19 Şubat 2016 Cuma 10:37
Kaçak yapıların sorumlusu: Siyasiler!

Duygu Alan

Dipkarpaz Çevre Koruma Bölgesi’nde uzun yıllardır faaliyette olan çok sayıda bungalovun ve benzeri turistik tesisin yıkımı konusunda mahkemenin verdiği karar, Dipkarpaz Belediyesi Başkanı Suphi Coşkun’un ve bölgedeki bazı vatandaşların tepkisine neden olurken bölgede faaliyet gösteren diğer işletmecilerin de diken üstünde oturmasına neden oldu.

Konu ile ilgili Havadis’e konuşan bazı çevre örgütlerinin temsilcileri ise mahkemenin yıkım kararını yerinde buldu.

Çevre örgütlerinin temsilcileri, ayrıca bu konuda tek suçlunun işletmeciler olmadığını savundu,  yıllardır bu yapılaşmaya göz yuman siyasilerin ve bürokratların da sorgulanması gerektiğini savundu.

Gözler mahkemede

Dipkarpaz’da milli park alanı içinde bulunan bungalovların yıkımı için işletme sahiplerine açılan davalardan ikisi geçtiğimiz gün neticelenmiş, mahkeme, Altın Kumsal’da bungalov işletmecisi Burhan Kalın ile Tekin Erdoğan hakkında “Kaçak yapılaşma” ve “Doğaya zarar verdikleri” gerekçesi ile üç yıl hapislik cezası verirken söz konusu işletmecilere ait tesislerin yıkımına emir vermişti.

Bölgede benzer faaliyette bulunan diğer işletmeciler hakkında açılan dava süreci ise devam ediyor.

Dipkarpaz Çevre Koruma Alanı içerisinde turistik tesisi bulunan diğer işletmecilerin duruşması bugün başlıyor.

“Suç tek başına işletmecilerin değil”

Biyologlar Derneği Başkanı Nilden Bektaş, Çevre Platformu olarak çok uzun süreden beri ülkede genelindeki kaçak yapılaşmaya karşı savaş açtıklarını belirterek, “bu aşamada mahkemenin kararı elbette ki yasalar nezdinde alınması gereken bir karardı” dedi.

Bektaş, işletmeciler kadar bu yapılaşmaya göz yumanların da sorumlu olduğunu kaydederek, “bu yapılara göz yuman siyasiler de üçlü kararname ile atanan müdürler de müsteşarlarda aynı şekilde yargılanması gerekiyor” dedi.

Kıbrıs Ağaçlandırma, Erozyonla Mücadele ve Doğal Varlıkların Korunması Vakfı (KEMA) Başkanı Orhan Aydeniz, Dipkarpaz’daki izinsiz yapıların politikacıların sözlü oluru üzerine inşa edildikleri dolayısıyla işletmeciler kadar, bu yapılaşmaya göz yumanların da sorumlu olduğunu dile getirdi.

Çevre Koruma Vakfı (ÇEKOVA) Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Hakkı Atun, “Milli Park Alanı’nın kişilerin işgaline uğramasının ve popülizm amaçlı yıllardan beri bu işgale göz yumulmasının” kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Yeşil Barış Hareketi Derneği Başkanı Doğan Sahir, ise “KKTC bir hukuk devletidir ve herkesin yasalara uyması gerekir. Dipkarpaz’da yıllardır bu yapılaşmanın önünü açan devlettir. İşletmeciler ise devlet eli ile suça itilmişlerdir. Dolayısıyla bu istismarlara yol açan, yön veren, neden olan ve göz yuman makamların da takip edilmesi çok önemlidir” dedi.

Bektaş: Sorumlular da suçlanmalıdır

Biyologlar Derneği Başkanı Nilden Bektaş, Çevre Platformu olarak ülke genelindeki kaçak yapılaşmaya karşı bir süreden beridir savaş açtıklarını, Ombudsman’a da kısa bir süre önce şikayette bulunarak Dipkarpaz’daki kaçak yapılaşmaya göz yuman gelmiş geçmiş tüm siyasiler, üçlü kararname ile atanan müdürler ve müsteşarların takip edilip gerekli raporun hazırlanması isteminde bulunduklarını kaydetti. Bektaş, bu aşamada mahkemenin kararının yasalar nezdinde alınması gereken bir karar olduğunu belirtti.

Amaçlarının kimsenin ekmeği ile oynamak olmadığının da altını çizen Nilden Bektaş,“Biz kimsenin ekmek parası ile oynamak istemiyoruz. Hatta bu yapıları inşa edenlerin politikacılar tarafından mağdur edilmiş olduğunu savunuyoruz. Zaten Ombudsmana şikayette bulunup Karpaz’daki kaçak yapılaşmaya göz yuman gelmiş geçmiş tüm siyasilerin üçlü kararname ile atanan müdürler ve müsteşarların takip edilip gerekli raporun hazırlanması için başvuruda bulunmuştuk. Bize göre bir tek işletmeciler suçlanmamalıdır. Sorumlular da suçlanmalıdır” diye konuştu.
Bektaş, “Yasa ne ise odur. İşletmecilerin bazıları yargılandı bazısı yargı aşamasında. Bizim görüşümüz bu işletmecilere ve faaliyetlerine göz yuman da aynı şekilde yargılanması gerektiği yönündedir” dedi.

“Karpaz’ı hedef aldığımız doğru değildir”

Nilden Bektaş, “çevre örgütleri Karpaz’ı hedef aldı. Karpaz’daki işletmeciler ile uğraşıyor” gibi düşünce ve söylemlerin ise gerçeği yansıtmadığını kaydetti.

Bektaş, “Evet. Karpaz’ın doğal ve arkeolojik sit alandır, orman alanıdır, Natura 200 alanıdır ve çok değerli, muhakkak korunması gereken bir bölgedir ancak yasa da bütün Kıbrıs için geçerlidir. Biz sadece Dipkarpaz’daki kaçak yapılara değil ülkedeki tüm kaçak yapılara karşı savaş açtık. Dolayısıyla bir tek Karpaz’ı hedef almış gibi görünmesin. Kaldı ki, uygulanacak olan kararın Karpaz halkına da faydası olacağını düşünüyorum. Çünkü Karpaz’ın içinde de bu tarz turistik tesisler var ve insanlar çoğu zaman deniz sahilindeki diğer o izinsiz yapıları tercih ettiğinden bu tesisler dolmuyor bile. Mahkemenin kararı yıllarıdır haksızlığa uğrayan diğer tesis işletmeciler de olumlu olacak” dedi.

Aydeniz: Göz yumanlar da sorgulanmalıdır
Kıbrıs Ağaçlandırma, Erozyonla Mücadele ve Doğal Varlıkların Korunması Vakfı (KEMA) Başkanı Orhan Aydeniz, Dipkarpaz’da Çevre Koruma Alanı içerisinde bulunan kaçak yapıların politikacıların sözlü oluru üzerine inşa edildiklerini dolayısıyla bu yapıları inşa edip işletenler kadar, bu yapılaşmaya göz yumanların da sorumlu olduğunu dile getirdi.
Aydeniz, “Mahkeme kararı hakkında yorum yapmak suçtur bu nedenle ben bu hususta yorum yapmak istemiyorum. Fakat KKTC bir hukuk devleti ise ben herkesin ayrıcalıklı olmaksızın yasalara uyması gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu yapılar ne bir günde inşa edildi ne de dünden beri faaliyetteydi. İşin başında Orman Dairesi’nin bu kişilere sit bölgesinde arazi kiralamaması gerekirdi. Polis ve ilgili kuruluşlar bu yapılara daha önce müdahale etmeliydi, kaçak yapılar ilk günden yıkılması gerekirdi. Tesislerin yıkım kararı ile işletmeciler, geçim kaynaklarını kaybettiler. Bu duruma üzülmemek mümkün değil elbette ama devletin kanunları var onu da yok sayamayız. Karpaz dağ başı değil, isteyen istediği yere inşaat yapamaz. Öte yandan oradaki konu yapılar bazı politikacıların sözlü oluru üzerine inşa edildi. Bu noktada sorumluların da sorgulanması gerekmektedir” dedi.
KKTC’nin zaten orman bakımından fakir bir ülke olduğunu savunan Aydeniz, mevcudun da içerisine yapı yapılmasından kaçınmak gerektiğini, turistik yapıların yasal çerçevede, tüm izinlerini alarak ve doğayı tahrip etmeyecek bir yere inşa edilmesi gerektiğini kaydetti.

Atun: Milli Park Alanı’larının işgali kabul edilemez

Çevre Koruma Vakfı (ÇEKOVA) Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Hakkı Atun, “Milli Park Alanı’nın kişilerin işgaline uğramasının ve popülizm amaçlı yıllardan beri bu işgale göz yumulmasının” kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Atun, milli parkların toplumun sağlığı, geleceği ve kalkınması ve daha da önemlisi doğayı koruma ve vahşi doğaya yaşam hakkı tanıma açısından asırlardan beri uygulanan bir yöntem olduğunu ve milli parkların bütünü ile kamunun malı olduğunu kaydetti.

Atun, gelişmiş ülkelerde milli parkları koruma görevinin başta o bölgedeki yerel yöneticilerinin olduğunu KKTC’de ise milli parkların önemi ve değerinin bir türlü anlaşılamadığını öne sürdü.

Hakkı Atun, “Gelişmiş ülkelerde milli park alanları içerisinde yapılacak herhangi bir değişiklik devletin iznine tabidir. Bir yasaya dayandırılması gerekmektedir. KKTC’de milli park yasası yok ama Çevre Yasası daha başka yasalar vardır. Belki bu konudaki organizasyonumuz yerli yerine oturmamıştır, halkımız bu konuda bilinçlendirilmemiştir. Ancak neticede güzelim milli park alanının, güzelim doğal sahilinin kişilerin işgaline uğraması ve popülizm amaçlı yıllardan beri bu işgale göz yumulması kabul edilemez” diye konuştu.

Atun, “Yıllardır milli park alanı konusunda büyük bir hata yapılmaktaydı. Bu yüzden şimdi kendini mağdur hisseden hatta hapse gönderilen kişiler mahkemenin kararına saygı göstermelidirler. Tabi iki işletmeci hakkındaki hapislik kararı niçin ve nasıl verildi onu bilemem. Mahkeme bu kararı bir caydırıcı unsur olarak almış, bundan sonra aynı işgallerin olmaması için çok ciddi bir ihtar olarak ortaya koymuş olabilir, bilemiyorum” dedi.

“İşgale göz yumanlar da cezalandırılmalıdır”

Hakkı Atun, milli park alanlarının işgaline göz yuman kişilerin de cezalandırılması gerektiğini aksi takdirde bu popülizmin ortadan kaldırılamayacağını kaydetti.

Atun, şunları söyledi: “Milli park içinde gelişme olmaz diye de bir şey yok. Eğer milli park alanında bir yapılaşma söz konusu ise devletin ihaleye çıkıp fırsat eşitliği tanıması ile olur. Doğayı bozmayacak doğal, yerel malzemeler kullanılarak bazı tesisler, yürüyüş alanları yapılabilir. İşgal edip, bozup, çirkinleştirip, tahrip edip, doğal yaşamı tahrip ederek değil. Bu kadar yıldır bu konunun üzerine gidilmedi. Seçilebilmek için, hoş görünmek için, halkın malı seçim malzemesi olarak kullanıldı. En sonunda da ve nihayet devletin bağımsız ayağı olan yargı, öne çıktı. Bu konuda ciddi ve önemli bir karar aldı. Mahkemenin kararı, hükümete de bir ders vermiştir kanaatimce. Ancak ben bu kararları alan veya aldırtan kişilerin de cezalandırılması gerektiğini aksi halde bu popülizmin ortadan kalkmayacağını düşünüyorum. Bence, halkın malını istismar edenlerin politika yapmaması gerekir, politikanın da bir edebi adabı olmalıdır.”
Milli park alanlarının korunması hususunda basına da görev düştüğünü söyleyen Atun, “Basın bu konunun önemini birinci derece anlayabilecek ortamdır. Adam hapsoldu, tesisler yıkıldı diye acımayı gerektirmez” dedi.

Sahir: Devletin de suçu var

Yeşil Barış Hareketi Derneği Başkanı Doğan Sahir, mahkemenin milli park alanı içerisindeki tesislerin yıkılması yönündeki kararının yerinde bir karar olduğunu dile getirdi.

Sahir, konu ile ilgili açıklamasında şunları söyledi: “Bu ülke bir hukuk devleti ise ayrıcalıksız olarak yasalara uyması herkesin görevidir. Dipkarpaz’da tesislerin yapım malzemelerinin doğaya zarar vermediği öne sürülüyor oysa orada tahrip unsuru konu tesislerin yapım malzemesi değildir. Asıl olan insanların faaliyetleri. Attıkları atık, gürültü, ışıklar ve benzeri etkenlerdir. Tabi ki bu tür aktiviteler olmayacak diye bir konu da yok. Bazı yerlerde aktiviteler olabilir ama b aktivitelerin nerede olduğu, ne olacağı tanımı ve altyapısı ile bellidir. Ben mahkemenin Dipkarpaz’da milli park alanı içerisinde inşa edilmiş olan tesisler hakkındaki yıkım kararını destekliyorum. Hapislik ise yasalarımızın gereğidir. Zaten biz insanlarla uğraşmıyoruz. Hedefimiz insanlar da değil. Ayrıca, bu konuda devletin de suçu vardır.  Yıllardır bu yapılaşmanın önünü açan devlettir. Bu kişiler devlet eli ile suça itilmişlerdir. Neticede suçun cezasını çeken konumda işletmeciler var. Fakat bu istismarlara yol açan kişiler, yön veren ve neden olan, göz yuman makamların da hatası var ve bunların da takip edilmesi çok önemlidir. Görünürde suçu sadece iki vatandaşın sırtına yıkmak doğru değildir. Devletin burada ekmek kazanan kişilere nasıl faaliyet yapacağına yönelik program geliştirmesi, altyapısını da hazırlayıp faaliyet yapacakları yeri göstermesi ve ihtiyaçları varsa eğitimini de vermesi gerekirdi hatta ihtiyaç halinde pazarlanmasını da üstlenmelidir. Bunun örnekleri de dünyada vardır. Bugün bu sözünü ettiğim kalkınma modelleri ille de bu sit alanı içinde olması gerekmiyor.  Bu faaliyetlerden o bölge insanının kalkınması öngörülüyorsa onların üretimlerinin de değerlendirilebileceği noktalarda yapılması gerekiyor. Bazı kişilerin çıkıp herkesten uzakta, dağın ötesinde veya denizin kenarında bu karı sadece kendilerine yontması bencillikten öte değil ve kalkınma modellerine ters düşer.”

banner22
Son Güncelleme: 19.02.2016 10:39
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5