Bugün yine mecburen Mustafa Diker cinayetine dönüyorum… Keşke ülkemizde böylesine iğrenç cürümler olmasa ve keşke bizler de bu iğrençlikler üzerinde yazı yazmak zorunda kalmasak… Gelin görün ki, bu dileğimiz boşlukta kalıyor. 

   Konuya yeniden dönüş nedenim, o inanılmaz barbarlığın minik kurbanının, öldürülmeden önce iki kez de tecavüze uğramış olduğunun açıklanması… Yeni bilginin medya manşetlerine yükselmesi üzerine toplum üç gündür bu olayın getirdiği infialle çalkalanıyor. Tecavüz gerçeğinin su yüzüne çıkması, barbarlığın dehşetini daha bir büyültmüştür.

   Olayın faili olarak karşımızda “baba” vardır. Tecavüz olayı da zaten onun itiraflarından öğrenildi. Sanığın “baba” olması kriminal tarihimizin en psikopat olayıyla karşı karşıya bulunduğumuzun altını çiziyor. “Bu nasıl baba?” sorusu herkesin beynine acıtıcı çengelini atmış durumda…

   Kışkırtıcı onca ipucuna karşın polisimizin ancak cesedin bulunmasından sonra faillere ulaşabilmesini yadırgadığımı açıkça yazmıştım.  Mustafa Diker cinayetinde şimdi bir adli şokla daha sarsılmış olmamız, beni yadırgadığım yeni bir durumla daha yüz yüze getirdi. Yadırgadığım durum, minik kurbanın öldürülmeden önce iki kez baş zanlı tarafından tecavüze uğradığının, ancak mahkeme duruşmasında okunan gönüllü ifadede ortaya çıkmış olması!..

        *       *       *

   İşte burada biraz durmak gerek ey dostlar… Minik Mustafa’nın cesedi üzerinde definden önce otopsi yapılmadı mı? Bal gibi de yapıldı… Ölüm nedeni de resmen saptanıp topluma duyuruldu. Ağır işkence sonrası boğularak ölme!..

   Peki de, bu talihsiz yavrunun öldürülmeden önce tecavüze uğradığı otopsi sırasında neden belirlenemedi? Bizim adli tıbbımızın bu kadar da ıskalayıcı olduğuna asla inanmak istemiyorum ama, acı gerçek de işte ortada. Tecavüz olayı ancak baş zanlının gönüllü ifadesiyle gün ışığına çıkabildi…

   Tecavüz olayının otopsi raporuyla değil de, gönüllü sanık ifadesiyle topluma duyurulmuş olmasındaki çarpıklığı ben pek anlayamadım; anlayabilen varsa beri gelsin. Sanığın, cinayetin yanı sıra tecavüz ve doğaya aykırı cinsel ilişki gibi suçlamaların da hedefi olması ancak gönüllü ifadedeki ürpertici itiraftan sonra mümkün olabildi. Eğer bir otopsi ıskalaması olmasaydı, sanık daha önceden bu suçlamaları da hak edecekti. 

   Olay, adli tarihimize not düşürecek denli önemli bir ayrıntıdır… Çünkü tecavüz, hele minik bir çocuğun naif bedenine yapılan tecavüz, dikkatli bir otopside hemen belirlenebilecek bir suç fiilidir… Demek ki otopsi dikkatli yapılmadı. 

   Ne olacak şimdi? O gönüllü ifadeden sonra tecavüzün kanıtlarını belirleyebilmek adına Mustafacığın cesedi mezarından mı çıkarılacak? 

        *        *        *

   Kamuoyumuz, gönüllü ifadedeki tecavüz olayını yazılı, görsel ve sözlü basınımızdan önce, internet  ekranlarındaki sosyal medyadan öğrendi. Sosyal medya tabii ki çok hızlı…  Bu sarsıcı bilgi bilgisayar ekranlarına düşer düşmez halkın infiali de patladı. Sosyal paylaşımlarda yağdırılan lanetlerin ve küfürlerin yanında, sanık için temenni edilen cezalar da en ağır ifadelerle seslendirilmekte.

   İdam cezasının özel bir yasayla geri getirilmesini de içeren temennileri ben burada saymaya dursam köşem çok yetersiz kalır. Şunu açıkça diyebilirim ki, Kıbrıs Türk halkı şimdiye dek hiçbir adli olay karşısında bu kadar öfkeli, intikamcı ve hoşgörüsüz olmamıştır. Haksız mı halkımız? Kesinlikle değildir…

   Ve ben psikopatlığın doruğuna tırmanan bu son dehşetengiz olay nedeniyle ille de sormak isterim: Ülkemizin ceza yasaları yeteri kadar caydırıcı değil midir ki, suçlar bu denli ürpertici boyutlarda gemi azıya almaktadır?.. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31