Gündemi hükümet yaratır.  Yorulsanız da bıksanız  da sorunları tekrar etmekten eskitip kokutsanız da  iktidarın yaptıkları ile yapamadıklarının  eleştiri ve yorumları  gazetecinin işidir dolayısıyle o gündemin peşinde koşturanlar da  gazetecilerdir!

Tam bunları düşünürken desek ki  “çok affedersiniz ama  sanki yaratılacak gündem,   icraat adına bir yeni olay kalmamış gibi nihayet işimize  ‘boku’  da  kattılar!”   

Nitekim döküyorlar Lefkoşa’daki Haspolat arıtma tesisine lağım suları ile pislikleri,  akıtıyorlar Mağusa’ya!  Belediye Başkanı Oktay Kayalp dayanamadı,   “Mağusa’yı mokun içinde boğdunuz”  dedi…

Öteden beri felâket tellallığından hep kaçınmaya çalıştım.  Çoğu zaman medyanın pireyi deve  yapmasına katılmadım.  Muhalefetin yüksek sesli eleştirilerine ihtiyatla  yaklaştım.  “Fakat şu  memleketin  oldum olası  pisliğine alışamadım”  diyecektim,  işte yeni bir mustrası daha!  Dök Lefkoşa’dan pisliği topla Mağusa’dan!

ALT YAPI SORUNU DEVAM EDİYOR:  Hep yakınıyoruz:   1974’den sonra cicim bicim bir Kuzey oluşturmak yerine  “yağmalamayı”  yeğ tuttuk!  Yıllar gelip geçerken kıçımızı yırtıp başımıza giymemize karşın  ne yeni iskân alanlarını ne de kentleşmeleri plan programlara bağlayamadık, nazım planlarını çıkartmadık!  Nüfusla birlikte artan arabalar için  güvenli yollar ve trafik oluşturamadık!  Hastalıklarla hastalar artarken sağlığa cevap verecek yeterli hastaneler yapmadık!  Artan öğrencilere karşılık Rum’dan kalan okullara yeterince okul katamadık!  Narenciye bahçelerine yeni bahçeler ulamak yerine olanları da yarıya indirdik!  Hayvancılığı geliştireceğimize sütünden etine kadar pahalarını dayanılmaz yaptık!  Devlet sektörlerini el birliği ile batırdık! 

… Yani Kuzey’i   Devlet oluş iddiamıza karşılık düzgün bir Devlet yapamadık! 

Sonunda bırakın kentlerimizi sahillerimizi.   Yurdun dört bir yanını çevre kirliliğine teslim edip,   “pisliğin pisine”  boğduk!  Bu kadarı olmazdı,  vallahi oldu! 

*****

MEMLEKETİN AHVALİ

Yapısal Sorunlarla  başladık az biraz daha devam edelim. Geçen hafta DAÜ’den yaya çıktım,  Koop. Bankası’nın yanından geçip kaldırımda yürüyorum ki  karşıdan  yirmili yaşlarda üç gençle ayni yaşlarda bir kız geliyorlar. Gençlerden birisi durup durup sille tokat kıza girişiyor,  kız kendini korumaya çalışırken iki gözü iki çeşme ağlıyor.  Ne var ki dayak faslı bitmiyor,  pat küt tokatlar yumruklar peşi peşine kızın yüzünde patlıyor!

Sinirleniyor,  gayriihtiyari müdahale etmeye hazırlanıyor,  adrenalim yükseliyor derken,  “oğlum Eşref” diyorum kendi kendime.  “Ya sen müdahale edecekken birisi yahut hepsi  “sana ne lan”  diyerek  başlarlarsa sana da  sille tokat girmeye,  ne yapacaksın?”  Ne   böylesi olaylarda filmlerdeki  “oğlanlar”  gibi  kızı magandaların elinden kurtaran kahramanlardansın ne de  Don Kişot’sun akılsızca olaya bulaşasın!” 

Dün gazetelerde okudunuz.  Gençten birisi karısı ile kavga ediyor,  bir arkadaşı araya girip ayırmak istiyor ki  “vay sen misin karışan”  diyerek  araya gireni  beş yerinden bıçaklıyor! 

Alın size illegal olaylara ulanan bir yenisini daha!  Pislik bir yandan,  tertipsizlik terbiyesizlik öte yandan!   Hırsızlıklar da gırla!                                                Çıkardığımız sonuç işe şu:   Sakın  kavga edenlerin arasına girmeyin!   İçkiliyseler yanlarından bile geçmeyin!   Dört beş kişi kaldırımda yan yana yürürlerken size geçip gidecek yer bırakmamışlarsa sakın ha söylenip yan gözle bakmayın!  Oturdukları yerde yedikleri çekirdeklerin  kabukları ile tepecik oluştursalar bile sakın müdahale etmeyin,  falan…  Çünkü dayak da  yersiniz,  bıçak da! 

Yine soralım ama:   Cezamız neydi ki günahını cehennemde bile değil,  cennet olması gereken bu memlekette çektiriyorlar!

****

ÇAVUŞOĞLU CEPHESİ

Muhalefet cephesi  kaç gündür Nazım Çavuşoğlu’nun Eğitim Bakanı olduğu 2010 yılında ayni dönemde Türkiye Eğitim Bakanı olan Nimet Çubukçu’ya gönderdiği bir mektubu  bomba yapmış, UBP’nin başında patlatıyor! 

İddiaya göre  (ki ne iddiası mektup ve içeriği gazetelerde fora edildi,  bal gibi gerçek)  Çavuşoğlu Çubukçu’ya  yurt dışında öğrenim gören gençlerimizi şikâyet ediyor,  ederken de şunları söylüyor:                    “Öğrenimleri bitip mezun olduktan sonra KKTC’ye dönen bu gençlerimiz hem toplumsal sorunları hem de anavatanla olan ilişkilerimizi yorumlamada ciddi farklılıklar göstermektedirler…” 

Çavuşoğlu bu minval üzre devam eden  mektubunda kısaca demek istiyor ki  “dış ülkelere gönderilen gençlerimiz saplantılı ideolojilerle KKTC’ye dönüp,  bize,   davamıza       ters düşmekte,  zararlı olmaktadırlar!”

Yani bir Eğitim Bakanı söylüyor bunu.  Tabi kendine göre de savunmasını yapıyor ama inandırıcı değil!  Olayın bizi ilgilendiren tarafı ise şu oluyor:

Gazetelerde yayımlanan bu mektubu medyaya kim servis etti?  Hem de UBP’de İrsen Küçük’e kaldırılan başlar nedeniyle kazan kaynarken! 

Ve düşünmez misiniz?  Kalkan başları işte böyle eğerler diye!

*****

VE BAŞARAN DÜZGÜN’ÜN İDDİASI

Bir süre önce  “baş köşesinde”   geciken adaletten  yakınıyor.  Çeteleşmelere vardırılan illegal olaylardan söz ediyor,  somut örnekler veriyor,  polisin tutumunu eleştiriyor ve bazı  güçler tarafından bazı gazetelerin “tetikçi” olarak beslendiklerini söylüyor… Sonunda da şöyle bir teşhis koyuyor:                                                    “Adalet gecikiyor ve adalet olmaktan çıkıyor. Geriye ne kalıyor biliyor musunuz?  Bir yanı çetelere teslim diğer yanı adaleti bulamayan Kıbrıs Türk’ü.  Pekala Kıbrıs Türk’ü bu durum karşısında ne yapsın?”

Başaran Düzgün’ün bu iddia ve teşhisi ile yargılarını şöyle algılıyoruz:

-Düzgün çok şey biliyor fakat açıklamak istemiyor…                                                                         -Çetelerin bazı gazeteleri  ele geçirip kendilerine tetikçilik yaptırttıklarını iddia ediyor…                        -Bu gazetelerin  bazı kişilerle   kurumları  itibarsızlaştırmak için sistemli yayımlar yaptıklarını yazıyor…                                                                         -Vatandaş çetelerle mafya karşısında çaresiz kalıyor…                                                                          -Son zamanlarda yargıya olan güven azalıyor…

Tabi ki bunlar bir Gazete patronu  ve editörü olan   Başaran Düzgün tarafından  yazılıyorsa   bir Köşe yazısının  görüşleri ile  sorunları genelleştirmesini  aşıyor,       “iddia” oluyor.  Mesela bende de sadece merak uyandırmıyor,  “memleket nereye gidiyor”  sorusuna verilmesi gereken cevabı zorluyor.  Ve tabi ki bu cevap yine somuta indirgenen ifşaatları ile Başaran Düzgün’den bekleniyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31