Kıbrıs Türk halkı, mağduriyet psikozundan hiç kurtulamayan bir toplum görünümündedir. Tarihi boyunca hep kendini başka güçler tarafından kurban seçilmiş gibi hissetti ve bundan kaynaklanan bir mağduriyet psikozuyla tepkiler verdi…
   Bu halkın, 1571’den itibaren Kıbrıs’taki toplumsal varlığının kökleşmeye başlaması bile bu mağduriyet psikozuyla ilgilidir…
   Kıbrıslı Türklerin Anadolu’daki ataları genellikle Oğuzlar, Türkmenler ve Alevilerdi. Yönetimini devşirmelere emanet etmiş Osmanlı tarafından kurban seçilmiş aşiretler arasında görüyorlardı kendilerini. Mağduriyete başkaldırmaları sonucu Osmanlı Sarayı’nın gerçekten hedefi haline gelmişler ve “asi” muamelesi görmeye başlamışlardı.
   Kıbrıs fethedilince, Osmanlı bu mağduriyet duygusu içindeki dik başlı asileri iki seçenekle karşı karşıya bırakır: Ya darağacı, ya da Kıbrıs’a sürgün...
   Mağdurlar topluluğu, darağacı yerine Kıbrıs sürgünlüğünü yeğleyince Kıbrıs’taki Türk varlığı başlamış olur.
   Ama Kıbrıs’a yerleşmelerine rağmen mağduriyet duygusundan kurtulabilmeleri ne mümkün!.. Bu kez kendilerini Osmanlı baskılarının ve ağır vergilerinin kurbanı olarak görürler… Orada burada bireysel ve kitlesel isyanlar hiç eksik olmaz. Anadolu’nun mağdur asilerinin Osmanlı tarafından kırımı Kıbrıs’ta da sürer… Tarih bunun tanığıdır…
   1878’de adaya İngiliz gelir… Mağduriyet psikozundan kurtulamayanların baskıcı yeni efendileri bu kez sömürgeci İngilizlerdir… İngiliz, Rum toplumunu himaye ederken, Müslüman Türk azınlığı dışlamakta, ötekileştirmekte ve ezmektedir…
   Destek ve himaye istediği Ankara’ya derdini bir türlü anlatamayan ve Ankara’dan beklediklerini uzun yıllar bulamayan Kıbrıs Türk insanının Ankara kapılarındaki bu çaresizliği de mağduriyetten başka neydi ki!..
   Rum toplumunun Enosis ütopyasıyla zehirlenmesinden ve saldırganlaşmasından sonra “Enosis’in doğal engeli” olarak görülen Türklere de saldırılar başlar… Türk toplumunun kaderi zaten mağduriyet olmuştur. Ve bu durum, Rumlarla gerginleşen ilişkilerine de fena halde yansır… Mağduriyet hali, baş baş kanla yıkanmaya başlar 50’li yılların ortasından itibaren…
   1959’da Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyeti’nin kurulması tabii ki mağduriyet psikozuna son verecek bir rejimi getirememiştir bu çileli adaya. Türkler Cumhuriyetteki ortaklık haklarının çiğnendiğinden şikâyetçidirler. Bu kez ortağı oldukları Cumhuriyetin mağdurlarıdırlar… 1963 Noel’inde bu Cumhuriyet Enosisçi Akritas Planı’nın darbesiyle yıkıldığında 11 yıllık mağduriyet dönemi gettolarda yaşanır. Gettolardaki bunalımlı ve yoksul yaşam, mağduriyet duygusunu daha bir körükler. Her gün Rum ajitasyoncuları tarafından gettolardaki Türklerin kulaklarına çeşitli kanallardan defalarca ulaştırılan “Bekledim de gelmedin” şarkısı, mağduriyetin trajikomik sesli sembolüdür.
   Tarihe yumruk gibi giren 1974 Temmuz gelişmeleri, Cumhuriyetteki ortaklığa ihanet eden Rumların baskıcı ve aşağılayıcı siyasetine kesin bir tonla “dur” der.   
   Ne ki, bu adanın mağdurlar toplumunun serüvenini ileride tarihin penceresinden izleyenler, 1974 sonrasının ortamında da “mağduriyete mahkûm kader”in değişmediğinin derin izlerini göreceklerdir. Savaş sonrasının ve ganimet furyasının nimetlerinden yararlanabilenlerin karşısında yine kendilerini mağdurlar sınıfının içinde gören karamsar kitleler oluşmuştur.
   1974 sonrasının gittikçe büyüyen çalkantılarının temelinde de yine Kıbrıs Türk toplumu insanlarının yakasından hiç düşmeyen o kronik mağduriyet psikozu var. Mağduriyeti tarihi boyunca iliklerine dek duyan ve hep bir “kurban” gibi çırpınan bu toplum, gün gelir kendini bu kez kurtarıcısı güçlü Türkiye’nin mağduru gibi duyumsamaya ve ona göre yaygınlaşan tepkiler vermeye başlar.
   Kıbrıs Türk insanını sarmalında tutan ve hasta eden bu mağduriyet psikozunu bertaraf edecek bir toplumsal tedavi yöntemi 1571’den bu yana bulunamadı… İnsanlar kendilerini mağdur ve kurban olarak gördükçe nasıl mutlu olabilirler, başarıyı nasıl yakalayabilirler?.. Tarihin en uzun süreli sorunlarından biri olan Kıbrıs meselesinin önemli sosyal boyutlarından biri de budur.    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31