Hiç tanışmadık kendisiyle…

Sadece bir sefer görmüştüm onu.

Havaalanında.

O zaman havaalanının adı Yeşilköy’dü.

Şimdiki iç hatlar o zamanki dış hatlardı.

Ben Kıbrıs’a, o kim bilir nereye gidecekti.

Elinde küçük bir çanta ile önümden geçti.

Durdu.

Sağa baktı, sola baktı.

Birisini bekliyor gibiydi.

Sonra birden dönerek havaalanındaki gazete bayiine yaklaştı.

Gazeteci ile biraz konuştuktan sonra birkaç gazete aldı…

Döndü…

Büfedeki seslendi, “İlavelerin almadınız”..

Gazetecinin uzattığı eklere baktı, “Kalsın” dedi.

Yürüdü gitti.

Hayret etmiştim duyunca.

Parasını vermişsin ilavelerin…

Neden almıyorsun ki?

O dönemlerde gazeteler bol ek verirlerdi.

Kupon dönemiydi.

Çarşaf çarşaftı kuponlar.

Bu işte uzmanlaşmış insanlar bilirim.

Hangi sayfada hangi hediyenin kuponu var.

Hangi hediyeye kaç kupon kaldı.

Bir de hediyeleri dağıtan yerler farklıydı.

Kuponu vereceksin, gidip dağıtıcı yerinden alacaksın hediyeni.

Kitap, ansiklopedi, yatak, çarşaf, battaniye hatta televizyon dağıtırlardı.

O gün onun böyle sadece gazeteyi alıp gitmesine şaşırmıştım…

Bu adam hiç mi hediye almıyordu.

Hediyeden vazgeçtik; kim kime hafta sonu ne yaptı, nasıl frikik verdi öğrenmek de mi istemiyordu.

İyi ki o gün o adamı görmüşüm.

İyi ki o adam ilaveleri almadan gitmişti.

O gün bir daha anladım ki gazete dediğin gazete gibi olmalı.

Gözden çok beyine hitap etmeli.

Dergi ise başkadır, ansiklopedi de öyle.

Televizyon deseniz bambaşka.

Hele battaniye, yorgan.

Boyalı basını sevmem o yüzden.

Kısaca televizyonlarda her gün gördüğüm, yazılarını her gün olmasa da arada bir okuduğum Mehmet Ali Birand’ı sadece o gün görmüştüm.

Hiç tanımazdım onu.

Bugün de tanımam.

Dün aramızdan ayrıldı.

Hiç tanımadığım birisi için üzüldüm mü derseniz…

Üzüldüm.

Çünkü insan ve hem başarılı, hem de öleceğini bilsen de çalışman gerektiğini öğretti bizlere.

Hastalığını ilk duyduğumda, altı ay yaşamaz demiştim.

Sonra baktım televizyonda haberleri sunmaya devam ediyor.

Nasıl bir şeydi bu…

Sonra oturup düşündüm.

Dünya oldu olalı canlılar ölür.

Ölmeye mahkûmuz hepimiz.

Doğum da zaten ölüme giden ilk adım değil mi?

 Bir büyüğümden duymuştum, “Yaşamak tedavi edilemeyecek bir hastalıktır ki sonu ölümle sonlanır” .

Ne demeli…

Güle güle Mehmet Ali Birand…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31