Müjde verdi sayın bakan…

Kaçaklara af müjdesiydi bu.

Yani gelene gidene Kıbrıs’ta kalma müjdesi .

Var olanlara bir o kadar daha katmak, sayılarını ikiye katlamak müjdesi.

Hani yabancı bir ülkeye gideriz, orada bizim dilimizden konuşan birini görürüz mutlu oluruz ya…

Buradakilere de öyle bir müjde verdi sayın bakan.

Dedi ki sizin dilinizden, sizin beyninizden konuşanlar daha da çok olacak ve siz daha da mutlu olacaksınız.

Böyle bir şeydi bu müjde…

Dünkü yazımda Kıbrıs’ı adını vermeden fotoğraf ve sonbaharı bir araya getirerek anlatmıştım.

Bugün de o fotoğraf çekimlerine giderken bir sabahı anlatacağım…

Belki ilginizi çeker.

Belki de çekmez ama ders çıkartabilirisiniz oradan.

Sabahın erken saatiydi.

Ne horoz ötmüştü daha, ne de sonuna kadar açılmış hoparlörlerden Ezan başlamıştı.

Karanlıktı.

İstanbul…

Ah İstanbul…

Ne anlatılarak biter, ne yaşayarak doyulur.

Bazen keşke Kıbrıslı olmasaydım.

 Kıbrıs’ta doğmasaydım.

Anılarım hep oraya dair olmasaydı da İstanbul’u terk etme fikrine kapılmasaydım diyorum..

Ki her ne olursa olsun onu terk etmeyeyim.

Vakit erkendi.

Arkadaşıma,” Bir sefer Edirnekapı istikametinden Haliç’e inmiştim.Haliç ve Galata Kulesi hele de sis olursa o kadar güzel ki…İstersen oradan geçelim. Hem vakit geçirmiş hem orayı da görmüş oluruz. Yakalarsak birkaç kare de çekeriz” dedim.

Ne güzeldir İstanbul trafiği katledenlerin trafiğe çıkmadıkları bilhassa  sabah saatleri.

Yollar bomboştu.

Bastırdık Edirnekapı’ya, oradan da aşağıya saldık kendimiz.

Karye Müzesi var kiliseden yapılma.

Daracık sokaklarından geçtik oranın.

Selimiye Cami’nin bahçesinden daha güzeldir manzara diye ona doğru sağa saptık

Bir sokaktan diğerine geçtik.

O sokaktan da diğerine.

Uzaktan minarelerini gördüğümüz camiye bir türlü ulaşamadık.

Ulaşamadık ama çok daha ilginç bir şeye ulaştık.

Deseler ki, “Sizi 1700’lü yıllara götürelim” gülersiniz, çünkü saçma gelir .

Biz horozların henüz ötmediği, ezan sesinin duyulmadığı o saatte kendimizi 1700’lerde bulduk.

Köşe başlarında simsiyah çarşaflar içinde dilenen kadınlar…

Sokakta avazı çıktığı kadar bağıran sarıklı sakallı simitçi, sucu, şerbetçiler..

Her sokaktan caddeye doğru akan cübbeli, sarıklı, sakallı militan ordusu…

Sokaklara bakıyorum bir de camiye koşanlara.

Konuşmaları tanımadığım bir dildendi..

 -Sakın fotoğraflarını çekme yanarız, dedi arkadaşım.

-Nasıl kaçarım diye bakınıyorum sen fotoğraftan bahsediyorsun, dedim ve sürdüm en kestirmeden Haliç’e doğru..

Kaçarken de düşündüm…

Bilhassa şeker hastalarında damar bozukluğuna bağlı ekstremitelerin en uçları kangren olabilir.

Erken zamanda kangren olan kısım kesilip atılmazsa bütün ekstremite (bilhassa ayaklar) kangren olarak kesilir.

Müjde verdi sayın bakan hem de beşinciyi…

Müjde yerleşiklere bir o kadar daha katılmaya hazır bekleyenlereydi.

Onlara özetle, “Siz de aramıza katılabilirisiniz” dedi sayın bakan…

Müjdeler olsun.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31