Haberi, Genç TV’de reji odasında aldım… Tam da dün akşam yapmayı planladığımız programı ertelemek gerektiğini konuşuyorduk ki, monitördeki görüntü değişti: “Liderimizi kaybettik”!

Olacağını zaten bilen bir hekim olarak, hayatın tek mutlak gerçeği yüzüme çarpınca, içimde bir şey koptu… Doğanın kanunları tamam ama ne yalan söyleyeyim, Denktaş ile “ölüm” lâfını birbirine yakıştıramadım. Önceden de yazmıştım onunla “Acaba önce hangimiz gideceğiz?”i tartıştığımı ve çok bozulduğunu…

“Elbette ki ben…” demişti ve çoğu zaman olduğu gibi gene haklı çıktı!

Tesellim, onun da haksız çıktığı bir konuya tanıklık etmekten gelir! Bir türlü siyasi karşıtlarının da kendisine saygının ötesinde bir de sevgi duyduklarına inanmazdı! Haberin duyulmasından itibaren, Kıbrıs’ın kuzeyine çöken hüzün, tarihe damga vuran bu adamın, salt bir politikacı olmadığının kanıtıdır!

Rauf Denktaş, bence hatasıyla sevabıyla, kendisini bir yüzyıl sonraya taşıyabilen, tek Kıbrıslı Türk’tür…

Siyasi görüşlerine, çoğu zaman katılmadık! Onu yüz yıl geride kalmış olmakla, çok suçladık! AB’nin çok tartışıldığı günlerde, bir gün koca bir dosya yazıp, karşısına gitmiştim! Bir saat konuştum. Lâfım bittiğinde, gülümsedi…

“ Şimdi diyeceksin ki” dedi, “anlamadı fosil!”

Ben, “estağfurullah” falan diye kıvranmaya geçmişken, devam etti:

“Anladım, anlıyorum! Ama inanmıyorum! Seksen sene böyle yaşadım, birkaç sene için inançlarımı terk edemem! Bekleyin ben gideyim, ondan sonra neye inanıyorsanız onu yapın ama vebali size ait olsun!”

Çıktım ve düşündüm… Bir ömrü, siz katılsanız da katılmasanız da kendi inancı doğrultusunda, kaya gibi yaşamış, dağ gibi bir adama, gidip de “öyle inanma, bak böyle inan” deme hakkımız var mıydı? Ne dersek diyelim, ne anlatırsak anlatalım, o hayatı kendi inandığı gibi hiç taviz vermeden yaşadı ve son nefesine kadar, inançları için mücadele etti…

Rauf Denktaş, bir yazıda anlatılacak bir insan değildi. Hakkında daha çok kitaplar yazılacak, şimdiden sonra da…

Büyük mücadele gücünün yanında, o ince “humor”ü, hayvan sevgisi, fotoğrafçılık merakı, yazarlığı, hitabet gücü, çalışma hırsı, hukuk bilgisi, kıvrak zekâsı ile tezini savunma ustalığı, sanata düşkünlüğü… Her biri ayrı bir inceleme konusu olabilir.

Son görüşmemiz, Yeşilırmak’ta olduydu. O eski cumhurbaşkanı, bense meclis başkanı’nın temsilcisiydim. Protokolde yan yana oturduk…  Dizlerinden geçirdiği çok ağır ameliyatlar nedeni ile oturduğu yerden kalkamıyordu… Acı çektiğini hissettim…  Koluna girmeye kalkıştım… İstemediğini belli etti… Zorlanınca, “Avv” diye bir nida çıktı dudaklarından! “Koskoca Denktaş’ın oturduğu yerden kalkamamasına dayanamam ha” dedim. Koluna girdim… Bana dayanarak, doğruldu… Dudaklarında bir tebessüm! “Beni bırakın, bu halka sahip çıkın” dedi…
Tarihimizin son elli yılını yaptın… Güle güle git büyük usta! Mekânın cennet olsun…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31