Lefkoşalı olmak şimdilerde Demokles’in kılıcı altında yaşamak gibi bir şey. 142 milyonluk borç yükü altında ve sistemleri büyük ölçüde hasara uğramış bir belediyenin sınırları içindeyiz. Her ay birkaç milyonun daha eklendiği böylesi bir borç yüküyle bu belediyenin yol alabilmesi ve asgari kentsel hizmetleri yerine getirebilmesi çok maharetli bir yönetimi ve bu yönetimle işbirliği yapacak özverili hizmet kadrolarını gerektir. 

   Şimdilik o ideal yönetimi ortada göremiyoruz. Üstelik belediye çalışanları da maaşların zamanında ödenmemesi ve özlük haklarının tümden sağlanmaması halinde yeni eylemlerin gündeme geleceğini sendikaları aracılığıyla duyuruyorlar. Oysa belediyeyi yeniden yapılandırma sürecinde hakların kısa sürede verilebilmesi olanaksız görünüyor. Zamana ihtiyaç vardır. Çalışanların, maharetli bir yönetim altında yapılandırmaya omuz vermemeleri ve sabır göstermemeleri halinde, krizin aşılabilmesi mümkün değildir. Hükümet topu belediye meclisine ve çalışanlara atmış görünüyor. Başbakan da, Maliye Bakanı da iki aylık maaşın ödenmesinde hazinenin zorlandığını ve hükümetin bunu sürdürme lüksüne sahip olmadığını açıkça vurguladılar. Velhasıl “Asiye Nasıl Kurtulur?” durumlarındayız…

   Bu koşullar altında disiplinli ve sürekli çalışmalar yapılmazsa, Lefkoşalılar bekledikleri ve ödedikleri vergilerin karşılığında alma hakkına sahip oldukları kentsel hizmetlerden yoksun kalacaklar. Bırakınız çöp yığınlarının her yanda yükselmesini, gıda ve şebeke suyu denetimleri, kanalizasyon bakımları, yol ve kaldırım tamirleri, ışıklandırma ve park, çevre hizmetleri verilemeyecek. Haftalar boyu süren grev dolayısıyla savaştan çıkmış gibi olan başkent Lefkoşa’nın şu andaki manzarası daha feci bir görüntüye bürünecek. Böylesi bir kentteki toplumsal yaşam, tabii ki risk alında olur. Ölümcül sorunlar Lefkoşalıların başı üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallanır.  

   Lefkoşa’nın hazin durumuna ilişkin uzman görüşleri de kaygıların haklılığını doğrulayıcı niteliktedir. Çevre, sağlık ve imar bağlamında yapılan açıklamalar, içimizi daha bir karartıyor. Çevreye, sağlığa ve imara olan özensizliğin Lefkoşa’daki yaşamı giderek çekilmez duruma getirdiği, bedensel ve ruhsal sağlığın gittikçe bozulduğu, uzman söylemleriyle vurgulanıyor. Geçen hafta özellikle KEMA Vakfı Başkanı Orhan Aydeniz’den ve hekim milletvekili Sibel Siber’den gelen açıklamalar hepimizi ürpertti.    

   Aydeniz, atık su pompalama tesislerinde oluşan arızalar nedeniyle atık suların yerleşim alanı içinde akan dereye verildiğini belirterek, yatakta biriken lağım sularının, çevreye yaydığı pis koku yanında, ani ölümlere ve potansiyel salgın hastalıklara yol açabileceğini anımsattı. Aydeniz, atık sularda amonyak, hidrojen sülfür gibi anorganik ve amin aldehit, karbonil merkeptan, yağ asitleri gibi kötü koku yayan organik maddeler bulunduğunu söyledi. Ki, bu gazların düşük konsantrasyonları uzun süre solunum yolu ile alındığında, yorgunluk, iştah kaybı, baş ağrısı, sinirlilik, baş dönmesi, hafıza kaybı gibi etkilere neden olabiliyor. Zehirli maddelerin bazılarının, beyin hücrelerini hasara uğrattığı, bazılarının ise hızlı ve ani ölümlere sebep olabileceği bildiriliyor. Başkentimizde sık sık açıkta aktığına tanık olduğumuz atık sularda, insanlar için çok tehlikeli ve bulaşıcı patojenik mikroorganizmalar da var. Bunlar tifo, paratifo, dizanteri, çocuk felci, sarılık (hepatit), diyare gibi hastalıkları; bu arada askaris, oxirus, fasciola, taenia gibi asalakları tetikleyebiliyor.

   Dr. Sibel Siber ise Lefkoşa sokaklarının, aşırı kirlenme nedeniyle hastalık kaynağına dönüştüğünü belirterek, “Lâğım sularının aktığı, sineklerin uçuştuğu, farelerin yollarda koşuştuğu, pis kokan bir şehirde yaşayan herkes, ama özellikle küçük çocuklar, yaşlılar, bebekler, bağışıklık sistemi düşük olan ve enfeksiyonların büyük tehlike yaratabileceği kronik hastalar büyük risk altındadır” dedi. Dr. Siber’in şu uyarısına kulak verilmesini dilerim:

“Sağlık birimleri, seferber olmalı, sokak sokak gezilerek, enfeksiyon tehlikesi olan yerler belirlenmeli. Lâğım sularının aktığı bölgelerde, içme sularından örnekler alınmalı ve mikrobiyolojik inceleme yapılmalı. Organize bir şekilde çalışılıp, bir an önce gerekli önlemler alınmazsa, sıcakların iyice bastırmasıyla hastalık riski artacaktır. Bir tek insanımızın bile kirlenmiş çevre dolayısıyla hasta olmasını, sineklerin, kenelerin ısırmasıyla tifüse yakalanmasını ya da lâğım sularının içme suyuna karışmasıyla, tifo, dizanteri, sarılık, hastalığı oluşmasını kabul edemeyiz. Devlet, her şeyden önce sağlıklı yaşamımızın güvencesidir.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31