Dün 19 Temmuz yazdık…

Bugün de 20-21 Temmuz yazayım da eksik kalmasın…

Biz o gece o Mr.Matt’ın çukurundan çıktık, öteki mevzileri de dolaşıp, her birimiz kendi sorumlu olduğumuz noktaya geldik.

Yattık mı ne yaptık, aklımda değil…

Zaten sabah saat 5’ye Bayrak Radyosu’ndan sayın Denktaş’ın anonsu ile harekâtın başladığını işittik…

Galiba bir saat sonraydı ki üzerimizden paraşütçüleri taşıyan uçaklar geçmeye, 

Girne’den  top sesleri gelmeye başladı…

Sonra, bir emir geldi: Gemikonağı’na inip, şimdi Cengiz Topel Anıtı’nın bulunduğu alanı işgal edip, TSK gelene kadar, köprü başı olarak, tutacağız…

Taarruz çıkış noktasında, bir miktar adam toplandık, “hücum” emrini bekliyoruz!

Bekle, bekle, emir gelmedi…

Öğleden biraz sonraydı galiba, taarruzun iptal edildiği emri geldi, tepelerimize döndük.

O emir neydi?

Neden iptal edildi?

Bugün oldu esbabını bilmem…

Komutanımız Özkan Mavioğlu belki biliyordur…

O gün, bizde başka bir şey olmadı…

Gece gene mevzileri dolaştık, geldik…

Birliğimiz zaten Alçı Ocağı’nın yanında mevzilenmiş, nerden bulduysam bir de çelik başlık bulmuşum, Sadi ile toprağa uzandık; uyuyakaldık! Bir ara, kendimi bir acaip hisettim, uyandım ki Sadi de kalkmış, şaşkın şaşkın bana bakıyor! Meğer Rum topçusunun attığı ilk mermi, gelmiş bizim yanıbaşında uyuduğumuz “lukko”ya düşmüş de millet parçalarımızı toplamaya koşunca, bir de bakmış ki biz, yerde oturmuş, şaşkın şaşkın birbirimize bakmaktayız! Tanrı sizi inandırsın, ne merminin geldiğini duydum, ne de yanı başımızda patladığını…

Hani var ya “Top atsan uyanmaz!”…

Ben o gün, çok şey öğrendim…

Top ateşi ile havan ateşi arasındaki farkı örneğin…

Keskin nişancıdan nasıl korunulması gerektiğini, uçaksavar mermisi kulağının dibinden geçerken çıkardığı sesle, daha küçük kalibreli silahların mermilerinin vızıltısı arasındaki farkı…

“Ateş serbest” dediğinde, dağa taşa da olsa, ilk mermiyi sıkan insanın nasıl cesaretinin arttığını v.s.

İki gün böyle geçti…

Derken bir emir geldi, “geri çekiliyoruz, karşı tepede düşman var, ona göre”! Meğer, mesele başka…

Teslim olunmuş!

Geçen cumartesi, Lefke’de karşılaştığım zamanın Sancaktar Yardımcısı Ömer bey, halâ “o karar doğruydu” diyor! Askeri iştir, kendisi emekli albay, terfilerini de alıp, albaylığa kadar çıktığına göre, demek ki bir bildiği var…

Geri çekilme derken, silahlarımız da toplandı, dımdızlak ortada kaldık…

Geldik Karadağ’da kahvelerin önünde bekliyoruz.

Akşama doğru, Rumlar göründü… 

Dili damağı kurumuş, bizim yaşlarda oğlanlar…

Bir de Yunanlı albay var, bize nutuk atmaya hazırlanıyor…

Ona doğru yöneldim ki ne dediğini belki anlarım…

O sırada, bir Rum asker, yanımdan geçiyor. Yolundan çekilmem için beni hafifçe iterken, ne dese beğenirsiniz?

“ Siğinomi!” Özür dilerim…

Ağzım bir karış açık kaldı… İçimden, “Ulan” dedim, “bu ne biçim savaş? Allah bizim müstehakımızı versin…”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31