Fotoğrafına bakınca büyük görürsün bazı objeleri.

Arkasında kale var mesela.

O öndeki masadadır.

Masaya yakın objektif “şak” çeker…

Kale küçük, bardak büyüktür.

Eline alınca anlıyorsun; bardak küçük.

İçine girip gezince görüyorsun; kale büyük.

Arkadaşlar, “Meyhaneye gidelim,” dediler.

“Gidelim” dedim.

Toplandık.

Akşamın başlangıç saatiydi.

Gece olmamıştı ama ramak kalmıştı.

Kuşlar henüz uyumamış olmalılar.

Ötüyorlardı kalabalık şekilde…

Ya kavgaları vardı ya yerlerine geçme telaşındaydılar.

Kuşlara bakarken bir kedi geçti ayaklarımın ucundan.

Gitti, yan evin duvarına zıpladı, oturdu.

Benden beklentisi yoktu.

Kuşlarla ilgilenmiyordu.

Belki de ne yapacağını bilemiyordu.

Arkadaş dediği saatte geldi.

“Atla” dedi, atladım.

Sonra arka mahalledeki diğer arkadaşa gittik.

Ona da “atla” dedi.

O da atladı.

Yürüdük.

Kapıya yöneldik.

 “Necati nerede kaldı” dedim.

“Gelir şimdi” dediler.

Kapıda işlemlerimizi tamamlayıp, orada bekledik.

Necati iki arkadaşımızla geldi.

İşlemlerini o da yaptırdı…

Eliyle işaret ederek, “Devam” dedi.

Devam ettik.

İstikamet Larnaka’daki balık lokantası.

İngiliz üssünden ilerlerken arkadaşım, “bak sağ tarafta gördüğün karaltı Türk askerinin nöbet kulübesi.

Güneye hızla ilerlerken tam da sağımızda Türk bölgesi görmek şaşırtıcıydı.

“Sahil daha güzel, oradan gidelim” dedi bir diğer arkadaşım.

“Gidelim” dedik.

Sağa döndük.

Diğer araba arkamızdan takip etti.

Sahile indik.

Sahil boyu ilerledik.

Orada plaj var.

Arabayı kenara çek, denize gir.

Halk plajı.

Para mara istemezler.

Kıyı kıyı giderken pat diye Larnaka’ya girdik.

“Düğün olmalı” dedi arkadaşım yolda park etmiş arabalara bakarak.

Sonra meyhane.

Denize sıfır, Türk mahallesine bitişikti meyhane.

Oturduk.

Çalışan bayan geldi.

Türk.

“Bana neden güneyde çalışıyorsun diye sormalarına kızıyorum. Benim güney kuzey diye memleketim mi var,” dedi.

“Her yer aynı değil mi” diye bağladı.

“Her yer aynı” dedik.

Keyifliydi.

En azından Türkiye’nin kültüründe var olan meyhanedeki sigara böreği gelmemişti masaya…

Yedik, içtik, hesabı ödedik, çıktık.

Dönüşte otoyolu tercih ettik.

Karşıda ışıklar vardı.

Işıkların üstünde başka ışıklar…

O ışıkların ötelerinde sıra ışıklar ve dağlar.

“Nereleri,” diye sordum.

Öndeki Pile, hemen arkadaki Pergama, diğerleri Kalavaç ve sırasındaki köylerle Beşparmaklar…

Ne ilginç…

Kıbrıs bu kadar küçük ha…

Ve bizler bu kadar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31