Nüfus belirsiz... Yabancı işçi sayısı belli değil... Kaçak işçi rakamı muamma… Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaş yapılan kişi sayısı sır... Renkli kimlik kartı düzenlemesinin mahiyeti tartışmalı… Bu yıl içinde yapılacağı açıklanan nüfus sayımından henüz haber yok… Bundan birkaç yıl sonra toplam nüfusun kaç olacağına ilişkin projeksiyonda kafalar karışık…


Böyle memleket mi olur? Bunca belirsizlik içinde kim neyin planını yapıp, hangi programı hazırlıyor? Bütçe denilen şeyin ana hatları nasıl belirleniyor? Kamu hizmetini organize edenler önlerini nasıl görüyorlar?
 

Nüfus meselesi her yönüyle netameli. Sadece politik ve ekonomik değil; sosyal ve kültürel olarak da her şey birbirine karıştı. Konular içinden çıkılmaz bir hal almaya doğru sürükleniyor.
 

Herkes kendi durduğu yerden tartışmaya dahil oluyor. Kimisi “göçmen hakları”nın çiğnenmesinden şikâyetçi. Bazısı kökeninden dolayı ayrıma tabi tutulduğu iddiasında.  Öte yanda öz yurdunda yabancılaşmaktan yakınanlar var. Bunlar kendilerini ağır bir kuşatma ve baskı altında hissediyorlar.
 

Ülkede yaşayan neredeyse hiç kimse durduğu yerden hoşnut değil. Kimisinin derdi kimlik kartı alamamak, kimisinin derdi ise kimliğini yitirmek…  
 

Hiç kimse kendini buralı hissetmiyor. Bizim korkunç gerçeğimiz işte bu… Sonradan gelenler hor görülüp, itilip kakıldıklarını düşünüyorlar. Zaten burada olanlarsa sonradan gelenlerin çokluğu karşısında şaşkın ve ürkek bir şekilde yalnızlığa sürükleniyorlar.
 

Kafalar epey karışık. Büyük şirketler bile lansmanlarında zikzaklar çiziyorlar. Önceden Kıbrıslılık vurgusuyla bezeli reklam filmleri ve reklam metinleri hazırlayan şirketler şimdi Kıbrıs isimleriyle Türkiye isimlerinden “Lefkoşadana” türü tuhaf sözcükler türetmeye başladılar. Yıllarca ticari simge olarak kullanılan Kıbrıs’ın sevimli Caretta kaplumbağasına da şu günlerde yol göründü. Artık reklam panolarını boynuzlu “can”lar süslüyor.
 

Gerçekten de burası “Lefkoşadana” türü bir yer midir? Yani ne Kıbrıs ne Türkiye; hem Kıbrıs hem Türkiye… O yüzden mi kimse kendini buraya ait hissetmiyor?
 

Bunca yıldan sonra ortaya çıkan bu tuhaf durumun vebali, nüfus siyasetini belirleyenlerin boynunda. “Toplum” olmanın asgari koşullarını hesaba katmadan iş yapmanın sonucu işte bu: Kafası karışık, aidiyeti sorunlu, mutsuz bir “kalabalık.” Kimse kültürel mozaikten söz edebilecek durumda değil. Yaratılan şey bir mozaikten çok bulamaca benziyor.
 

Şu saatten sonra konuyu siyasal ve sosyolojik yönlerini hesaba katmadan çözebilmenin imkânı kalmadı. Ülkedeki nüfus karmaşası çoktan “toplumsal” soruna dönüştü. Hiçbir toplumsal sorun hukuki düzenlemelerle ya da hükümetlerin idari tasarrufuyla aşılamaz.
 

İlk önce burasının ne olduğuna karar vermek gerekiyor. Özgün kültürel ve sosyal formları olan müstakil bir devlet mi, yoksa Türkiye’nin bir ilçesi mi?
 

Ya devlet ya ilçe… Bu ikisinin ortası, yani biraz “devlet”, biraz “arka bahçe”  olmaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31