Ülkemizin belediye bölgelerinde yaptığımız incelemeler sırasında Mesarya’yı da tüm ayrıntılarıyla birlikte mercek altına aldık. Bu yöresel ayrıntılar içinde, nice incelemeye, yazıya ve belgesele konu olan ünlü hırsız kebabının özel bir yeri ve ritüeli vardır. Mesaryalı, yöresine özgü bu lezzetle gurur duyar. Ve de bu yöresel lezzeti konuklarına en esprili ortamlarda ikram etmekten aşikar bir keyif alır.

İkram edilen o lezzet beğenildiğinde ve hele hakkında övücü sözler edildiğinde ise, Mesaryalı’nın keyfi daha bir artar. Benim de naçizane tavsiyem, bir gezgin olarak Mesaraya’nın hangi yöresinde olursanız olunuz tercih edeceğiniz yemek mutlaka “hırsız kebabı” olsun. Mesarya’nın tadına doyulmaz bu otantik ve geleneksel yemeği, Mesarya ruhunun lezzet bağlamındaki yansımalarından biridir. Hırsız kebabı ziyafeti, emin olunuz ki, Mesarya turunuzun unutulmazları arasına girecektir.
  
Koyun etinin ağzı sıkı sıkıya kapalı ve hatta çamurla sıvanmış, beyaz badanalı kubbeli fırınlarda kereste ateşinde saatler boyu pişirilmesi sonucunda, önünüze ağzınızda hemencecik dağılan leziz bir et yemeği gelir. Tercihe göre sulu ya da susuz, patatesli ya da patatessiz pişirilen bu et yemeğinin bir diğer adı, ya da kibarca adı ise “fırın kebabı”dır. Tadı geleneksel Türk mutfağının tandır kebabını çağrıştırsa da, yine de tandır kebabından farklı bir et yemeğidir bu. Masanıza, yanında yoğurt, çoban salatası, sirkeli turşu ve köy ekmeğiyle birlikte servis edilir.
  
Kent evlerinde gazlı ya da elektrikli fırınlarda ya da aynı yöntemle restoranlarda da pişirilir bu et yemeği... Ama evde ya da restoranlarda pişirilen fırın kebaplarının tadı asla kırsal kesimde, kubbeli fırınlarda pişirilen kebaba benzemez... Gerçek hırsız kebabının tadı, evcilleştirilmiş taklitlerinden çok daha lezizdir.
  
Mesarya’nın folklorunda ve yemek kültüründe çok özel yeri olan bu yemeğe neden “hırsız kebabı” denildiğinin öyküsü de ilginçtir. Yoksulluğun diz boyu olduğu, insanların açlık sınırında süründüğü ve hele ete büyük özlem duyulduğu Kıbrıs günlerinden kalma bir beslenme geleneğidir hırsız kebabı. Zenginlerin sürülerinden çalınan koyunlarla et özleminin giderilmeye, açlığın bastırılmaya çalışıldığı Osmanlı ve İngiliz Sömürge Yönetimi günlerinden söz ediyorum. Çalınan koyun, kırsalın ya da dağın kuytu bir köşesinde boğazlanırdı. Hayvanın yüzülen derisi toprağa derince gömülürdü. Elde edilen et ise, önceden hazırlanmış kaya oyuklarının ya da toprağa kazılan çukurların fırın gibi kullanılması suretiyle pişirilmeye konurdu. Civardaki ağaçlardan toplanan kuru dallar, tarlalardan sökülen çalı – çırpı ile oyukların ya da çukurların içinde yakılan ateşin yanına et yığınları konulduktan sonra ilkel fırının ağzı da doğal görüntü verecek şekilde bir güzel sıvanarak kapatılırdı. Neden mi? Hırsızların peşinde olan zaptiyeler ya da mal sahipleri çalıntı koyunların ağzı sıkıca sıvanarak kapatılan oyuklarda pişmeye bırakıldığının gerek görüntü olarak, gerekse koku olarak asla farkına varmamaları için!.. Zaptiyeler ve mal sahipleri çaresiz kovuşturmalarından sonra bölgeyi terk edince doğal fırınların ağzı açılır ve ortaya çıkarılan leziz et yemeği keyifle yenirdi.
  
Hırsız kebabı o dönemlerde öylesine yaygınlaşmış ve gelenekselleşmişti ki, kırsal kesimlerde bu icraatın uygulayıcıları olarak ünlü koyun hırsızları da türemişti. O günlerin sosyal koşullarında, bunların halk arasındaki itibarı yüksekti. Karnını doyurmak ve hele leziz et kebabı yemek isteyenler bunların çevresinde fır dönerdi. Kırsal hırsızlık meslek haline gelmişti. Damat adayının koyun hırsızı olduğunun söylenmesi halinde kızlarını vermeye hazır nice aileler vardı. Çünkü koyun hırsızına gelin verilecek bir kızın asla aç kalmayacağına, hatta hırsız kocanın evinde refah içinde yaşatılacağına inanılırdı.
  
Kıbrıslı Rumlar bu tür kebaba “kleftiko” derler. “Kleftis” Rum dilinde “hırsız” anlamına gelir. Demek ki koyun hırsızları ve koyun etinden gizlice kebap pişirme ritüeli bir zamanlar Rum toplumunda da vardı. Çok doğal… Çünkü yoksulluğun pençeleri bir zamanlar sadece Kıbrıs’ın Türklerine değil, Rumlarına da ulaşmıştı!..

Yoksulluğun acısını ve sıkıntılarını Kıbrıs’ın tüm insanları paylaşmışlardı. 

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

     

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31