Zülfü Livaneli’nin ses getiren romanı “Serenad”ı okurken, özellikle Kırım Türklerinin trajedisini anlatan “Mavi Alay” bölümünden çok etkilendim. Gözyaşlarımı tutamadım. Kırım Türklerinin dramını, Cengiz Dağcı yıllar önce “Onlar Da İnsandılar” adlı romanında çok dokunaklı biçimde anlatmıştı. 1920 Kırım doğumlu Dağcı, Nazi ordularının saflarında Kızıl Ordu’ya karşı savaşmak zorunda kalır. İnanılmaz serüvenler yaşadıktan sonra Türkiye’ye sığınmayı başarır. Güçlü bir kalemdi. Kırım günlerine dair roman ve yazılarıyla büyük yankılara neden olur. Yeni neslin okuyucuları Cengiz Dağcı’yı pek bilmeseler de, merak edenler internetten ona dair bilgilere ulaşabilirler. Sanırım Livaneli’ye “Serenad” romanında kaynaklık edenlerden biri de odur.
  
Livaneli “Serenad”da, Kırım Türklerinin dramının “Mavi Alay” bölümünü ön plana çıkartarak uzun soluklu öyküsüne kurguladı.
  
Stalin iktidara geldiğinde Kırım Türkleri için eziyet günleri başlar. Stalin’in faşizmi onları inim inim inletmektedir... İkinci Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler’in Nazi orduları Sovyetler’e saldırınca, Almanya’ya sempati duyan Ankara hükümeti Kırım Türklerini Alman orduları safına geçmeye ikna etmiş. Onlara “sizin için daha iyi olur, savaşı Hitler kazanacak, Stalin’den kurtulursunuz” demişler. Seçeneksizdiler, bu öneriyi kabul ettiler.
  
O dönemde Türk hükümeti savaşa girmemiş olmasına rağmen gizlice Almanya’yı destekliyor, hatta ona savaş için gerekli olan kromu sağlıyormuş. Böylece Kırım Türkleri Ankara hükümetinin telkiniyle Hitler ordusuna katılmışlar. Bunlara “Mavi Alay” adı verilmiş. Ama bir süre sonra işler tersine dönüp Alman orduları çekilmeye başlayınca da onlarla birlikte yurtlarını terk etmek zorunda kalmışlar. Yerlerinde kalsalar Stalin’in Kızıl Ordusu tarafından imha edilecekler. “Mavi Alay”ın askerleri aileleriyle birlikte ve Mussolini’nin sağladığı olanakla önce dağlık Kuzey İtalya’ya yerleştirilmişler. Müttefik Kuvvetler İtalya’ya girince Mavi Alay orada da barınamaz. Avusturya’da Drau Nehri yakınlarında Ober Drauburg bölgesine yerleştirilirler. Ama çileleri bununla da bitmez. 8’inci İngiliz Ordusu Avusturya’yı işgal edince esir düşüp bu kez Dellach kampına nakledilirler. “Uygar” İngilizlerin elinde esir olmanın belki de onları kurtaracağını düşünmüşlerdi. Türkiye’ye gidip, kendilerine yeni bir hayat kurabilecekleri hayallerine kapılırlar. Ama ne yazık ki öyle olmaz. 1945’te Londra’dan kamptakilerin Sovyetler Birliği’ne teslim edilmesini emreden bir telgraf gelir. Sovyetler hepsinin kurşuna dizileceği kararını açıkladığı halde, İngilizler onları ölüme gönderiyordu. Yalvarıp yakarmalarını dinleyen yoktur. Üç bin Kırımlı Türk, Sovyetlerin eline geçmektense kendilerini Drau Nehri’ne atarak intihar eder. Önce kadınlar çocuklarının elinden tutup nehre atlar. Sonra da erkekler. Kalan dört bin kişi vagonlara doldurulur. Vagonların kapılarına tahtalar çakılır ve tren yola çıkar. Ölüm treni günler sonra Türkiye sınırlarından içeriye girer. Rusya sınırına kadar Türk askerlerinin gözetiminde gideceklerdir. Zavallıların tüm umutları Türk hükümetinin kendilerine yardım edeceğine ve vagonları açtırarak onları kurtaracağına dairdi. Öyle ya; alay oluşturup Nazilerin saflarında kızıl Ordu’ya karşı Ankara’nın isteğiyle savaşmamışlar mıydı?. Hükümetin elbet vefa göstereceğini düşünüyorlardı. Ama heyhat; düşündükleri gibi olmaz. Vagonlar balık istifi gibiydi. Yaşam şartları çok kötüydü. Kapılara dışarıdan tahtalar çakılmıştı. Havasızlıktan, hastalıktan, açlıktan boyuna ölenler oluyordu. Ama onlar bile dışarı çıkarılmıyordu. Türk askerleri hükümetten emir aldıkları için yardımlarına koşamıyor, gözlerinden yaşlar akarak çaresizliklerine yanıyorlardı. Kara bir kış günü ölüm treni Türk – Rus sınırındaki Kızılçakçak Baraj Gölü’nün kıyısına ulaşır. Türk askerleri orada inecek ve tren sınırı geçecektir. Sovyet askerleri sınırın öte yanında makineli tüfeklerinin başında kurbanlarını bekliyor. Bu sırada bazı tutuklular kapıları kırıp, kendilerini Kızılçakçak Gölü’ne atarlar. İki bin Kırım Türkü de orada intihar eder. Diğerleri ise, sınırdaki Kızıl Ordu mensupları tarafından hemen oracıkta kurşuna dizilir. Geride, “Mavi Alay”dan ve ailelerinden hiç kimse kalmaz.
  
Kuşkusuz ki bu insanlık dramı çok etkileyici, ağlatıcı. Ama biz Kıbrıslı Türkler için daha bir etkileyici. Öylesine psikozların çalkantısındayız ki, kendimizi birer “Mavi Alay” mensubu gibi düşünebilir, dramlarımızı onların dramlarıyla özdeşleştirebiliriz. Acı  gerçeğimiz bu…  Tanrı Kıbrıslı Türkleri korusun!..   

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31