Hava güzeldi.

Mevsimlerden sonbahar olmasına rağmen hala yazın az da olsa etkisi devam ediyordu.

Bulutlar ufak ufak toplanmaya başlasalar bile etkileri kameralara renk katacak kadardı.

Çiçekler solmadan, yapraklar düşmeden şöyle deniz kıyısına gidip bir bakayım dedim.

Göl var yol üstünde.

Terkos Gölü.

Bir zamanların İstanbul’da çeşmelerden akan suya adını veren göl…

Terkos.

Büyük bir göl orası…

Dört tarafı ağaçlık...

Birkaç yerde tatlı su balığı lokantaları var.

Birkaç yerde piknik alanları…

Arka taraftan, köylerin yoğun olduğu bölgeden geçtim.

Dört veya beş köyün sıralandığı güzergâhta sağda solda ağaç altlarında piknik yapanlar vardı.

Dumanlar göğe yükseliyordu.

Ve kebap kokuları etrafı kaplamıştı.

Piknikçilerin aralarından ormanlara doğru kendi başlarına ilerleyen mandalar gördüm.

O bölgeler zaten sulak.

Ve o bölgelerde çamurlu topraklar daha ağırlıkta.

Balçık her taraf...

Bataklık.

İngiliz görse, ta Avustralya’dan efgalitto ağaçlarını söküp, bu bölgelere diker, kurutsun diye.

Sahi suyu az, yağmuru kısa süren Kıbrıs’ta neden yer altı sularını kurutmak için bunu yaptılar?

Bugün Mağusa’ya girerken o bataklıklar hala duruyor.

Bir yerlerine betonarme inşaatlar kondurulsa da hala canlı halde.

Efgalittoar yetersiz kalmış.

Orası yani yerüstü bataklıksa, altı da göl olmalı diye düşünüyorum…

Yeraltı kuyuları açıp bahçelere kullanım suyu diye dağıtmayı düşünmediler mi bilemedim.

Hem toprak kurur, hem bahçeler verimli olur.

Yok, eğer yeterli su varsa nasıl oluyor da çeşmelerden hala tuz akıyor?

Bataklık, mandalı piknikçilerin dolu bölgesinden geçtikten hemen sonra karşıma ormanların ortasına yapılan otoyol çıktı.

Ulaşım için…

Çoğalan İstanbul nüfusuna ne kadar yol yaparlarsa yapsınlar yetersiz kalacağını hep yazdım.

Yazacağım da…

Ne kadar yol, o kadar insan akını…

Ne kadar insan akını o kadar bina.

Ne kadar bina o kadar yıkım.

Bunu bilmemek imkânsızken yol için hala orman kesmelerine şaşırıyorum.

Rant diyeceksiniz.

Rant da nereye götürecekler rantlarını?

Eskiden doğallığına koştuğum o güzergâh Karadeniz kıyısındaki Karaburun köyüne çıkıyor…

Hazır balık mevsimi açılmışken oraya gider, tanıdığım balıkçıyı görür, biraz balık alır dönerim dedim.

Yol üstündeki direklerin tepelerinde Mayıs’tan sonra görmeye alıştığım leylekler yoktular.

Göç mevsimi miydi bu ay?

Gördüklerimle bir daha anladım…

Buralardaki değişim hep daha kötüye…

Ve muhtemeldir ki Leylekler tekrar geldiklerinde her yıl konakladıkları yuvalarını bulamayacaklar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31