Ne yazık ki birçok gazeteci haberlerini/yazılarını daha fazla okutabilmek adına haberlerde ve köşe yazılarında ayrılıkçı, erkeksi, nefret dolu ve ötekileştirici söylemlere yer veriyor.

Medyanın toplum içerisindeki sorumluluklarına sürekli vurgu yapılıyor. Bu sorumlulukların başında da dördüncü kuvvet olarak yasama, yürütme ve yargıyı denetlemesi geliyor. Gazeteciler tüm bunları yaparken de sorunların çözümüne odaklı, insanı ön planda tutan ve ayrımcılıklardan kaçınan bir habercilik diline sahip olması beklenir. Ne yazık ki birçok gazeteci haberlerini/yazılarını daha fazla okutabilmek adına haberlerde ve köşe yazılarında ayrılıkçı, erkeksi, nefret dolu ve ötekileştirici söylemlere yer veriyor.

"Halk böyle istiyor"

Kıbrıs'ta aklıma gelen ilk örnek; Türkiye'deki ulusal bir gazetenin burada temsilciliği yapan bir gazeteciden verebilirim. Kendisine, Kıbrıslı Rumları neden sürekli olarak nefret söylemi ve ötekileştirici bir çerçevede konumlandırdığını sormuştum. Aldığım yanıt karşısında şaşırmış ama gerçeği öğrenme fırsatım olduğu için de sevinmiştim. "Rumları başka türlü ifade ettiğimde haberimi kimse okumaz" demişti. Dolayısıyla Türkiye basınında nefret söylemi, ayrılıkçı ifadeler, ötekileştiren söylemlerin pirim yaptığını ifade edebiliriz. Tabii bir de gazeteciler tarafından, "halk böyle istiyor" savunmasını duyduğumda üzülüyorum. Gazeteciler fikir önderi ve entelektüel kişilerdir. Topluma gerçekleri sunmaları ve toplumun kültür düzeyini yükseltmeleri beklenir. Böylece toplumun isteklerine göre bir gazetecilik anlayışı değil, etik değerleri ve insanı ön planda tutan bir gazetecilik dili kullanmaları beklenir.

Nefret söylemi

Geride bıraktığımız haftalarda Türkiye'de Hrant Dink Vakfı tarafından hazırlatılan "Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi" raporu yayımlandı. Araştırma kapsamında Türkiye ulusal basınında faaliyet gösteren gazeteler yer alıyor. Gazetelerin köşe yazıları ve haberleri taranarak, içerik analizi ve söylem analizi yöntemleri kullanıldı. Sonuçlara geçmeden önce araştırma kapsamında "nefret söyleminin" nasıl tanımlandığına bir göz atmamız gerekiyor. "Nefret söyleminin temelinde ön yargılar, ırkçılık, yabancı korkusu/düşmanlığı, tarafgirlik, ayrımcılık, cinsiyetçilik ve homofobi yatar. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret söyleminin kullanılmasını etkiler, ancak özellikle de, yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini arttırır."

Kötü ada dışından geliyor

Nefret söylemi, Kıbrıslılar gibi adada yaşayanlar için ayrıca bir öneme sahip. Zira Kıbrıslılar tarih boyunca adada yaşadıkları ve birçok istilaya uğradıkları için kötünün sürekli olarak ada dışından geldiğine inanır. Yani kimse kendi içindeki kötülükleri görmek istemez. Raporda da ifade edildiği gibi "...kendisinden farklı olana, “öteki”ne yönelik tahammülsüzlük giderek yaygınlaşıyor." Benzer bir durumu Kıbrıs için de söylemek yanlış olmaz. Özellikle Kıbrıs Sorunu üzerinden yapılan haberlerde ve köşe yazılarında Kıbrıs Türk ve Rum basını "biz ve onlar" çerçevesini sıklıkla kullanıyor. Bu da taraflar arasındaki ayrılıkları körüklerken, "ötekileştiren" söylemler sayesinde ortak noktalar yerine farklılıklara odaklanılıyor.

manset-20130917084559.jpg

Nefret tohumları

Raporda öne çıkan sonuçlara bakıldığında, Türkiye'de nefret söyleminin ulusal basında yerel basına göre daha fazla yer bulduğu dikkat çekiyor. Bir başka ifadeyle, Türkiye yerel basınının nefret söylemi karnesi daha iyi durumda. Benzer bir durumu etik ilkelerin ihlallerinde de görüyoruz. Ayrıca nefret söylemleri haberlere oranla köşe yazarları tarafından daha fazla tercih ediliyor. Köşe yazarlarının fikir önderi olduğu düşünüldüğünde bu konu daha da önem kazanıyor. Zira kamuoyunu şekillendirme özellikleri sayesinde birçok kişinin zihnine nefret tohumları ekilebilir.

2-059.jpg

Medyanın kışkırtması

Nefret söylemi denildiğinde aklımıza sadece etnik çatışmalar/sorunlar gelmemeli. Medyadaki ırkçı, kalıp düşünceler, ayrılıkçı, kadına yönelik şiddet ve ön yargı içeren köşe yazıları ve haberler bu kapsamda yer alabilir. Dolayısıyla herhangi bir dini inanış üzerinden yapılan bir nefret söylemi ile kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran ifadeler aynı kapsamda yer alabilir. Burada bir anlamda medyanın mevcut durumu kışkırtması ve körüklemesinden de bahsedebiliriz.

Hrant Dink Vakfı'nın raporuna göre; ulusal gazetelerde en fazla Ermeniler, Yahudiler ve Hristiyanlar hakkında nefret söylemleri yer aldı. Tüm bunları Rumlar ve Kürtler ile ilgili nefret söylemleri takip etti.

untitled-2-405.jpg

"Gazetecilik ve nefret söylemi"

Nefret söylemi konusunda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Konrad Adaneuer Stiftung’un birlikte bir panel düzenlendi. "Gazetecilik ve Nefret Söylemi" konulu panele katılan akademisyenler ve gazetecilerden önemli mesajlar geldi. Yayımlanan basın bildirisine göre, panelde konuşan TGC Başkanı Turgay Olcayto: “Nefret söylemi, özellikle spor basınında başlayan gazetelerin ön sayfalarına sıçrayan, manşetlerde yer almaya başlayan, kadına şiddeti körükleyen, çocuk istismarını tetikleyen bir hale geldi” dedi.

Nefret suçuna gidiyor

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ise yaptığı sunuşta; nefret söyleminin nefret suçuna gittiğinin altını çizdi. "1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin nefret söylemi ile ilgili bir tavsiye kararı var. Karar ‘Irkçı nefret; yabancı düşmanlığı, hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimidir. Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret, saldırgan milliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kişilere karşı düşmanlık yoluyla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir’ der."

Yeni bir dil yaratmayı öğreneceğiz

Milliyet gazetesi Ombudsmanı (Okur Temsilcisi) Belma Akçura'nın ifade ettiği gibi: "Basın olarak kimseyi hedef haline getirmeden yeni bir dil yaratmayı öğreneceğiz, öğreniyoruz..." Gerek Türkiye'de gerek ise Kıbrıs'ta söz konusu nefret söylemi içermeyen yeni bir dil için çalışmalıyız. Bu konuda faaliyetlerine başlayan Medya Etik Kurulu'nun gerek eğitimci yanıyla, gerek ise yaratacakları farkındalıklarla bu yeni dile destek vereceklerini düşünüyorum. Aksi takdirde “ifade özgürlüğü” altına sığınan, istediği ifadeleri kullanan ve nefret söylemi yapan gazetecilerin önüne geçemeyiz. Birilerini mağdur etmek, insanlara hakaret etmek, dışlamak, ötekileştirmek, ırkçı ve cinsiyetçi ifadeler kullanmak hiç bir durumda ifade özgürlüğü kapsamında yer alamaz. Hrant Dink Vakfı raporunda da belirtildiği gibi: “Medya nefret söyleminden vazgeçmeli”. Barış gazeteciliğinin habercilik dili yol gösterici olabilir.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31