Lefkoşa’nın yolları basamam çukurları

O yüzden değil seke seke yürümem

Hem sağımda hem solumda çöp yığınları

Ah Lefkoşa’m Lefkoşa’m ah güzel surlu şehrim

Ne karanfilin bordosu kaldı ne yasemin kokusu

Şimdi sende var bir koku ki ne kokusu

Öyle desem vay böyle desem vay

İyisi mi ortaya bir nokta koyup b.k yazsam…

Ve uzayıp gider…

BES yine sıkıntılı, yine grevde.

Onlara verilmiş sözler tutulmadı.

Bu yüzden ertelenen kriz yeniden masaya geldi ve gördüğümüz gibi düzen bozuldu.

Oysaki 40 yıl önceye gidip bu gün olanlar anlatılsaydı kimseler inanmayacaktı.

Deselerdi ki Lefkoşa’yı b.k götürecek, gülecektik.

Deselerdi ki çöpler toplanmayacak, şaşıracaktık.

O günlerde Lefkoşa’yı birkaç kere görmüş hayran kalmıştım.

Sınıf gezisi miydi, atletizm yarışmaları mı tam hatırlayamadım ama 1974 hemen öncesinde eski bir basa bindirildik, Lefkoşa’ya getirildik.

Şoför kimdi, yol sıkıcı mıydı, yanımda kim oturuyordu hiç hatırlamam.

Hatırladığım şimdiki Afrika’nın önündeki meydana gelişimiz.

Kız lisesi vardı oralarda bir yerde.

Facebook yoktu, Google yoktu. İnternet yoktu.

Buna rağmen Kurtuluş Lisesinden çoğu arkadaşımızın kız lisesinden mektup arkadaşları vardı.

Kim vermişti adresleri, kimin sayesindeydi bu tanışıklık bilinmez.

Mektuplaşan arkadaşlarımız cep telefonu olmadığı halde basın tam geliş saatinde, tam da kapıdan inerken, kızlarla buluşmuş oradan uzaklaşmışlardı.

Biz orada kalmıştık.

Baf’a göre caddeler hem geniş, hem uzundu.

Saray Otele doğru yürüdük.

Bandabuliyadan tur attık.

Döndük.

Bu gün gibi hatırladığım o ayrıntıların yanında hatırladığım bir de şu var…

Adına şarkılar yapılacak kadar güzeldi Lefkoşa…

Ki o şarkılar çok yapıldı.

Bugünse…

O gün denilseydi ki kurtulacaksınız ama başkentinizi yabancılar ele geçirecek sonra da ortalığı b.k götürecek, inanmayacaktık.

Şimdi eğri oturup doğru düşünelim…

Lefkoşa ikiye bölünmüş.

Çoğumuz bugünkü kirliliğe bakarak, “of” diyoruz…

Ama başka açıdan bakalım isterseniz.

Buyurun.

Ortasından Yeşil Hat geçiyor ve şehir ve ülke ikiye ayrıldı.

Ara bölgede BM, kuzeyde Türk, güneyde Rum askerleri var.

Derelerin üzerine ev yaptılar, her yağmurda sel felaketi yaşanabilir.

Selle birlikte nüfusun fazlalığından lağım taşıyor, evler kokuyor.

Sokaklarında eşkıyalar kol geziyor.

Geceleri çoğu bölgelere giremezsiniz.

Uzun lafın kısası…

Adını Lefkotheon(beyaz tanrıların şehri), Leucopolis (Lefkopolis - Beyaz Şehir)’den alan Lefkoşa bugünleri hiç hak etmedi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31