Seksenli yıllar önemli yıllardı. Başımıza gelen çağdaş felaketlerin hemen hepsi o yıllarda doğmuş olmalı. Eğer 70’lerden 1990’lara doğrudan geçseydik, bugün daha bilge birileri olabilirdik.” der Umberto Eco.

Kendi ülkemiz için düşündüğümüzde 80’li yıllar, ne kadar başarıldığı tartışılsa da, iletişim alanında açılımların yaşanmasından dolayı bizler için önemliydi.

80’ler dünyayı doksanlara hazırlayan yıllardı. Bilgisayar teknolojilerinin, yayıncılığın, GSM gibi teknolojilerin, en önemlisi olduğuna hemfikir olacağınız internetin alt yapılarının, hem fiili hem de nazari olarak hazırlandığı yıllardı.

Ardından doksanlar boyunca takip edilemez bir hızla tümü, patlarcasına büyüdü ve hayatımza girdi. Örneğin cep telefonu. Varlığından ve hatta fikrinden bile haberimizin olmadığı yıllardı seksenler. İnternetin hayali bile olmadığı gibi. Biz o yıllar boyunca iletişimi, şimdilerde reklamlarla halkı geri kullanıma çalışan “ev telefonu”, “iş telefonu” konseptiyle kurardık. Hatta kontörlü kulubeler dahi yoktu. Onlar “jetonlu telefon”du.

*

80’lerin iletişimi beslediği yıllar olması dünyaya has bir durum iken, biz genel geçer bir kural olarak Türkiye’nin adımlarını beklemek zorundaydık. Başta 1980 yılının Ocak ayındaki iktisadi tedbirleri, ardından Eylül ayında gerçekleşen malum süreç derken seksenler, Türkiye’nin önüne bir duvar serdi. Sonrasında ise, şimdi hala ‘değişelim mi?’ ‘değişmeyelim mi?’ diye tartışılan, hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasalarla birlikte aynı sınırlayıcı temellere dayalı 82 Anayası ortaya çıktı.

Ardından sınırlandırmaları ve yasakları aşmayı hedefleyen değişiklikler yapılmış olsa da, bu Anayasa’nın getirisi, kemikleşmiş bir “yasaklayıcı taban” olarak, düşünsel ve fikirsel uygulamalarda karşımıza hep çıktı. Yapılan demokratik adımların süistimal edildiği yıllar olarak da 80’leri anmak mümkün. Özal döneminin açılımları, beraberinde, hiç de kolay aklanamayacak olaylar yaratırken Türkiye’nin iç dinamiklerinden kuvvet alan büyümesi sürdü.

Aynı dönemde KKTC doğarken, KKTC’de de kısmi sınırları olan, 82 Anayasası’nın da gölgelediği “teknotrat” bakış açıları ile oluşmuş nur topu gibi bir Anayasa ve yasalara sahip olduk. Hukuk sistemimizin ve toplumsal bakış açımızın farklılığı daha demokratik olmamıza etken iken, yasaların delik deşik edilmeye başladığı süreçler nedeniyle, batı ülkesi olmak yerine ortadoğu kimliğine yakınlaştık.

*

Şimdilerde Türkiye büyüyor. Kurulan hayallere adım adım yaklaşılıyor. Her alanda sadece ülke insanına hizmet sunmakla kalmıyor, bölgesini aşan bir söz sahipliği rolünü başarıyla sürdürüyor. En yakınında olan bizler de, birileri sevsin ya da sevmesin bu başarılara ulaşmayı arzuluyoruz. Meydanı üç beş tane manipülatöre bırakmaksızın!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31