Bir gerçek usta Mehmet Nusret’i hatırlatmak istedim sizlere. Bu ismi ilk kez duyduysanız kim olduğunu ve önemsenme nedenini de merak etmişsinizdir.

Oysa çok iyi bildiğiniz biri. Ama siz onu başka bir isimle, edebiyat dünyasındaki adıyla tanıyorsunuz.

Mehmet Nusret, Türk edebiyatının, sadece romanları, hikayeleri, anıları, tartışmaları, senaryoları ya da oyunları ile değil, “düşün” dünyasına getirileri, düşüngesi (idealizmi), sansasyonist hayatı, duruşu ve söylemleri ile de hep sıcak günler yaşamış ve yaşatmış bir düşünür, bir yazar.

20 Aralık 1915’te İstanbul Heybeliada’da doğmuş. Biz onu en çok mizah hikayeleri ile toplumsal mesajlarından tanıyoruz. İlerici, Atatürkçü, farklı bakış açıları ve zaman zaman, tüm zamanlara kalan çıkışları ile biliyoruz.

Kâh bir din tartışmasının ortasında çıktı karşımıza, kâh bir katliam girişiminin alevleri arasında.

Aydın oluşunun, aydınlatma arzusunun sıkıntıları ile geçti ömrü, 5 Temmuz 95’te onu kaybedene kadar. Ben onu tanıdım. Aydınlık dergisini yayımladığı dönemde tanışmak için gittim. Hikaye kitaplarından bir demet imzalayıp hediye verdi. Sohbet etti benimle Kıbrıs’tan gittiğimi de duyunca daha bir keyifle.

Gözlerinde, bir yazarın, bitmek tükenmek bilmez zamanları dilediğini, bitmek tükenmek bilmez yazacakları olduğunu görmek hiç de zor değildi.

17 yıl oldu görüşeli. Konuştuklarımızı çok net hatırlamıyorum ancak onun ne yapmak istediğini, ülkesi ve dünya için yüreğinde neler taşıdığını çok iyi hatırlıyor ve hiç unutmuyorum.

Kendine özge yazım biçimleri, Türkçe’ye kattığı onlarca ifade biçimi oldu. Onlarca hikayesi, romanı, anısı, şiiri, masalı, fıkrası, gezi notu, oyunu, tartışması, konuşması yayımlandı. Yurt içi ve yurtdışından onlarca ödül aldı. Yaşadığı sürece en çok üreten yazarlar arasına girdi. Bir Türkiye gerçeği olarak onlarca defa tutuklandı, öldürülmek istendi bir o kadar.

Ama o yazdı. Sadece yazdı. İyi ki de yazdı.

Büyük dalgalı bir denizde sal gibiydi hayatı. Ne çok kazanma derdi oldu, ne de kazandığını paylaşmama. Çocuklara harcadı herşeyini. Muhtaç çocuklara. Hep dalgalarla boğuşma derdi oldu hayatı çok sevdiği için. Dini olmadı, ne de bir tanrısı. Töremselliğe ya da ibadete hiç inanmadı. O insana inandı, doğaya, doğanın mucizelerine. Yaşamayı ve yazmayı ibadet bildi.

Mehmet Nusret deyince anımsayamayabileceğiniz ancak, Marko Paşa’nın, Tenin’in, Aydınlık’ın, Dolmuş-Karikatür’ün, Zübük’ün yayımcısı ve yaratıcısı oldu. Her biri Türk edebiyat tarihinin en değerli eserleri arasında sayılan bu yayımlar ve eserlerin sahibi Mehmet Nusret, diğer bilinen adı ile büyük usta Aziz Nesin’den başkası değildi.

Toplumun her durumunu en zeki mizahi anlatış ve eleştiri ile yansıtmayı yıllarca hayat felsefesi edinen Aziz Nesin, Türk insanının ilerlemesi için çok düşündü, çok istedi, çok yazdı. Başına her ne geldiyse yazmayı sürdürerek direndi. Katliamlardan döndü.

Ama o yazdı. Sadece yazdı. İyi ki de yazdı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31