Güneye geçerken Rum polisine sordum:
-Maç nasıl gitti?
Bir boksör gibi iki elini havada yumruk yaparak,
-APOEL 1-0 galip, dedi... Gece geç vakitti...
Yine de geçip gidenler vardı kapılardan...
Kumar için kuzeye geçtikleri izlenimi bırakan bir grup geçti yanıbaşımızdan...
Hava soğuktu ve nöbetçi polisler de yaktıkları sobanın başında ısınıyorlardı.
Sarayönü'ndeki casinonun kapısındaki görevliyle de selamlaştık ve lafladık...
-Rum gardaşlarımız oynamaya geliyorlar mı casinoya, diye sordum...
-Geliyorlar geliyorlar, dedi...
Lokmacı'ya en yakın casino bu casinoydu.
Kapıdan geçtikten sonra yürüyerek de gelinebilirdi.
Arkamızdan,
-Kalinihtasas, diye seslendi adam. Bir de,
-Kalisperasas, dedi...
Aynı şekilde karşılık verdik, ama bir anlam veremedik buna...
Artık Rumcayı yavaş yavaş sökmeye başladığını mı göstermek istemişti bize Türkiyeli kardeş? Yoksa Türkçe bilen Rum mu zannetmişti bizi? Neden zannetmesin ki? "Rum gardaşlarımız" demiştik ya... Yetmez mi?

Ama o gece karşılaştığımız en ilginç tip ne APOEL'ci Rum polisi, ne de bize 'Kalinihtasas' diyen TC'li casino kapıcısıydı.
Kimdi bilir misiniz?
Ledra Palace'taki Barış Gücü askeri...
Tam oradan geçerken bir şırıltı duyduk ve dönüp baktık...
Otelin en üst katlarından birindeydi... Balkonda... Ve oradan aşağıya işemekteydi... Şırıl şırıl...
Bizi farkettiği anda da istifini bozmadı hiç... İşemeye devam etti... Keyifle... Bitirince arkasını dönüp içeriye girdi. Barışı mı suladı Kıbrıs'ta? Ne yapalım... Sulamışsa sulamış... Pek çokları barışımızın ağzına sıçmış... Bir Birleşmiş Milletler askeri de işemişse ne olmuş sanki... Hem bu çevreyle ilgili... Müzakerelerde o başlığa daha gelinmedi...
Türk kapısındaki polis galiba yeni...
Uzun uzun baktı kimliklerimize...
Giriş-çıkış formumuza... Formdaki mühürlere...
Bilgisayarın tuşlarına basıp durdu.
Yardımcı olmak istedim ona... Zorlandığını görünce,
-Nereye bakıyorsun, diye sordum.
-Hangi kapıdan giriş yaptığınıza, dedi...
-Lokmacı'dan, dedim, biz bir kapıdan gireriz, bir
kapıdan çıkarız...
'Kapı' deyince, o meşhur şarkı geldi aklıma:
"Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece"...

Buralarda kapı çok... Açılmayanlar açılanlardan çok fazla... Dünyanın yalnız iki kapısı var oysa... Birinden girersin...
Diğerinden ise çıkıp gidersin arkana bakmadan...
Lokmacı, Kermiya, Ledra Palace falan değil bu...
İki kapılı bir han...
Girdiysen istersen çıkma...

Ah Kıbrıs insanı ah... Anlayabilseydin bunu keşke sen de... İsveç milleti gibi o zaman sen de yüz yaşına kadar yaşardın belki... Bu dağlarda... Bu vadilerde... Papatya ve lale tarlasında... Mesut ve bahtiyar...
Önünden geçtiğim bir meyhanede rembetiko çalıyorlar...
Millet oyuna kalkmış...
Kapının öbür tarafında da bir saz faslı...
Tuhaf bir dalgaya kapılırım bazan...
Bu insanlar mı birbirine düşman olan?
Herkes ne kadar sevecen...
Ne kadar efkarlı... Türk de Rum da...
Altmış yıl önceki mitinglerin siyah beya fotoğraflarına bakıyorum...
Hala yaşıyor mu o insanlar?
Sevdalarla mı geçti ömür, yoksa boşa mı harcandı zaman?

Ledra Palace balkonundan işeyen Barış Gücü askeri. Sana da selam olsun... Keyfine bak... Senin kabahatin daha büyük değil onlardan... Sen işedin...
Onlar ise sıçtı barışımıza...
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31