Bizim solumuz, sağımıza çok kızar! Neden? Şükrancıdırlar diye…

Oysa, Türkiye’den gelmiş soyulmuş hıyar görünce, tuzluğu kapıp peşine düşme konusunda, sağımız yalnız başına mıdır?

İdeolojimiz farklı olabilir ama zihniyetimiz aynidir… Çünkü taşrayız ve hiçbir zaman da kendimize göre bir merkez olamadık… Olabilecek miyiz? Bilmiyorum!Yanlış anlaşılmasın… Aramızdan bazıları, gidip “merkez”de, otorite olabilir… Merkeze yön verenlerden biri de olabilir… Örneğin Kurtuluş Kayalı, bir kitabında modern Türk tarih yazımına yön veren üç isimden bahseder: Rıza Nur, Baykan Sezer ve Niyazi Berkes! İkisi Kıbrıslı…

Alın meselâ Alpaslan Türkeş’i! Lefkoşa’da kalsaydı, Rauf Bey’i geçebilir miydi? Bence, hayır… Kıbrıslı olduğundan değil, merkezde yaşadığından oldu her ne olduysa… Hade bir de soldan örnek vereyim de “faşistleşiyor” demesin bazı akl-ı evveller… Sırrı Benlioğlu… İlk TBMM’de İktisat Vekili… Bir yerde okuduğuma göre ilk hükümetin programını da o yazmış! Ayrıca Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası ( Türkçe söyleyim de anlayın: Türkiye Komünist Partisi’nin yurt içindeki legal koludur) kurucularından… Kıbrıslı olduğundan değil, merkezde yaşadığından, tarihsel bir şahsiyet haline geldi… İstediği kadar Kıbrıslı olsun, Hüseyin Köroğlu Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda oynasaydı, Türkiye’de Yılın Aktörü seçilemezdi… Osman Türkây, Londra’da değil de Kazafana’da yazsaydı o şiirleri, kim onu Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterirdi? Vamık Volkan gelip de  bizim Barış Sinir ve Ruh Hastalıkları Hastanesi’nin başhekimi olsaydı meselâ! Kim onu Nobel Barış Ödülü adayı gösterirdi?  Biz, perifer olma özelliğimizi koruyoruz…

Son yıllarda artık halkımıza da mal olmuş, Kıbrıslı olmak özelliği, henüz kendi için bir merkez olmayı becerebilmiş değil. O “periferik ruh” iliklerimize işlemiş! Çizgiden çıkanın da başına vurup, hizaya getirmek konusunda pek bir kabiliyetli, istekli ve becerikliyizdir.

Sağımızın kutsadığı şeyler var: Ordu, derin devlet şu bu… E solumuzun kutsadığı şeyler yok mu? En birincisi: “Bizim arkadaşlar”! Bu yeter de artar bile… Yarım asır İlhan Selçuk’u solcu zannetmediniz mi? Engin Ardıç’ı da “dönek” meselâ? Adam bizim gibilere, “salim arkadaşlar” lâkabını, yirmi yıl önce takmış, haklı…

Herif, “Nobel’i verecek kurula seçildim” diyor? İnanıyoruz… Niçin? Türkiye’den geldi! Ulan İsveç Kraliyet Akademisi’ne mi girdi? Norveç Kraliyet Akademisi’ne mi? Baron mu ilân edildi, lord mu? Bilmiyorsan NOBEL yaz, search düğmesine bas… Resmi site karşında… Üyeler, önericiler, şunlar bunlar! Yok, bizim inanmak, hoşumuza gidiyor…

Geçenlerde biri için bir arkadaşıma, “yeteneksiz, özentili bir taşralı” dedim; meydan muharebesi çıktı… Sanki de Lefkoşa, New York anasını sattığım… İşte kasaba azmanı, saçma bir yer… Üstelik yerlisi de kalmamış! İçindekilerin tümü ya Hatay, ya Kıbrıs köylüsü… Varsa var, bir iki aile de gerçek Lefkoşalı ki onlar da belli… Neden anlamamakta ısrar ediyoruz?

Bence ya kendimiz için merkez olmayı ruhumuza sindirerek, zihniyetimize de işleyerek öğrenmeliyiz! Ya da ille perifer kalacağız diyorsak, merkezi iyi tanımayı öğreneceğiz… Yok bunun başka bir yolu… Ama öte yandan, bir toplumda en son ve en zor değişen şeyin zihniyet olduğu da biliniyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31