun zamandır devam ediyor.

İlgili taraflar bu sorunla yaşamaya alışırken, bir taraftan da hayat devam ediyor.

Kıbrısla ilgili taraflar, yani Kıbrıs Türk ve Rum halkı, Türkiye, İngiltere, Yunanistan hepsi birbiri ile bir şekilde ilişki kurabiliyor.

Hatta kuruyor.

Bu isimsiz ilişkiler içinde en fazla mağdur olan taraf Kıbrıs Türk Halkıdır.

Çünkü Kıbrıslı Türkler hala daha dünyadan izole edilmiş bir hayat yaşıyorlar.

Kıbrıslı Türkler açısından çözüm, 37 yıldır adı konmamış bu ambargoyu sona erdirme yoludur.

Bunun anlamı her şekilde çözüm olarak anlaşılmasın.

Anlatmak istediğim çözüm gerekliliğidir.

Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu ve Rum lider Hristofyas BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile 18 Kasım 2010 da New York’ta, 26 Ocak 2011 ve 7 Temmuz da ise Cenevre de görüşmeler gerçekleştirdi.

Bu görüşmeler öncesinde yapılan açıklamalarda hep “SON” vurgusu yapıldı.

30-31 Ekim de yine New York’ta gerçekleşen görüşmelerin ardından yapılan açıklama daha öncekilere benzer oldu.

İşaret edilen tarih Ocak 2012.

Ocak ayında yapılması planlanan beşinci üçlü görüşmenin ardından çoklu görüşme, yani sorunun diğer muhataplarının da sürece dahil edilmesi gündeme gelecek.

Herşey yolunda giderse de amaç referandum.

Son zirvede bazı konularda az da olsa ilerlemeler sağlandığını bizzat Genel Sekreter Ban dile getirdi.

Ama esas sorunlar hala ortada.

Mülkiyet, toprak ve tabi ki vatandaşlık gibi.

2008 Eylül ayından bu yana birkaç başlıkta ilerleme sağlandığını düşünürsek sorunun özü olan konuların birkaç ayda çözüm bulması bana göre zor.

Zirve bitti ve hedefte yeni bir tarih yeni bir zirve var.

Her gelişme, her görüşme bir umuttur.

Bu zirveyi de yaşayıp sonuçlarını göreceğiz.

Peki, görüşmenin taraflara yansıması nasıl oldu?

Güney Kıbrıs’ta siyasi partiler yaptıkları açıklamalarda hedefte genel olarak Hristofyas’ı seçtiler.

DİSİ New York görüşmesinin sonucunun hayal kırıklığı olduğunu savunurken, DİKO’nun hedefinde BM Genel Sekreteri vardı.

DİKO’dan yapılan açıklama da  sonuç olarak Genel sekreter Ban’ın Rum tarafını tuzağa düşürmeye çalıştığını düşünülüyor.

EDEK ise New York görüşmesi ile ilgili değerlendirme yapmak için bilgilendirme istiyor.

EVREKO Ocak ayına kadar ilerleme sağlanmayan konularla ilgili zamanın yetersiz olacağını savunuyor.       

Kıbrıs’ın kuzeyinde daha farklı bir ortam var.

KKTC Meclisi ve siyaset kurumu yasalarla, kararnamelerle boğuşuyor.

Hükümet bir yanda, muhalefet ve sivil toplum örgütleri bir yanda.

New York’da Kıbrısla ilgili önemli bir zirve yapılırken, kuzey Kıbrıs’ta eylem ve gerv vardı.

İnsanlar sokakta ve öfkeli idi.

Karar vericiler iç konulara bu kadar bağımlı iken toplumun Kıbrıs konusuna ilgi göstermesi beklemek her halde haksızlık olur.

Yaşam savaşı, ekonomik bunalım, iktidar aşkı, muhalefetin sert tavrı, 28 saatlik mesai, rekor konuşma süresi işte KKTC’nin gündemi.

Ve işte bir kez daha Güney ve Kuzey’in farkı.  


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31