Gittim…

Daha önce görmediğim topraklara adım attım…

Benim gibi gezen yoktur oysa.

O yüzden az yakan ve sağlam araba sevdalısıyım.

Dağ, bayır, çamur; durmadan dönmeli tekerlek.

Üzerindekiler sersem sersem olsalar da taşlarla bütünleşmeli beden.

Küçük bir adada yaşıyoruz.

Çok geziyorum.

Ama hala gitmediğim yerler de varmış meğer.

Kantara mesela.

St. Hilarion’a çok, Buffavento’ya iki sefer gittiğim halde Kantara’yı hiç görmedim.

Çıkmadım o tepedeki kaleye.

Utanıyorum kendimden.

Sevdiğine sevdiğini nasıl söylersin, her yerine âşık olmaz, her yerine dokunmazsan?

Böyle bir aşk Kıbrıs’la benimkisi…

Gidemediğim, göremediğim, sahip çıkamadığım yerleri varsa…

Lurucina…

Eskiden, daha yeni ama yine de eski sayılan, TC değiştirmelerinden sonra da değiştirilmeyen adıyla Akıncılar.

Afrika ailesi ve sevenleri olarak oradaydık.

18.yaş günü nedeniyle.

Fırsattı…

Görmeye değerdi.

İyi ettim de gittim.

Timbu havaalanından hafif kıvrılıp güneye doğru döndüm…

Tam orada katliamı gördüm.

Durdum, baktım.

Yer yarılmış, ağaçlar kesilmiş, toprağın dibi betonla doldurulmuştu.

Yeni havaalanı mı yoksa çevre yolu mu burası anlamadım.

Ne olacaksa olsun bana ters geldi o görünüm.

Tam orada Akıncılar tabelası var.

Yolun kıvrımına uyarak bakımı yapılmadığından bana çok da güzel gelen asfalttan ilerledim…

Toprak, beton kullanılmadan dizilmiş taşlarla ayrılmış bahçeler, zeytin ağaçları ve otlar…

İleride Trodos’ların uzantısı tepeler.

Hafif sis ve sisler arasındaki Kıbrıs dokusu…

Geriye mi gitmiştim?

1974 savaşı olmamış mı daha?

Birazdan EOKA çıkar mı karşıma?

Ve İngiliz devriye aracı durdurur mu beni?

Tuhaf bir duygu kapladı içimi.

Arabaya baktım; klimalı, digital göstergeli panele sahip…

Araba iki binlerin modeli ise 1960’lı görünüm çevre neyin nesi?

Diye dalmışken bariyer çıktı karşıma…

 Elinde silah, başında miğfer, yol ortasında duran TC’li asker…

-İzniniz var mı, dedi…

-Şart mı, dedim.

-O halde kimlik, dedi.

KKTC kimliği gösterdim.

Aldı, bir kâğıt verdi, “dönüşte alırsın”, dedi…

Kâğıt kaybolursa fark etmezmiş, kimlik kaybolmazmış…

Ayrılırken, öyleyse neden kâğıt, dedim, şaşırdım.

 Git git bitmez dedi arkadaşlar, toplantı bitimindeki sohbette.

Dağları virajlarla, köyleri toprak yollarla aşmadıklarından olsa…

Yol çok uzun gelmiş onlara…

“Şu anda buradaysan bitti demek” dedim.

Coşkun Dayı var orada…

Lambasuyucu…

Kısmetse yarın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31